Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 01 Nisan 2016 08:03

Batı’nın Kendi Yarattığı Krizin İçine Sürüklenmesi - 2

Batı’nın Kendi Yarattığı Krizin İçine Sürüklenmesi - 2

Geçen bölümün sonunda Batılı istihbarat servisleri IŞİD üyelerinin büyük bir bölümünün Avrupa ülkeleri vatandaşları olduğunu ve sadece üç bin kadının örgüte katıldığını açıkladığını anlattık. Aslında bu veriler sadece Fransa ve İngiltere gibi bilinen sömürücü devletleri kapsamıyor ve Avrupa'nın İsveç ve Norveç gibi ülkelerinden de bir çokları Irak ve Suriye'de IŞİD'e katıldıkları anlaşılıyor. Şimdi ise Batılı istihbarat servislerinin cevap aradığı en önemli soru şu ki, IŞİD yok edildiği ve Irak ve Suriye huzura kavuştuğu takdirde bunca terörist nereye gidecek? Acaba bu teröristlerin hepsi Avrupa'da vatandaşı oldukları ülkelere mi dönecek? Aslında şu anda IŞİD'intekfirci ideolojisi ve sapkın müftülerinin etkisi altında olan ve örgüte katılmadan önceki hallerine kıyasla daha da radikalleşen teröristlerin şimdiki halini düşünmek bile Avrupa'da istihbarat ve güvenlik kurumları ve halkın uykusunu kaçıran bir konudur.


Öte yandan Batı ekonomisi en kritik günlerini geride bırakmaya başladığı bir sırada İngiltere AB'den çekilme tehdidinde bulunması ve Batı'nın Ukrayna yüzünden Rusya ile karşı karşıya gelmesi gibi durumların etkisi altında kalırken, Ortadoğu'dan IŞİD korkusu yüzünden Avrupa'ya doğru başlayan göç dalgası da tüm bunlara eklenerek Batı için tehlike çanlarını çalmaya başladığı ve uzmanların ve politikacıların kanaatine göre Avrupa'yı çökme eşiğine getirdiği gözleniyor. Gerçekte Avrupa başta Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan akın eden bunca sığınmacıya karşı ne yapacağını şaşırmış görünüyor, zira bir yandan eğer bu insanlara sığınma hakkı tanımaz ve onları kendi haline bırakacak olursa beşeriye karşı suç işlemiş olacak, çünkü sığınmacıların önemli bir bölümünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyor ve uygun bir yere yerleştirilmedikleri takdirde ölümle karşı karşıya bırakılmış olacak, öte yandan da eğer söz konusu sığınmacılara gruplar halinde sığınma hakkı tanıyarak onları kabul edecek olursa, bu grupların arasına sızan teröristlerin de Avrupa'ya nüfuz etmesinden endişe ediyor.


Batılı istihbarat servislerinin itiraf ettiği üzere tekfirci IŞİD terör örgütüne üye olan bazı teröristler Iraklı ve Suriyeli mültecilerin arasına katılarak Avrupa ülkelerine geçmiş bulunuyor. Bu teröristlerin her biri ise Avrupa ülkeleri için birer bomba niteliğindedir. Gerçekte Batı'nın Ortadoğu'da yaktığı ve içinden IŞİD'i çıkardığı taşe, Batılıların düşündüğünden çok çok erken onları da sardı. Nitekim Cezayirli deneyimli diplomat Ahzarİbrahimi'nin de belirttiği üzere Batı'nın IŞİD'i yaratma amacı İran'ın bölgesel gücü ile mücadele etmekti, ancak Batı radikal ve gerici bir ideolojiden beslenen terör örgütleri Batı'nın çıkarlarına hizmet edemeyeceğini ve tam tersi istikametinde hareket edeceklerini düşünemedi. Gerçi IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerinin türemesi Batılıların eliyle gerçekleşti, fakat bu örgütleri yok etmek Batı'nın güç ve yetki alanının dışındadır, çünkü bu örgütler için tekfirci ve Vahabi düşünceler belirleyici rol ifa eder.


Yine ilginçtir ki Batı yakın geçmişteki deneyimlerinden gereken dersi çıkarmadı. Çünkü eski sovyetler birliği ile mücadele için Taliban ve El-kaide gibi terör örgütleri Batı tarafından kuruldu, ama sonunda bu radikal örgütler Batı'nın başına bela oldu. Taliban ve El-kaide örgütleri sovyetler birliği ordusu Afganistan topraklarından çekilir çekilmez bu kez Batı ile anlaşmazlık yaşamaya başladı ve uygulamaları ile Batı'ya dolaylı bir şekilde savaş açtı. El-kaide 11 Eylül 2001'de Newyork'ta dünya ticaret merkezinin ikiz kulesine saldırarak Batı ile düşmanlığını aleni bir şekilde ortaya koydu. El-kaide böylece radikal ideolojileri neye hükmediyorsa onu yapacaklarını ve bu yolda bir zamanlar onları sovyetler birliğine karşı destekleyen Amerika'yı bile farklı görmeyeceklerini ortaya koydu. Şimdi ise IŞİD terör örgütü Taliban ve El-kaide'nin benzeri ve hatta onlarca kat daha radikal ve daha acımasız bir örgüttür ve yine Batı tarafından kurulmuştur.


Eğer Taliban bazı ilkelere bağlıysa ve hatta şimdi yer yer Afganistan yönetimi ile müzakere masasına oturuyorsa, bunun karşısında IŞİD hiç bir ilkeye ve mantığa bağlı değildir ve tüm cinayetlerini ve barbarlığını da bu çerçevede tanımlamak gerekir. Şimdi esas soru şu ki, Batı Taliban ve El-kaide'yi yaratmak için yıllarca para harcadı, ama bu örgütleri kendi eliyle yıkıp yok edemezken, nasıl Taliban ve El-kaide'den kat kat güçlü ve kat kat daha zengin olan IŞİD gibi bir örgütü yok edebilir ki?
Yine Taliban ve El-kaide üyeleri Afganistan ve seyrek sayıda Arap ülkelerinin vatandaşlarıdır, oysa IŞİD üyeleri dünyanın beş kıtasından ve Avrupa'dan Amerika'ya ve Afrika'dan Asya ve Avustralya'ya kadar yayılan dünyanın dört bir yanından üyesi bulunuyor ve örgütü yok etmek için kurulan sözde uluslararası ittifaka rağmen üye sayısı her geçen gün daha da artıyor.


Aslında Batı'nın esas sorunu, bu tür örgütlerin kuruluş sürecinde yaptığı hesap hatalarıdır. Batı bu tür örgütleri para ve silah vererek kuruyor ve kendince bu örgütleri Batı'nın sultacılığına karşı duran ve bölgeye nüfuz etmelerini engelleyen bağımsız devletlere karşı kullanmak istiyor. Taliban örgütü sovyetler birliğine karşı kurulurken, IŞİD'in de bölgede İran liderliğindeki direniş eksenine karşı kuruldu. Fakat biraz önce de belirtildiği üzere Batı bu süreçte hesap hatasına düştü ve kısa vadeli çıkarlarını hızla gerçekleştirmek uğruna uzun vadeli stratejik hedeflerini gözardı etti. Gerçekte Batı IŞİD veya Taliban gibi örgütlerin kısa vadede Batı'nın çıkarlarını temin edebileceğini düşünüyordu, ancak bu yanlış politikalar ve stratejiler bölge halklını bir çok sıkıntı ile karşı karşıya getirmenin yanında bir de Batı'nın kendisini sayısız sorunla karşı karşıya getirmeye başladı ve getirmeye de devam ediyor.


11 Eylül 2001'de Amerika'da veya en son Paris ve Kopenhag'da ve diğer bazı Avrupa kentlerinde düzenlenen terör saldırıları, Batı'nın kendi eliyle yarattığı terör örgütlerinin saldırılarına maruz kaldığının en bariz örnekleridir.Aslında Batı ya bu süreci iyi ve doğru biçimde düşünmemiş, ya da bazı hedeflerine ve çıkarlarına ulaşmak için bazı durumları gözardı etmiş ve buna göre radikal ideolojilerle beslediği Taliban ve IŞİD gibi terör örgütlerini sırf kısa vadeli hedeflerine ulaşmak için kurmuş, fakat bu örgütler Batı'nın onlar için belirlediği hedeflere doğru değil de, kendileri belirledikleri hedeflere yönelmiştir. Bu tür örgütler güçleninceye kadar para ve silah bakımından sıkıntıdadır ve bu yüzden Batılı patronlarının emirlerini hiç eksiksiz ve hiç bir şikayette bulunmaksızın yerine getirir, fakat güçlendiklerini hissettikleri an ilk tekmeyi onları destekleyen Batılı hamilerine doğru atar, çünkü bu tür radikal örgütler Batılıları haçlılar olarak bilir ve Allah'ın ve peygamberin emirlerini yerine getirmedikleri için katledilmeleri vaciptir.


Batı'nın ikinci stratejik hatası ise bölgesel müttefiklerine gerektiğinden çok daha güvenmesidir. Örneğin Batı Suriye krizinde Türkiye, Arabistan ve Katar'ın elini açık bıraktı ki bu ülkeler Beşar Esad yönetimini devirmek için ellerinden ne geliyorsa yapsın. Ancak bunun sonucu Suriye'nin %80'lik yıkımı ve milyonlarca Suriyeli vatandaşın mülteci durumuna düşmesiydi. Sonuçta ise bu ülkeler bizzat IŞİD'in hedefi haline gelmelerine karşın Suriye'de de hiç bir hedefine ulaşamadı ve tek onur duydukları şey, milyonlarca Suriyeli kadını ve çocuğu avare etmekti.


Batı'nın bölgesel müttefiklerine yönelik tutumunun bir başka örneği de Arabistan'ın elini Yemen'de Ensarullah hareketi ile mücadele bahanesi ile açık bırakmasıydı. Bugün Arabistan'ın Yemen'e tecavüzü üzerinden 11 ay geçtiği halde Ensarullah hareketi zayıflamadığı gibi, Suud rejiminin tecavüzüne karşı direndiği için halk arasındaki desteği her geçen gün daha da artıyor.
Gerçekte Suriye'de Beşar Esad ve Yemen'de Ensarullah zayıflamadı, fakat Batı'nın bu iki ülkeye yaptığı şey, teröristlerin bu ülkelerde geniş bir faaliyet alanı bulmasıydı, nitekim şu anda IŞİD Suriye'nin Rakka eyaletini tam olarak işgali altında tutuyor, El-kaide de Yemen'de az çok bazı bölgelerde faaliyet yürütüyor ve en son Lahac eyaletini işgal ettiği anlaşılıyor.

Gerçekte Batı terör ve teröristlerin sınır tanımadığı gerçeğini gözardı etti. Teröristler için önemli olan tek şey, radikal düşüncelerini hayata geçirmektir, nitekim 11 eylül 2001 olaylarında bu konu açıkça ortaya çıktı ve El-kaide bulunduğu topraklardan binlerce km uzakta hedeflerini vurdu. IŞİD de Suriye'nin Rakka kentinden defalarca haçlı Batılı hedefleri nerede olursa olsun vuracağı mesajı verdi. Bu yüzden teröristlerin nerede bulundukları mühim değildir, çünkü teröristler coğrafi sınırları düşünmez ve tek düşünceleri radikal düşüncelerini bütün dünyaya yaymaktır. Nitekim Ortadoğu'nun selefi teröristleri için saptın düşüncelerini yaymak için Batı en güzel alandır, çünkü selefilere göre Batılılar geçmiş haçlıların torunlarıdır ve bu yüzden kanlarını akıtmak vaciptir.

Sohbetimizin sonuna yaklaşırken bir de Avrupa halkına bazı noktaları hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Gerçi Batılı devlet adamları sürekli Ortadoğu bölgesine savaş dayatarak bu stratejik bölgenin kaynaklarına musallat olmaya çalışmıştır, ancak Avrupa halkı geride bıraktığı iki dünya muharebesinin acı sonuçlarını hatırlayarak liderlerini neden yanlış politikaları ve tamamen gayri meşru çıkarlarını temin etmek uğruna yüz binlerce insanın canına kaydıkları ve milyonlarcasını da başka ülkelerin yolunu tutması gibi durumlara sebep oldukları ve terörü besleyerek masum insanların canı , malı ve güvenliği ile oynadıkları konusunda sorgulamaları gerekir.
Eğer Avrupa insanı bu tür liderlerini kendi haline bırakır ve bunlar da yayılmacı ve terörist yetiştiren politikalarını sürdürecek olursa, bu ateşin dumanı en başta Avrupa insanının gözüne kaçar ve bundan böyle bu insanlar huzurdan ve yeni yıl kutlamalarından mahrum kalır. Çünkü IŞİD'in de vurguladığı üzere örgütün Avrupa'ya yönelik terör eylemleri için uzun vadeli planları vardır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile