Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 03 Ocak 2016 16:15

Tekfirci akımlar; tahrip senaryosu - 29

Tekfirci akımlar; tahrip senaryosu - 29

Geçen bir kaç bölümde Suud hanedanı ve Vahabi tarikatının egemenlikleri altında bulunan topraklarda işledikleri cinayetlerden söz ettik. Bugün tekfirci IŞİD terör örgütü başta olmak üzere Irak ve Suriye'de tekfirci terör örgütlerinin işlediği cinayetler aslında Vahabi tarikatının son bir asırda işlediği cinayetleri örnek alarak işlenen cinayetlerdir. Nitekim sadece şii müslümanlar değil, asıl ehli sünnet müslümanlar Vahabi tarikatı ve Suud hanedanının işlediği cinayetlerin en büyük kurbanı olmuştur.
Vahabi tarikatı İngiltere'nin yardımıyla Necd yöresine musallat olduğu yıllarda yörenin ehli sünnet müslümanlarını tüm gücüyle katletmeye başladılar. Bu bağlamda hiç abartma olmaksızın ve Vahabi tarihçilerin itiraf ettiği üzere Necd ve Hicaz yörelerinde hiç kimse kendi istek ve iradesi ile Vahabi tarikatını benimsememiştir. Bu yüzden Vahabi tarihinin yazıldığı kitapların büyük bir bölümü Vahabi tarikatının katliamlarını ve yağmalarını anlatır. Bu kitapların en önemlileri İbni Beşer'in Ünvan-ul Mecd ve İbni Ganam'ın Necd Tarihi adlı eserleridir.


Gerçekte Vahabi tarikatının cinayetlerinin doruk noktasını en iyi yine kendileri anlatmıştır. Suud rejimine yakınlığı ile bilinen Hafız Vahabe, Ceziret-ul Arab adlı kitabında şöyle yazıyor:
Abdulaziz bin Suud şöyle diyordu: ceddimiz Muhammed bin Suud Hicaz aşiretleri ile savaştığı sıralarda Mutir aşiretinin önde gelen büyüklerinden bir grubu esir aldı. Aşiretin bazı aksakalları şefaat talebinde bulunmak üzere Muhammed bin Suud'un yanına geldi ve kendisinde bu grubu affetmesini istedi, fakat Muhammed bin Suud hepsinin başının vurulmasını ve ardından bu başları yemek tabaklarına konulmasını ve Mutir aşiretinin büyüklerinin önüne konulmasını emretti. Muhammed bin Suud onlara akrabalarının başını yemelerini emretti, ancak onlar yemeyince bu kez onların da öldürülmesini emretti.


Suud hanedanı yörenin tüm ehli sünnet aşiretleri ile savaşıp onları acımasızca katledip Vahabi tarikatının sultası altına aldıktan sonra bu kez Hicaz diyarının Ahsa yöresinde yaşayan şii aşiretlere yöneldiler.
Ahsa yöresi ta eski zamanlardan beri şii müslümanların yaşadığı bölgeydi ve bu bölgede şii düşüncesi hızla gelişmişti. Bu bölge Vahabi tarikatı ele geçirmek için ciddi sıkıntı ve direnişle karşılaştığı bölgelerden biriydi ve sonunda büyük bir katliam ve yağma yaparak bölgeye musallat oldu.
Ahsa veya El Şarkiye eyaleti, Arabistan'ın en büyük eyaleti sayılır ve Katif, Damam ve Hafuf kentleri bu eyalette yer almaktadır. Ahsa aynı zamanda Arabistan'ın petrol zengini bölgelerinden biridir. Bölgede ılımlı şii ve ılımlı sünni eğilimleri yüzünden Vahabi tarikatı tarihin hiç bir kesitinde bu bölgeye nüfuz edemedi. Gerçi tarihinde bir kesitinde bu bölge Vahabi tarikatının sultası altına girdi, ama her zaman vahabilere karşı kıyam ve isyan vardı. Bugün bu bölge yine Arabistan'da şii Müslümanların önemli merkezi sayılır.


İbni Beşer, Ünvan-ul Mecd Fi Tarihi Necd adlı eserinin birinci cildinde Suud ordusunun Ahsa eyaletinde bir bölgeye yaptığı çıkarmayı anlatırken şöyle yazıyor:
Sabah olunca askerler atlarına bindi ve hep birlikte kente saldırdı. Gök karardı ve yer titredi ve duman ve ateş göğü sardı. Ahsalı kadınların bir çoğu korkudan bebeklerini düşürdü. Ardından Suud kente girdi ve bu kentte bir kaç ay ikamet etti. Bu süre içerisinde istediği herkesi öldürdü, sürgün etti veya hapse attı. İnsanların malına el koydu, evleri ve bahçeleri yıktı ve Suud bu kentte bir çok katliam yaptı. Bu savaşta Suud anlatılamayacak kadar büyük mal ve ganimet elde etti.


Ancak Suud hanedanı ve Vahabi tarikatının cinayetleri sadece Hicaz yöresi ile sınırlı kalmadı. Vahabi hükümeti kurulduğu günden itibaren Irak topraklarında şii müslümanların mukaddes mekanlarını ele geçirmek ve yağmalamak onlar için özel cazibesi vardı. Vahabi tarikatı İslam topraklarına saldırılarını da sözde putperestlikle savaş ve tevhid hakimiyetini kurma sloganı ile haklı göstermeye çalışıyordu. Vahabi tarikatı şii müslümanları Hanbeliler ve diğer müslümanlar gibi kafir sayıyordu. Birinci Abdulaziz döneminde İslam beldelerine çıkarma yapan ordunun başında bulunan oğlu, Kerbela topraklarına saldırmak üzere büyük bir ordu tedarik gördü. Vahabi tarihçi ibni Beşer bu olayı şöyle anlatıyor:


Suud kameri 1216 yılında Necd ve yöresi, Hicaz ve Tahame bölgelerinden topladığı ordu ile Kerbela'ya doğru hareket etti ve Hüseyin'in kentine girdi ve duvarları yıktı ve zorla kentin içine girdi ve bir çok insanı çarşılarda ve evlerde katletti.
Rusya temsilcisi Rusya büyükelçiliğine gönderdiği raporda, bu katliamları ve yağmaları şöyle anlatıyor: 12 bin Vahabi birden İmam Hüseyin türbesinin parmaklığına saldırdı ve vahabiler şimdiye kadar görmedikleri değerli ganimetleri ele geçirdikten sonra ateş ve kılıçtan başka hiç bir şey geride bırakmadı. Onlar yaşlıları, çocukları ve kadınları kılıçtan geçirdi ve acımasızlıkta hiç bir eksik bırakmadı, katliamdan el çekmedi ve bu kanlı ve tamahkarca saldırı sonucunda dört bin kişi katledildi ve dört bin deve yağmalandı. Yağma ve katliamdan sonra imamın türbesi için kan ve pislik dolu yıkıntıya çevrildi.
Bundan sonra da Suud hanedanı bir kaç kez kutsal mekanlara çıkarma yaptı, ama hiç birinden başarı elde edemedi. İbni Beşer kameri 1220 yılında Suud hanedanının Necef kentine saldırmasına işaret ediyor. Ancak bu saldırı Necef halkı ve ulema ve talebelerin kahramanca direnişi ve büyük kayıplarla geri püskürtüldü ve Suud hanedanı Necef çevresindeki aşiretleri yağmalamakla yetindi.


Öte yandan Abdulaziz rejimi İngiltere'nin destekleri ile yavaş yavaş Hicaz yarımadasının çeşitli bölgelerini ele geçirmeyi başardı. Fakat haremeyni şerifeyni ele geçirme vesvesesi Abdulaziz'i bir an olsun bırakmıyordu.
Bu arada İngiltere de Mekke şerifi Hüseyin'in İngiltere'nin hedeflerini temin edemediği sonucuna vardı.
Miladi 1924 yılında Abdulaziz'in emri üzerine ilkin Taif'e saldırıldı. Taif, Mekke yakınlarında imarlı ve güzel bir kentti. Eylül 1924'te Abdulaziz bin Suud ordusu Taif kentine girdi. Suud hanedanı Taif'i üç gün kendileri için helal ilan etti ve bu süre içerisinde kentte her türlü cinayeti işledi. Taif halkının büyük bir bölümü kentten kaçtı ve geriye kalanlar Vahabilerin ve Suud hanedanının eline düştü ve hepsi katledildi.
Taif fethinden sonra şimdi Mekke fethi için zemin hazırlanmıştı, fakat Abdulaziz hala İngiltere'nin sözüne güvenmiyordu ve bu yüzden Mekke'yi ele geçirme konusunda temkinli hareket ediyordu. Çünkü İngiltere'nin hala Mekke şerifinin iktidarına olumlu bakabileceğini ve Mekke'yi ele geçirdiği takdirde ona karşı savaşa girebileceğini düşünüyordu.


Sonunda Vahabi ordusu İngiltere'nin yeşil ışık yakmasıyla Ekim 1924 tarihinde Mekke'ye girdi. Mekke halkı Vahabilerin Taif'te işlediği cinayetleri duymuştu ve bu yüzden cani orduya karşı direnmedi. Buna karşın Vahabiler Mekke'ye girdikten sonra halkı yağmalamaya başladı.
Abdulaziz 5 Aralık 1924 tarihinde beş bin kişilik bir ordunun başında Mekke'ye girdi. 1925 ve 1926 yıllarında Suud hanedanının Mekke ve Medine üzerindeki hakimiyeti tamamlandı. Gerçekte Abdulaziz'in iktidarın başına geçmesi ve Vahabilerin üçüncü dönem iktidarının başlaması için Abdulaziz ordusunun en önemli kolu olan İhvan, Abdulaziz'in diğer ordu mensupları ile beraber dört yüz bin kişili katlettiler, dört bin kişinin kellesini kestiler ve üç yüz elli bin kişinin de elini ayağını kestiler.


Suud hanedanı ve Vahabi tarikatının diğer cinayetleri İslamî mekanları tahrip etmektir. Vahabi hükümdarlardan ikisi bu cinayette en kara karneye sahip olanlarıdır. İlkin Suud bin Abdulaziz kameri 1216 ila 1222 yılları arasında bir çok İslamî mekanı yıktı ve yerle bir etti. Suud döneminde Vahabi ordusu kutsal mekanlara saldırdı ve İmam Hüseyin'in –s– kutsal türbesini yıktı. Fakat o dönemde sadece şii müslümanlar Suud ordusunun saldırısına maruz kalmadı.
Ahmet Zeyni Dahlan kitabında Vahabilerin Mekke'de kutsal mekanlara karşı tutumunu da şöyle anlatıyor: henüz sabah olmadan vahabiler ve uşakları camileri ve salihlerin eserlerini tahrip etmeye başladı. İlkin Mualla mezarlığı tahrip edildi, ardından Resulullah'ın –s– doğduğu yere inşa edilen kubbeyi tahrip ettiler ve onda sonra salihlerle ilgili her türlü eseri yok ettiler. Onlar mezarları tahrip ederken davul çalıyor ve şarkılar söylüyordu ve müminlerin mezarlarına saygısızlık ediyordu.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile