Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cumartesi, 23 Ocak 2016 15:54

Tekfirci Akımlar; Tahrip Senaryosu - 30

Tekfirci Akımlar; Tahrip Senaryosu - 30

Geçen bölümde Suud hanedanının Hicaz yarımadasının tümüne musallat olmak ve Suudi Arabistan devletinin kuruluşunu ilan etmek için işledikleri cinayetleri anlatırken en son Vahabi Suud canilerinin İslam Peygamberi'nin –s– pak ehli beyt –s– fertlerinin kutsal türbelerini tahrip etmelerinden söz etti.
Suud hanedanı Vahabi müftülerin uydurma fetvalarından hareketle İslam Peygamberi'nin –s– pak ehli beyt –s– fertlerinin kutsal türbelerini tahrip ettiler. Bu tahribatın en büyüğü ve en üzücüsü Baki mezarlığının tahrip edilmesiydi. Baki mezarlığında İslam Peygamberi'nin –s– dört torunu başta olmak üzere İslam dininin bir çok önde gelen büyük insanının mezarıydı ve tarih boyunca Müslümanlar tarafından ziyaret ediliyordu.


Tarihi eserler her dinde ve her toplumda özel öneme sahip olan eserlerdir ve özellikle bu eserler dinin önde gelen büyükleri ile ilgili olursa önemi daha da artar. İslam tarihinin ta başından itibaren Müslümanlar dinin önde gelen büyüklerinin mezarları üzerinde bir çok bina inşa etmiş ve bu mezarları ziyaret etmiştir ve bu mezarlardan teberrük talebinde bulunmuştur ve hiç kimse de bu meseleyi sakıncalı bulmamıştır. Nitekim tarih boyunca da bu konuda Müslümanlar kendi aralarında pratik bir konsensüse varmıştır ve hiç bir Müslüman bu konuyu eleştirmemiş veya muhalefet etmemiştir. Yine kameri 4. yüzyılda yaşayan Mesudi, Mürevvecül Zeheb adlı eserinde veya kameri 7 ve 8. yüzyıllarda yaşayan İbni Cübeyr ve İbni Batuta gibi seyyahlar eserlerinde ve seyahatnamelerinde bu muhteşem binalardan söz etmiştir.


Kameri 7. Yüzyılda Hicaz'a seyahat eden İbni Cübeyr, Baki mezarlığını ziyaret etmiş ve bu mekânı şöyle anlatmıştır:
... ve o yüksek ve göğe uzanan bir kubbedir ve Baki'nin yakınında yer almaktadır.
Kameri 8. Yüz yılda ve İbni Cübeyr'in Hicaz seyahatinden 150 yıl sonra İbni Batuta Medine'ye bir seyahat gerçekleştirmiş ve gözlemlerini şöyle anlatmıştır:
Baki'de yatan imamların türbesi göğe uzanan bir kubbedir ve dayanaklılık bakımından harikulade ve şaşırtıcıdır.
Çağdaş tarihimizde Merahul Haremeyn adlı eserin sahibi İbrahim Rafet Paşa Baki mezarlığındaki yıkımdan 19 yıl önce Hac ziyaretine gittiğinde durumu şöyle anlatıyor:
... ve Abbas ve Hasan bin Ali ve üç İmam bir kubbenin altında yer alıyor, ki Baki'daki tüm kubbelerden daha büyüktür.
Tarih boyunca Baki üç kez tadilata şahit oldu. İlk kez kameri 519 yılında Mustansir Billah tarafından ve üçüncü kez Gaznevi kralı Mahmut tarafından kameri 13. Yüzyılda restore edildi. Seyyahların Baki'deki kitabelerin üzerinden okudukları, bunu doğruluyor.


Baki'deki mezarlar iki aşamada yıkıldı. İlk kez Abdulaziz bin Suud komutasındaki ordu, kameri 1221'de Medine'yi uzun süre kuşattıktan sonra kentte bir çok insanı katliam etti. Ardından Resulullah'ın –s– türbesinin hademelerini bir yerde topladılar ve türbeye hediye edilen eşyaların saklandığı yeri göstermeleri için onlara işkence ettiler. Suud ordusu, Nebevi türbeyi yağmaladıktan sonra Vahabilerin karargahı olan Necd'e dönüşleri sırasında Baki'nin üzerinden geçtiler ve Abdulaziz bin Suud'un emri üzerine buradaki tüm binaları yıktılar. Suud yağmacılar, bu saldırıda içinde çeşitli mücevherler, elmaslar, yakutlar ve yaklaşık yüz kadar altın kaplamalı ,elmas ve yakut taşları ile süslü yüz kadar kılıç bulunan dört büyük kasayı yağmalayıp beraberlerinde götürdüler.


Bu olayı duyan Osmanlı halifesi valisi Mehmet Ali Paşa'ya Hicaz'ı Vahabilerin sultasından kurtarmasını ve bu toprakların denetimini ele geçirmesini emretti. Kameri 1227'de yaşanan kanlı bir savaşın ardından Vahabiler ağır yenilgiye uğradı.
Bu olayın ardından Müslümanların çabaları ve yatırımları ile tahrip edilen mezarlıklar güzel bir şekilde yeniden inşa edildi ve inşa edilen cami ve kubbesi ile beraber Baki en güzel mezarlığa ve Müslümanların ziyaret ettiği bir mekana dönüştü. Ancak sapkın Vahabiler İslam Peygamberi'nin –s– torunları ve sahabenin mezarlarını tahrip etme tehdidinden el çekmediler ve kendi uydurdukları hurafe ve sapkın iddialarla kutsal mekanları tahrip etmeyi sürdürdüler. Vahabiler kameri 1343'te Mekke'de Abdulmutallib –s–, Ebutalib –s– ve Hatice'nin –s– mezarlarının kubbelerini ve Resulullah'ın –s– ve kızı Fatıma'nın –s– doğduğu yeri ve yine Allah Resulü'nün –s– gizli ibadetgahını yerle bir ettiler ve Cidde'de de Havva ananın mezarını ve diğer bazı mezarları tahrip ettiler.


Vahabiler Medine'de de Nebev-i münevver Kubbe'yi topa tuttular, fakat Müslümanlardan çekinerek Nebevi şerif mezarı tahrip etmediler. Vahabiler ayrıca kameri 1343 yılın Şevval ayında da Baki'de masum imamların mezarlarını tahrip ederek burada bulunan değerli eşyaları yağmaladılar. Vahabiler Hz. Hamza'nın –s– ve Uhud şehitlerinin mezarını yerle bir ettiler ve Allah Resulü'nün –s– muhterem anne ve babasının mezarını ve kubbesini tahrip ettiler ve başka mezarlara da zarar verdiler.
Sapkın bağnaz Vahabiler aynı yılda Kerbela topraklarına da saldırarak İmam Hüseyin'in –s– mezarı üzerindeki parmaklığı söktüler ve kutsal türbede değerli hediyeleri ,nefis eşyaları ve mücevherleri yağmaladılar ve kentte 7 bin kadar alim, talebe, Seyyid ve başka insanları katlettiler.


Şimdi ise tekfirci selefi teröristler Suriye, Irak, Libya, Tunus ve diğer bazı İslam ülkelerinde sapkın Vahabileri izleyerek İslam dininin önde gelen büyüklerinin mezarlarını tahrip ediyor ve etmeyi de sürdürüyor. Vahabiler Kur'an'ı Kerim'in bazı ayetlerine istinat etmek ve bazı rivayetleri yanlış yorumlamak sureti ile tevhit ilkesinden elde ettikleri eksik ve yanlış kanaat yüzünden mezarların üzerinde bina inşa etmeyi şirk ve bidat sayıyor ve evliyaların türbelerini ve kubbelerini tahrip ediyordu. Vahabiler bir hadise istinat ederek mezar üzerinde bina inşa etmeyi şirk biliyordu. Nitekim İbni Taymiye, Menhucüssüne adlı eserinde yazdığı veya talebesi İbni Kayyum'un anlattığı veya Şevkani'nin Nilul Avtar'da yazdığı gibi, mezarların üzerinde bina ve kubbe inşa etmek, put yapmak gibi küfre sebep oluyormuş.


Ancak Vahabilerin istinat ettiği rivayet, belge açısından muteber değildir ve bu hadisin ravileri genellikle hadiste sahtekarlık yapmakla ün yapan kişilerdir. İkincisi, bu rivayet dayandığı deliller bakımından da etkili bir rivayet değildir ve Vahabilerin iddiasını ispat edemiyor. Çünkü Vahabilere göre mezar üzerinde bina inşa etmek haram ve mezarların üzerindeki binaları ve kubbeleri tahrip etmek vaciptir, fakat bu rivayette bu iddiayı ispat edecek hiç bir delil yoktur. ibni Taymiye ve onu izleyenlerin mezarın üzerinde bina inşa etmenin küfür telakki edilmesi asla savunulacak bir yanı yoktur. onlar şöyle diyor: Şiiler peygamberlerin ve imamların ve imam zadelerin ve ulemanın mezarları üzerinde muhteşem binalar ve büyük kubbeler inşa ediyor ve bu mekanları ziyaret ederek kapıları ve parmaklıkları öpüyor ve mezarların önünde eğiliyor ve ağlıyor ve yalvarıp yakarıyor ve bu işler Allah'a şirk koşmak ve Lat ve Uzza putlarına tapmaktan beterdir.


Şii Müslümanların inancına yöneltilen bu büyük iftiraya şöyle cevap verilebilir: İslam dininde insanların cenazesi ölümden sonra özel saygınlığa sahiptir. Nitekim kutsal şare şöyle buyurmakta: cenaze gusül edilmeli, kafur sürülmeli, kefen edilmeli ve ona namaz kılınmalı, sonra uğurlanmalı ve onun için yas tutulmalı ve toprağa verilmelidir. Kuşkusuz evliyaların ve imam zadelerin mezarına saygı başkalarına kıyasla akli açıdan bakıldığında daha saygındır. Şimdi eğer Vahabiler ,Şii Müslümanlar bu mekanlara giderek Allah'a tapmak yerine bu mezarlara tapıyor ve Allah'tan gafil oluyor, diyorsa, böyle bir amel kuşkusuz şirktir ve tüm Müslümanların bu amele karşı çıkması gerekir. Ama gerçekte böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir ve ancak İbni Taymiye ve İbni Kuyyum ve Vahabi müftülerin körü körüne körükledikleri yalan propagandalardır.


Ancak, eğer Vahabiler mezarların üzerinde bina ve kubbe inşa etmek mezarda yatan insanın makamını yüceltiyor ve adlarının iyi anılmasına vesile oluyor, diyorsa, bu durum tenkit edilemeyeceği gibi, çok de güzel ve gerekli bir şeydir, çünkü peygamberlerin ve imamların mezarlarına saygı göstermek gerçekte ilahi şiarlara saygı göstermektir. Nitekim yüce Allah Kur'an'ı Kerim'de de buna vurgu yapmıştır. Bu yüzden vahabilere, siz Şii Müslümanları, gerçekte Allah'a saygı gösterme ve hoşnutluğuna vesile olma anlamına gelen peygamberlere ve imamlar saygı gösterdikleri için şirkle suçluyorsunuz, demek gerekir.
Bundan başka, eğer kubbe inşa etmek haram ise neden Vahabilerden önce tüm Müslümanlar dinin önde gelen büyüklerinin mezarları üzerinde bina ve kubbe inşa ediyordu? Yoksa Malik bin Üns'ün Baki'de kubbesi yok muydu? Yoksa Şafii'nin Mısır'da türbesi yok mudur? Ya da Ebu Hanife'nin Bağdat'ta türbesi yok mudur?015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile