Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 24 Ocak 2016 16:55

İnanmıyorum - 5

 İnanmıyorum - 5

Leyla Ford arabasını Amerika’nın Teksas eyaletinin merkezinin 12435 sayılı Kuzey otobanında kullanıyordu. Bugün Pazar günü öğle saatleri ve otoban öteki günlere kıyasla çok daha tenha gözüküyor. 19 yaşındaki kız öğrenci Leyla, arada bir yandaki koltukta oturan yolcusuna bakıyor ve onun durumundan emin olmak istiyor.

Sirat her ayın ilk Pazar günü birlikte Navasota caddesine geri döndükleri gibi çok üzgün ve gözleri ağlamaktan biraz morarmış gibi gözüküyor ve aracın camından dışarıya uzak bir yere bakıyor.

Leyla ise son beş yılın her Pazar günü olduğu gibi yine ağlamadı ve şimdi arkadaşının moralini düzeltmek için bir çare bulmaya çalışıyor.

Aracın hızı kesiliyor. Bu ise Sirat’ı öğle yemeğine davet etmenin sinyali gibiydi. Gerçekte Sirat’ın canının sıkılması Leyla’yı planını uygulamaktan vaz geçirmedi. Leyla, annesinin kendisine satın aldığı yeni arabası için kutlama yapmak istediğini söyledi. Bu araba, Teksas üniversitesi tıp fakültesinden  burs kazanması için alınan bir hediye idi.

Sirat, Kerbey Laen kafe adlı restoranın kuyruğunda sırasını beklemeye başladı. Sirat başörtüsünün düğümünü bağlayarak otomobilin içinden dışarıya bakıyor ve Leyla’yı bulmaya çalışıyordu. O sırada Leyla’yı başörtüsünden tanıdı. Beş yıl önce bir Pazar günü aralarında bir arkadaşlık kurulduğu günden beri birbirini kalabalığın arasında bulmak için her zaman başörtülerinden yararlanmıştı. Leyla aracını park etmiş ve annesine söylediği gibi öğle yemeğini Sirat’la yemek üzere evden çıkıp restorana gelmişti. leyla, Sirat yaş dolu gözlerini görünce hızla ona yönelmişti. Ancak daha herhangi bir soru sormadan Amerikalı adamın yüksek sesi onu kendine getirdi: Neden kendi ülkenize dönmüyorsunuz? Silahın var mı? hadi, beni vursana!

Leyla şaşkınlık içinde Amerikalı orta yaşlı adamdan gözünü ayırdı ve Sirat’a baktı. Adamın daha sonraki sözleri Leyla’nın şaşkınlığını daha da arttırdı. Adam bu kez Leyla’ya hitap ediyordu: Silahınızı nerede sakladınız? Mutlaka bizi öldürmeye geldiniz? Neden kendi ülkenize dönüp bizi kendi ülkemizde rahat bırakmıyorsunuz?

Leyla şaşkınlığını üzerinden atıyor ve restoranın müdürünü çağırdı. Müşterilerin güvenliğini sağlamak bu mekanın yöneticisinin görevi olmasına rağmen sonuç alamadı. . Sirat ağlıyordu. Amerikalı adam, restoranın müdürü iki Arap kökenli Müslüman kızı sıranın dışında yemek için içeri alıp bir masaya oturtmasının ardından daha da küstahlaştı. Amerikalı adam şimdi her ikisi Amerika’da dünyaya gelen ve Amerikan milliyetinden başka milliyetleri olmayan iki genç kıza haykırıyor: Hadi defolun ve kendi ülkenize dönün.

O günün macerasını Leyla Abdennebi’nin twitter sayfasında okuyanlar, Leyla ve Sirat Elnahi için Amerikalı adamın hakaretleri karşısında diğer müşterilerin sessiz kalması daha da acı verici olduğunu çok iyi anlıyor.

Sirat, arkadaşı Leyla ile birlikte restorandan çıkarken orada hararete uğradıkları sırada oturup ses çıkarmayanlara hitap ediyor: Siz öylece oturup sessiz mi kalacaksınız? Ama her hangi bir cevap alamadı. Sirat bu kez daha yüksek bir sesle haykırıyor: Hiç kimse önemsemiyor mu? Bu kez restoranın bir köşesinde kesin bir cevap alıyor: Hayır.

Son beş yılda Leyla ve Sirat ilk kez ayın ilk Pazar günü ikinci kez Navasota caddesine gelmişlerdi.  Aynı günün sabah saatlerinde yaptıkları gibi Teksas eyalet mezarlığı girişinde araçtan iniyorlar ve her zamanki gibi yan yana duran iki mezar taşının önünde oturuyorlar. Ancak bu kez Leyla da ağlıyordu. Her iki genç kız orada defnedilen babaları ile konuşuyordu.

İki arkadaşın babaları 5 yıl önce Eylül ayının ilk Pazar günü Teksas ormanlarında çıkan yangın sırasında yanan 300 evden birinde mahsur kalan insanları kurtarırken enkaz altında kalıp hayatını yitirmişti. Leyla’nın babası 4 yaşında Filistin’den ve Sirat’ın babası da 6 yaşında Irak’tan ayrılmış ve Amerika’ya yerleşmişti.

İtfaiyeci babalarını aynı gün acı bir olay sırasında kaybedene Leyla ve Sirat’ın arkadaşlığı da babalarının mezarı başında başlamıştı. Şimdi beş yıldan beri iki arkadaş her ayın ilk Pazar günü babalarının mezarını ziyaret ediyordu. Leyla ve Sirat bugün babalarının ölümünü her zamankinden daha çok acı olduğunu fark etmişti. İki genç kızın babaları, evlatlarını sırf din, inanç ve başörtüleri için istemeyen ve ülkelerinden atmak isteyen insanları kurtarmak için canını feda etmişti.

Polis memuri Kent Radison’un izahatı Rana Elmir’i ikna etmeye yetmiyor.  Teksas’ın Austin kentinin polis karakolunda polis memuru Radison’la diyaloğunu sakin bir şekilde başlatan Rana şimdi daha yüksek bir sesle itirazını tekrarlıyor ve şöyle diyor: Ben neden bana yöneltilen suçlamadan aklanacakmışım? Siz nasıl benden böyle bir şey isteyebilirsiniz?

Rana bir gün önce bir grup beyazın yaşadığı semte yakın bir marketin Müslüman sahibine saldırılarına şahit olmuştu. Rana şimdi ise polis karakoluna gelmiş ve gönüllüce saldırganların aleyhinde şahitlik etmişti.

Polis memuri Rana’nın ifadesini kaydederken nereli olduğunu sormuştu. Rana bu tür sorulara alışkındı. Rana kendisi Amerikan vatandaşı olduğunu, fakat Kuveyt asıllı bir anadan ve babadan doğduğunu söyledi.

Bu cevap polis memurunun Amerikalı Müslüman bir vatandaşa saldıranların aleyhinde şahitlik etmek için gelen kadının kendisi de Müslüman olduğunu anlamasına yetiyordu. Polis memuru Radison, Müslüman kadın Rana ile konuşurken kendisinden radikal veya terör eğilimli biri olmadığını ispatlaması gerektiğini söyledi. Ancak Radison’un beklentisinin aksine Rana Elmir açıkça polis memurunun bu isteğine karşı çıktı. Amerikalı genç polis memuru Radison, Rana Elmir’in Teksas eyaletinin medeni özgürlükler birliği Başkanvekili olduğunu ve kendi haklarını ve polis kurumunun yetkilerini çok iyi bildiğini bilmiyordu. Bu birlik 1920 yılından beri Amerikalı vatandaşların haklarını devlet kurumlarının müdahalelerine karşı korumakta önemli rol ifa etmişti.

Rana Elmir artık sakin olmadığını gösteren bir sesle polis memuru Radison’a sırf Müslüman olduğu için hiç kimse onu terörizmden beraat ettiğini söyletmeye zorlayamayacağını söylüyordu.

Rana şimdi öfkesi araç kullanmasını olumsuz etkilememesine dikkat ediyordu. Rana polis memuru ile tartışmasını yarıda bıraktı, çünkü Taksas A&M üniversitesindeki konuşmasına yetişmesi gerekiyordu. Ancak üniversite bahçesinde yürüyerek konuşma salonuna gelmesi de öfkesini dindirmeye yetmemişti ve yüzünde öfke izleri belliydi. Rana’nın konuşma yapacağı tribünün yanındaki masada Teksas eyaletinin ünlü hukuk hocaları oturuyordu. Rana da onların yanında oturdu. Rana diğer konuşmacıları dinlerken masada bir şeyler not alıyordu. Konuşma sırası Rana’ya geldiğinde, hazırladığı konuşma metnini içeren kağıtları bir kenara bıraktı ve elinde küçücük bir kağıt parçası ile tribüne geçti.

Rana Elmir, daha sonra Washington Post’ta yayımladığı konuşmasına şöyle başladı: Bana terörden beraat ettiğimi ilan ederek vatanseverliğimi ispat etmem söylendi. Ama ben bunu yapmayacağım.

Polis memurunun tutumuna hala öfkeli olan Rana şöyle devam devam etti: Ben terörü onaylamıyorum, ama şimdiye kadar hiç kimse benden vatanseverliğimi ispat etmek için beyazların Amerika’da yaptıkları katliamları kınamamı istemedi, o zaman neden ben bir Müslüman olarak bir başka grubun İslam adını kötüye kullanarak yaptığı katliamları kınamalıymışım?

Rana şöyle devam etti: Biz Müslümanlardan başkalarının uyguladığı şiddet yüzünden özür dilememizi istiyorsunuz. 2000 yılından beri şimdiye kadar hepsi İslam ülkesi olan Afganistan, Pakistan, Irak, Nijerya ve Suriye’de bir çok terör saldırısı düzenlendi. Bu ülkelerde düzenlenen terör saldırılarının kurbanlarının %90 Müslümandı. Terörle mücadele merkezinin yayınladığı rapora göre sadece El-kaide örgütü Müslümanları gayri Müslimlere kıyasla 8 kat daha fazla katletti. Biz Müslümanlar terörün iyi yönlü kurbanıyız. Bir yandan Müslümanlar terör saldırılarında en çok ölen kesimdir ve öbür yandan en çok terör suçlamasına maruz kalmıştır ve doğal olarak türlü kısıtlamalar ve haklarının çiğnenmesi söz konusu olmuştur.

Rana Elmir konuşmasının bu noktasında hukuk hocalarına dönüyor ve şöyle diyor: FBI’ın 2014 raporlarına göre Amerika’da nefret temelinde suç ve cinayet oranı azalmış, ancak Müslümanlara yönelik dini nefretten kaynaklanan suçlar artmıştır. Müslümanlara karşı taciz vakalarının sayısı 11 Eylül 2001 öncesine kıyasla beş kat artmıştır.

Rana Elmir konuşmasını Teksas İslamî merkezi başkanının sözü ile noktalıyor: Teröristlerden nefret edebilirsiniz, ama Müslümanlardan nefret edemezsiniz, çünkü bu durumda doktorunuz, hemşireniz, çocuklarınızın öğretmeni, komşunuz, meslektaşını veya arkadaşınızdan nefret etmek zorunda kalırsınız.015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile