Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 18 Mart 2016 08:21

Arabistan’ın Yemen’de saçtığı dehşet ve Filistin’de siyonistlerin barbarlığı-2

Arabistan’ın Yemen’de saçtığı dehşet ve Filistin’de siyonistlerin barbarlığı-2

Geçen bölümünde sohbetimize Arabistan'ın Yemen topraklarına saldırmasından ve bu ülkenin altyapılarını yok etmesinden söz ettik ve en son uluslararası kurum ve kuruluşlar sürekli Yemen'de insani facia konusunda uyarıda bulunmaya başladığını ve özellikle uluslararası af örgütü Yemen'de insani durumu kronik nitelediğini ve Yemen halkının zor durumu hakkında uyarıda bulunduğunu anlattık.
BM genel sekreteri Ban Ki Moon de şimdiye kadar en az iki kez Yemen'de insani facia konusunda uyarıda bulundu.


Bazı uluslararası kurum ve kuruluşlar da Suud rejiminin Yemen milletine karşı misket bombası gibi çeşitli yasak silahları kullandığını ispat eden kanıtlara ulaştıklarını açıkladı.
FAO ise Yemen'de en az 14 milyon insan gıda güvenliğinin yokluğundan acı çektiğini duyurdu. Yine Arabistan cinayetlerini gözetleyen medeni ittifak adlı teşekkül, Arabistan'ın Yemen tecavüzü şimdiye kadar 24 bin kurban geride bıraktığını, bunlardan 8278 kişi hayatını kaybettiğini, 16 binden fazlası da yaralılardan oluştuğunu açıkladı. Hayatını kaybedenlerin 2236 kadarını çocuklar ve 1752'sini de kadınlar oluşturuyor.


Bu arada geçen yılın ortalarından itibaren Arabistan'ın işlediği savaş suçları ve uluslararası yasaları ihlal etmesine yönelik itirazlar artmaya başladı. BM, insan hakları örgütü, uluslararası af örgütü, silah ticaretini gözetleme örgütü ve diğer bazı uluslararası kurum ve kuruluşlar bir çok bildiri yayımlayarak Arabistan ve başını çektiği ittifakın Yemen topraklarında insan hakları ihlalleri konusunda uyarıda bulundu. Bu uyarılar AB'yi Arabistan'a silah ambargosu uygulama noktasına getirecek kadar ağırdı. Yine geçen gün BM güvenlik konseyinde de Arabistan'a silah ambargosu uygulamanın gündeme geldiği belirtildi.


Sohbetimizin ikinci ekseni ise Filistin.
Filistin de geçen yıl bir çok önemli gelişmeye sahne oldu, öyle ki bu mazlum milletin kaderini geçmiş yıllarda olduğu gibi etkiledi. Bu gelişmelerden biri, Filistin'in başta bazı Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın bir çok ülkesi tarafından tanınmasıydı. Filistin'in uluslararası Lahey mahkemesine üyeliği, Filistin bayrağının BM binasının önünde göndere çekilmesi Filistin'le ilgili diğer bazı önemli gelişmelerdi, fakat geçen yıl hiç bir gelişme, Kudüs ve Batı şeria bölgelerinde başlayan üçüncü intifada kadar Filistin milletinin kaderini etkileyemedi.


Kudüs intifadası adıyla anılan Filistin milletinin üçüncü intifadası geçen bir ekim tarihinde başladı ve halen de devam ediyor. İntifada siyonistleri hüsrana uğrattığı ve Filistin milletinin direnişi karşısında aciz yaptığı belirtiliyor. Çünkü gerçekte bugün işgal altındaki Filistin ve özellikle Batı şeria siyonistler için adeta cehenneme dönüştü, öyle ki siyonistler her an Filistinli bir gencin intihar eylemi yapmasından korkuyor. Gerçi korsan İsrail askerleri Filistinli gençleri uzaktan vurarak şimdiye kadar onlarca Filistinli genci şehit etti ve binlerce Filistinliyi de yaraladı. Ancak bu cinayetler Filistinli gençlerin azim ve iradesini etkilemeye yetmedi. Filistinli gençlerin ve direnişin operasyonları sırasında ise şimdiye kadar yaklaşık 40 siyonist helak oldu ve yüzlercesi de yaralandı.


Kudüs intifadasını başlatan kişi, Filistinli genç Mehend Halebi'yidi. Halebi kahramanca gerçekleştirdiği operasyonda bıçakla bir grup siyoniste saldırdı ve iki İsrailli askeri helak ettikten sonra bir kaç askeri de yaraladı ve en son kendisi siyonistlerin açtığı ateş sonucu şehit düştü.
Filistin sağlık bakanlığı Kudüs intifadasının şehit sayısını 200 olarak açıklarken yaralı sayısını da 16 bin şeklinde açıkladı. Şehitlerin arasında 30 kadın ve çocuk da bulunuyor.
Peki, Kudüs intifadası nasıl başladı?


Geçen sene eylül ayında siyonistlerin mübarek Mescid-i Aksa'ya yönelik taciz ve saldırıları had safhaya ulaştı ve işgalci siyonistler bu kutsal mekana tacizde bulunduktan sonra kışkırtıcı hareketlerde bulunuyordu. Radikal siyonistler Mescid-i Aksa bekçilerine saldırdı ve bu kutsal mekanın bir bölümünü kundakladı. Bu olay Filistin milleti arasında üçüncü intifada ateşini alevlendirdi ve böylece Kudüs intifadası başladı.
Öte yandan siyonist rejim uluslararası camianın tüm muhalefetine rağmen işgal altındaki Filistin'de yerleşke inşaatını sürdürüyor. Bu çerçevede korsan İsrail Başbakanı Netanyahu geçen sene yine Batı şeria ve Kudüs bölgelerinde yüzlerce birimlik yeni sitelerin inşaatından söz etti. Bu karar BM ve dünyanın bir çok ülkesi ve hatta Tel aviv'in müttefikleri Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya bu rejimin yerleşke inşaatı politikasını kınadığı ve bu süreci durdurmasını istediği halde alındı.


Yine Filistin'de yaşanan bir başka acı olay, 31 temmuz 2015 tarihinde siyonist yerleşkecilerin barbarca Filistinli aile Saad Doabşe'nin Nablus'un güneyindeki evine saldırmalarıydı. Bu korkunç cinayette ailenin 18 aylık bebeği diri diri çıkan yangında yanarak hayatını kaybetti, ailenin diğer fertleri de ağır bir şekilde yaralandı. Bir süre sonra bebeğin anne ve babası da ağır yanıkların yüzünden şehit düştü ve aileden bir tek ahmet adında büyük oğulları hayatta kaldı. Ahmet de hala hastanede yanıklarının tedavisi ile uğraşıyor ve durumu iyi olmadığı belirtiliyor.
Geçen sene Filistin milleti için önem arz eden bir başka gelişme, özerk teşkilat Başkanı Mahmut Abbas'ın BM Newyork binası önünde Filistin bayrağının göndere çekilme törenine davet edilmesiydi.


Şimdi Amerika'ya geçiyoruz. Geçen sene Amerika'da polis gücünün ırkçı tutumuna yönelik protesto eylemleri devam etti ve yine siyahilerin beyaz polis tarafından vurularak öldürülmelerine itiraz eden insanlar bazı eyaletlerde sokaklara döküldü.
Geçen yılın mayıs ayında Amerika'nın Maryland eyaletinin Baltimore kenti halkın ırkçılık karşıtı protesto eylemlerine sahne olurken, Amerika yönetimi itirazları kontrol altına alabilmek için sokağa çıkma yasağı ilan etti. Kent valisi protesto eylemlerini bastırmak için askeri güç yardım talebine bulundu, ancak milli muhafız alayına bağlı binlerce askerin kente gelmesi protestocuları daha da öfkelendirdi ve eylemler genişledi.


Baltimore halkı beyaz polisin öldürdüğü 15 yaşındaki Fredi Gray dosyasında adaletin yerine getirilmesini istiyordu. Gray'in tutuklandığı gün çekilen görüntüler, Gray'in elini başına koyduğu ve silahsız olduğu anlaşıldığını, fakat polis Gray'i yerde sürüklediği görünüyor.
Yine geçen yılın Ağustos ayında Ferguson kentinde olağanüstü hal durumu ilan edildi. Amerikan polisi 18 yaşında öldürülen siyahi genç Michael Brown'in ölüm yıldönümünde Ferguson halkının düzenlediği protesto eylemini şiddetle bastırdı ve onlarca kişiyi yaraladı, onlarca kişiyi de gözaltına aldı.
Amerika'de bu bağlamda düzenlenen en büyük eylem ise ekim kıyamı adı altında Newyork'ta düzenlenen eylemdi.


Geçen sene Amerika ile Çin arasında Güney Çin denizi üzerinde gerginlikler devam etti. Söz konusu gerginlik, Çin yönetimi bu denizde suni adalar inşa ederek mülkiyet hakkını genişletmesinin ardından başladı. öte yandan Çin yönetimi de Amerika'nın müdahaleci tutumuna şiddetle itiraz ediyor ve beyaz sarayı bölgeye savaş gemisi göndererek müttefiklerine destek vermekle aslında bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçluyor.
İki taraf arasında münakaşa konusu olan bölge denizciliğin ana güzergahlarından birinde yer alıyor ve ayrıca zengin petrol ve doğalgaz kaynakları bulunuyor.


En son Çin yönetimi bölgede devriye gezen Amerikan casusluk uçakları konusunda Washington yönetimini uyardı. Bu uyarı Amerika yönetimi Güney Çin denizine daha fazla savaş gemisi ve casusluk uçağı sevk etmeyi düşündüğü bir sırada yapıldı.
İki taraf arasında söz düellosu devam etti. En son Amerika ve Çin cumhurbaşkanları Washington'da bir araya geldikleri görüşmede Güney Çin denizi anlaşmazlığını çözemeyince, Amerika'ya ait bir savaş gemisi Çin'in inşa ettiği suni adalara yaklaşarak Çin'in bu bölgenin üzerinde mülkiyet hakkını sorgulamaya çalıştı.
Öte yandan Çin ve Tayvan liderleri 66 yılın ardından yeniden bir araya geldi. Bu görüşme iki taraf arasında uzun süredir devam eden gerilim yüzünden önem arz ediyordu. Çin tayvan üzerinde mülkiyet hakkı iddia ederken, Tayvan kendini bağımsız devlet biliyor.


Geçen sene İspanya'nın ayrılıkçı Katalonya bölgesi bir dizi gerginliğin ardından İspanya'dan bağımsızlığını ilan etmeye çalıştı, ancak bu çaba ispanya yönetiminin sert tepkisi ile karşılaştı.
Katalonya İspanya'nın kuzeydoğusunda yer alıyor ve yıllardır bu ülkeden bağımsızlığını talep ediyor.
Geçen sene Yunanistan'da solcu Siriza partisinin iktidar olması ve İngiltere'de İskoçya bağımsızlık için referandum yapmasının ardından Katalonya cumhuriyetçi partisi de bir referandum düzenlediği ve çoğunluk bağımsızlığı desteklediği takdirde bir kaç ay içinde bağımsızlık ilan edeceklerini belirtti.


Gerçekte Katalonya bölgesinde eskiden azınlık konumunda bulunan bağımsızlık taraftarlarının şimdi daha fazla güç kazandığı anlaşılıyor. Geçen yılın ekim ayında ve parlamento seçimlerinden bir gün önce binlerce bağımsızlık taraftarı sokaklara dökülerek bağımsızlığa destek mitingi düzenledi ve ertesi gün seçimler gerçekleşti. Beş milyon seçmenin oy kullandığı seçim sonuçları hemen açıklandı ve ulusalcıların listesi 62 sandalye ile nisbi çoğunluğu sağladı. Oysa ayrılıkçıların zafer için 68 oy elde etmeleri gerekiyor. Ancak solcu kanat Katalonya'nın bağımsızlığına destek vermeye yanaşmadı. Her halükarda bağımsızlıktan yana olan kanat istediği sonucu elde edemedi. Katalonya parlamentosu bağımsızlık bildirisini onayladı, fakat ertesi gün İspanya Başbakanı bildiriye tepki gösterdi ve Katalonya'nın ispanya'dan bağımsızlığını engellemek için tüm mümkün yollara baş vuracağını belirtti.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile