Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Çarşamba, 30 Mart 2016 07:46

Hş. 1394 yılında Ortadoğu Ülkeleri ile İran İlişkileri

Hş. 1394 yılında Ortadoğu Ülkeleri ile İran İlişkileri

İran İslam cumhuriyetinin İslam ülkelerine yönelik dış politikası, bölgede huzur , istikrar ve İslam ümmetinin vahdetini sağlamaya yöneliktir. İran her daim İslamî vahdete vurgu yapmış ve Batı'nın İslam dünyası üzerinde sultasına ve İslam ümmetine yönelik komplolarına karşı çıkmıştır. Bu çerçevede İran'ın Filistin'e verdiği desteği dünya kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir konu olmuştur. Bu yardımlar yüzünden Filistin milleti de her zaman İran'ı Filistin'in baş hamisi olarak kabul etmiş ve bu konu iki millet arasındaki kardeşlik ilişkilerini pekiştirmiştir.
Filistin milleti her zaman İran ile ilişkilerinden ve İran'ın bölgesel konuların üzerinde etkisinden ve bu millete yardımlarından övgü ile söz etmektedir. Bu çerçevede Filistin İslamî direniş hareketi Hamas'ın siyasi büro başkanvekili Musa Ebu Marzuk dünyada hiç bir Arap veya İslam ülkesi İran kadar Filistin milletine ve direnişe yardım etmediğini açıkladı.


Filistin İslamî direniş hareketi Hamas'ın siyasi büro başkanvekili Musa Ebu Marzuk yaptığı açıklamasında İran İslam Cumhuriyeti Filistin milleti ve direnişine yaptığı çeşitli yardımlarının yanı sıra özellikle 2006 yılından Filistin yönetimine de yardım ettiğini belirtti.
Bu arada Ebu Marzuk'un yanı sıra Lübnan'ın direniş alimleri birliği Başkanı Şeyh Mahir Hamud da İran'ın Filistin direnişine ve tüm Filistin'in işgalden kurtuluşuna verdiği desteği takdir etti. Hamas ve diğer Filistinli direniş gruplarının İran ile stratejik ilişkilerinin önemine vurgu yaptı.
Gerçekte Hamas hareketinin üst düzey yetkilisinin İran'ın Filistin direnişine verdiği desteği vurgulaması ve İran'la Filistinli direniş grupları arasındaki ilişkilerin soğuduğu ile ilgili spekülasyonları reddetmesi, Tahran yönetimi geçenlerde İslam inkılabının 37. Zafer yıldönümünü kutladığı etkinlikte Hamas ve Fetih gibi çeşitli Filistinli direniş gruplarının temsilcilerini ağırladığı bir sırada gündeme geliyor.


Bundan başka İran İslam cumhuriyetinin Suriye krizine yönelik tutumu de Suriye milleti ve devleti ve BM genel sekreterinin özel temsilcileri gibi uluslararası şahsiyetlerin takdiri ile karşılanan bir konudur. Bu çerçevede BM Suriye özel temsilcisi Stephan De Mistura şimdiye kadar defalarca Suriye krizinde İran'ın yapıcı rol ifa ettiğini vurguladı. De Mistura en son Suriye'de ateşkes sağlandıktan sonra da İran diplomasisinin Suriye krizine yönelik tutumunu olumlu karşıladı. İran'ın Suriye'de terörle mücadele ve ateşkesin sağlanması ve krizin siyasi çözüm sürecine katkısına işaret eden De Mistura, Münih'te düzenlenen ve Suriye hamileri ülkelerin katıldığı oturumda tüm katılımcılar Suriye de kalıcı ateşkesin sağlanmasında önemli rol ifa ettiklerini belirtti.


İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahian da Tahran yönetimi Suriye'de terörle mücadeleye, kalıcı ateşkesin sağlanması ve devam etmesine, Suriyelilere insan yardım ulaştırılmasına ve BM gözetiminde Suriyeli tarafların geniş kapsamlı barış müzakerelerine destek verdiğini açıkladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hüseyin Cabiri Ensari de Suriye krizinin siyasi çözümü ve bu ülkede yaşanan son gelişmelere değindiği açıklamasında İran İslam Cumhuriyeti Suriye krizinin ta başından beri Suriye milletinin isteklerine saygı gösterilmesi, dış müdahale yapılmaması ve terörün siyasi amaçlara ulaşma uğruna kullanılmaması gibi üç önemli ilkeye vurgu yaptığını belirtti. Sözcü Ensari, Suriye krizinde etkili olan aktörlerin İran'ın savunduğu bu krizin askeri çözüm yolu bulunmadığı ilkesini kabul ettiğini, Suriye krizinin tek çözüm yolu Suriyeli tarafların müzakere etmesi ve Suriye milletinin istek ve iradesine saygı gösterilmesinden ibaret olduğunu vurguladı.


Geçen yıl İran İslam cumhuriyetinin Suriye ve Irak'ta askeri istişareleri, Tahran yönetiminin terörle mücadelede ciddiyetini ortaya koydu. İran Suriye ve Irak krizlerine mantıklı bir yaklaşım sergileyerek bu iki ülkede terörle savaşta her iki ülkenin devleti ve milletinin yanında yer aldı. İran'ın terörle savaşta Irak ve Suriye yönetimlerinin talebi üzerine sadece istişare verdi. Nitekim İran'ın deneyimleri Iraklı ve Suriyeli güvenlik güçlerinin yapıcı çabaları sayesinde terörle gerçek mücadele örneğini sergiledi.


İran İslam Cumhuriyeti Suriye krizinde sürekli terörle mücadele çerçevesinde Suriye devletini ve ordusunu destekledi ve bunun yanında Suriye milletinin isteklerini eksen alan siyasi çözüm önerilerinde bulundu. İran bu çerçevede geçen yıl Suriye krizi ile ilgili oturumlara katıldı. İran bu oturumlarda bir yandan Suriye milleti ve devletinin terörle mücadelesine destek verirken öbür yandan da bu şom olgunun yok edilmesine ve Suriye krizinin siyasi yollardan çözümlenmesine vurgu yaptı.
Gerçekte İran'ın Suriye krizinin çözümü için siyasi önerilerde bulunması ve BM Suriye özel temsilcisi ile sürekli temaslarını sürdürmesi ve özel temsilcinin İran'ın yapıcı rolünü vurgulaması İran'ın Batı Asya bölgesinin barış ve huzur içinde yaşamasında ifa ettiği rolün önemini gözler önüne serdi. İran yetkilileri defalarca Suriye krizinin askeri çözümü bulunmadığını ve siyasi çözüm sürecine paralel olarak Suriye'de terör karşıtı tek bir cephe ve ittifak kurulması gerektiğini savundu.


Geçen yılda İran ve Umman yetkilileri ikili dostane ilişkileri korumayı ve geliştirmeyi gündemine aldı. Gerçi Umman FKİK üyesidir, ancak bu ülke siyasi bilinç ve akılcılık çerçevesinde ve Arabistan'ın garez-kar politikalarından bağımsız hareket ederek her zaman İran İslam Cumhuriyeti ile dostane ve samimi ilişkileri olmuştur. Bilindiği üzere FKİK üyeleri Fars körfezinin kıyılarında yer alan ülkelerden oluşuyor ve çoğu Arabistan ve ecnebi güçleri garez-kar politikalarının etkisi altında bulunuyor. FKİK üyeleri arasında bir tek Umman dış politikasında bağımsız hareket ediyor ve bölgenin güçlü devleti İran ile ilişkilerinin geliştirilmesine vurgu yapıyor. Bu arada İran'ın dış politikasında en önemli önceliği de komşuları ile ortak çıkar çerçevesinde yapıcı ilişkilerini geliştirmekten ibaret olduğu belirtilmelidir.


Bu bağlamda İMGYK sekreteri Ali Şamhani geçenlerde Tahran'ı ziyaret eden Umman Dışişleri Bakanı Yusuf bin Alevi ile görüşmesinde Umman'ı İran'ın bölgede dost ve güvenilir ortağı niteledi.
Yine Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de İran ve Umman ilişkilerinden sunduğu açık bir tanımda, İran iyi ve dost bir komşu olarak her zaman Umman'a saygı duyduğunu ve ikili ilişkileri geliştirmek her iki milletin ve her iki devletin yararına olduğunu ve bu süreci sürdürmekte kararlı olduklarını kaydetti.
Umman Dışişleri Bakanı Alevi de Tahran temasları sırasında iki ülkenin gelişmekte olan ilişkilerinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, iki ülke arasında bölgesel istişarelerin sürmesi çok önemli olduğunu ve bölgede gerginliklerin hafiflemesi ve güvenliğin artması ve iktisadi gelişme bölge milletlerinin yararına olduğunu ve en önemli öncelikleri sayıldığını kaydetti.


İran İslam Cumhuriyeti Lübnan ve Irak'ın siyasi gelişmelerine karşı da sürekli bu ülkelerin milli egemenliğine saygı duymuş ve her iki ülkede tüm siyasi grupların haklarına saygı göstererek gelişmelerini izlemiştir.
İran'ın temel politikası başta komşuları olmak üzere bölge ülkeleri arasında vahdet ve birlikteliği desteklemektir. Nitekim geçen yılda da İranlı ve Iraklı yetkililerin görüşmeleri ve istişareleri hep Iraklı grupların vahdeti ve bu ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ve ülkeyi saran siyasi krizlerin çözümlenmesine yönelik olmuştur.
İran İslam Cumhuriyeti Irak devletine karşı sürekli aynı eğilimi izlemiştir. Gerçekte üniter ve bütünlüğünü korumuş bir Irak, İran İslam cumhuriyetinin temel talebidir. İran Irak'ın güvenliğini kendi güvenliği şeklinde algılamaktadır. Ancak Irak'ta kalıcı güvenlik bu ülkenin siyasi gruplarının vahdeti ve bütünlüğüne bağlıdır ve İran da geçen yıl Irak ile ilişkilerini bu temelde geliştirmiştir. İran ve Irak bir çok dini ve kültürel bağları ve ortaklıkları bulunan iki ülkedir ve bu da ikili ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamıştır.


Gerçekte İran'ın Irak'a karşı izlediği politika her türlü etnikçiliğin ötesindedir ve bu eğilimi Irak'ta kalıcı güvenliğin güvencesi olarak görmektedir. Irak çeşitli etnik gruplardan oluşan bir ülkedir ve bağımsız bir Irak'ı istemeyen düşmanları da sürekli Irak'ın milli egemenliğine darbe indirme peşindedir. İran ise Irak düşmanlarının komplolarının bilincinde hareket ederek sürekli bu ülkede milli birlik ve beraberliği desteklemiş ve Iraklı grupları da geçen yıl önceki yıllarda olduğu gibi birlik ve beraberliğe çağırmış ve teşvik etmiştir.
İran İslam cumhuriyetinin bölgeye yönelik bakışı, tüm bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünün korunmasına yöneliktir ve buna göre ve tarihi risaleti çerçevesinde bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanması için çaba harcamanın yanında nerede bir güvensizlik durumu hakimse, örneğin Irak ve Suriye'de olduğu gibi, güvensizliğe yol açan etkenlerle mücadele etmektedir. Bu durum kesinlikle İran'ın başka ülkelerin içişlerine karıştığı şeklinde yorumlanmaması gerekir.
Her halükarda İran'ın Irak'a yönelik ilkeli ve samimi tutumu da Iraklı çeşitli gruplarca olumlu karşılanmaktadır. Irak Başbakanı Haydar İbadi, İran milleti ve devletinin insani yardımları ve özellikle tekfirci terör örgütü IŞİD ile savaşta verdiği desteğine minnettar olduklarını belirtmiştir.


Geçen sene İran ve Arabistan ilişkilerinde Suud rejiminin garez-kar ve ölçüsüz hareketleri ve özellikle bölgede tekfirci terör örgütlerini desteklemeyi sürdürmesi yüzünden ciddi aksama yaşandı ve sonunda da ilişkilerin kesilmesi ile sonuçlandı.
Başta Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr olmak üzere Arabistanlı yetkililerin bölgesel gelişmelere yönelik açıklamaları ve sergiledikleri tutum bu rejimin bir dizi kuruntulara kapıldığını ve aynı zamanda garez-kar bir politika izlediklerini ortaya koydu.
Gerçekte Arabistan'ın izlediği politika bölgede kendi otoriterini kurmaya yönelik bir politikadır. Suud rejimi bu ülkeye hakim olan geleneksel aşiret sisteminden hareketle, petrol paraları ve yüklü silah alımı ile bölgede gelişmelerin yönünü belirleyebilecekleri kuruntusunu yaşıyor. Suud rejiminin bu bağlamda sergilediği davranışın en son örneği Lübnan konusunda yaşandı. Riyad'ın Beyrut'a karşı sergilediği tutum Suud rejiminin gerçekten yanlış ve boş kuruntulara kapıldığını gösteriyor.


Arabistan yaklaşık bir yıldır Yemen milletine yıkıcı bir savaşı dayatarak bu ülkeye her gün hava akınları düzenliyor. Öte yandan Arabistan Suriye'de tekfirci IŞİD terör örgütünü ve diğer bazı radikal terör örgütlerini destekleyerek bu ülkenin yasal Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimini devirme hayalini yaşıyor. Arabistan bölgede tekfirci terör örgütlerinin baş hamisidir ve bu ülkenin bölgede terörün yayılmasında ifa ettiği yıkıcı rolü herkesçe bilinen bir gerçektir.
Öte yandan Arabistan'ın son aylarda İran ile ilişkilerinin kesilmesi ile sonuçlanan kışkırtıcı ve garez-kar politikalarına tepki gösteren İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ensari, Suud rejimi bölgede muhafazakar politika izlemeyi bir kenara bırakarak agresif bir politika izlemeye başladığını belirtti. Tahran ve Riyad ilişkilerinde yaşanan gelişmeleri değerlendiren sözcü Ensari, Suud rejimi bundan önce dış politika alanında izlediği muhafazakar tutuma kıyasla daha agresif ve küstahça bir politika izlemeye başladığını ve bu politikası bölge ile sürtüşmeye dayalı olduğunu kaydetti.


Gerçekte son aylarda Arabistan'ın İran'a karşı saflaşma politikası çerçevesindeki hareketliliği, Suud diplomasisinin faaliyetlerinin başında yer almaya başladı. Arabistan'ın talebi üzerine İslam işbirliği teşkilatı Dışişleri Bakanlarının Cidde'de düzenlenen zirvesi ve zirvenin sonunda yayımlanan bildiri, Suud rejiminin bu hareketliliğine bir örnektir. Gerçekte Arabistan bu tür oturumları düzenleyerek İran aleyhinde bazı siyasi ve diplomatik kararların alınmasını ve bölge ülkelerini İran'a siyasi baskı uygulama konusunda ikna etmeyi amaçlıyor. Arabistan'ın bu tutumunun esas nedeni ise Yemen'e karşı başlattığı savaşın sonucundan duyduğu kaygı ve İran ve Batı arasında çözümlenen nükleer meselenin sonuçları hakkındaki yanlış hesapları ve özellikle petrol piyasasında evdeki hesabının çarşıya uymaması ve en başta kendisinin bu süreçten zararlı çıkmasıdır. Fakat Arabistan şimdi İslam dünyasından ve bölgenin Arap ülkelerinden mantıksız ve yanlış politikalarının bedelini üstlenmelerini istiyor.


Suud rejiminin son aylarda işlediği en büyük stratejik hatalarından biri ve kışkırtıcı girişimi, Arabistanlı şii alim Şeyh Nemer Bagır Nemer'i haksız yere idam etmesi ve İran ile siyasi ilişkilerini kesmesiydi. Gerçekte Arabistan'ın şeyh Nemer'i bir grup teröristle birlikte idam etmesi ve hemen ardından İran ile diplomatik ilişkilerini kesmesi, Suud rejiminin İran'a yönelik işlediği stratejik hatalarından biriydi. Suud rejimi şeyh Nemer'i idam ederek İran kamuoyunu kışkırtmaya çalıştı, fakat bu amacına ulaşamadı.


Öte yandan Suud hanedanının Hac ibadetini yönetmekte sergilediği beceriksizlik ve binlerce hacının Mina'da feci bir şekilde hayatını kaybetmesi de bu hanedanın kendilerini ve bölgeyi sorunlara doğru sürüklediğini ortaya koydu. Suud rejiminin baskıcı politikaları iç arenada da şeyh Nemer'in idamından sonra düzenlenen protesto eylemlerini bastırmakla tırmandı.
İşte bu yüzden İran'a göre Arabistan'ın Yemen'e saldırması ve ardından Arap birliğini izlediği yanlış politikalarını desteklemeye zorlaması ve yine şeyh Nemer'i idam etmesi, hepsi bölgede gerginlik ve fitne çıkarmaya yönelik olduğuna inanıyor.
Suud hanedanı Mina faciasında sergilediği kifayetsizlik ve Irak ve Suriye'de tekfirci terör örgütlerini desteklemekle İslam dünyasında kanlı tefrikalar çıkarmak istediğini gözler önüne serdi, nitekim bu tehlikeli politikalar bölge üzerinde de olumsuz etkileri oldu. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile