Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 03 Ocak 2016 16:12

Avrupalı gençlerin IŞİD’e katılma sebepleri - 2

Avrupalı gençlerin IŞİD’e katılma sebepleri - 2

Batı dünyası Batı toplumunda şiddetin artması ve teröristlerin dehşet saçmasının sebeplerini bulmakta şaşkınlık yaşadığı bir sırada İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin Batılı gençlere hitaben yazdığı ikinci tarihi mektubu, Batılı toplumlarda terör eğilimlerinin gerçek köklerine ışık tutan bir çok önemli ve üzerinde durulması gereken noktayı gündeme getirdi.
13 Kasım 2015 tarihinde Paris'te yaşanan ve 130 ölü geride bırakan terör saldırıları ilk kez değil de, kaçıncı kez, Ortadoğu bölgesinde cirit atan teröristlerin faaliyet alanı sadece bu bölge veya sırf İslam dünyası ile sınırlı kalmayacağını ortaya koydu. Bu olay İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin mektubunda vurguladığı üzere terörün ortak dert ve ortak sorun olduğunu da bir kez daha gözler önüne serdi. Gerçekte bu olay, Batılı toplumların da radikal eğilimlerin büyümesinin doğurduğu katliam ve yıkımlardan korunamayacağını göstermekle beraber, Batılı toplumlar radikalizmin köklerini bulmak ve bunu engellemek için hareket etmedikçe bu tür artan şiddet olayları ve terör saldırıları karşısında bedel ödemeye devam edeceklerini de ortaya koydu.


Terörün temel sebebi İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'ye göre Batılı toplumlara hakim olan şiddet yaratan düşüncedir. Şiddet yaratan düşünceden maksat, Batılı politikacıların çifte standart politikaları izlemeleri, terörü iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayırmaları ve devletlerinin çıkarlarını insani ve ahlaki değerlere tercih etmelerine yol açan bir dizi yaklaşımlar ve inançlardır. Bu tarz bir düşüncenin sonucunda ve Batı kültürünün başka milletlere sessizce ama zararlı bir şekilde dayatılması, zengin kültürlerin Batı kültürü alternatifi olacak kapasiteden yoksun olduğu halde aşağılanması ve yine agresiflik ve ahlaki laubalilik bileşenlerinin varlığı, Batılı müslüman gençlerin arasında kin ve nefret duygusunun yayılmasına yol açtı.


Batı'da şiddet yaratan kirli bir ortamda sağlıksız kültürle beslenmek, Batı'da uygulanan ayrımcılık ve eşitsizlikten kaynaklanan derin nefret ve bu nefretin adeta epidemik bir hastalık gibi yayılmasına yol açtı ki bu da başlı başına Batılı toplumların yasalara karşı eşitliği ve sosyal ve siyasi fırsatları her türlü dini ve etnik etkenden bağımsız bir şekilde dağıtması gibi durumlarda başarısız olduğunu ortaya koydu ve bu durumun sonucunda da daha fazla Avrupalı genç şiddete ve radikal örgütlere yöneldi.
Batı'da yanlış sosyal politikalardan ve başka milletlerin Batılı ülkelerce aşağılanmalarından başka, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin mektubunda sessiz şiddete zemin oluşturan bir başka boyutun sömürü döneminde izlenen politikalara ve yabancı güçlerin 19 ve 20. yüzyıllarda İslam ülkelerine müdahalelerine uzandığı da unutulmuyor.


Sömürü döneminde bedevi bir aşiretin arasında radikal bir düşünceye dayanarak radikalizm tohumlarının serpilmesi ve daha yeni dönemde alçak IŞİD terör örgütünü bir yandan ithal kültür ve öbür yandan Batı'nın demokrasiden kaynaklanan en ilerici düşünceleri bölgede en gerici siyasi nizamlarla ittifak kurarak türetmesi, yine Batı'nın İslam dünyasında başlayan İslamî uyanış sürecine karşı çifte standart bir tutum izlemesi ve siyonist İsrail rejimini Filistin'de işlediği onca insanlık dışı cinayete rağmen desteklemesi, Batı'nın İslam dünyasına karşı geçmişte ve son dönemde yanlış bir yaklaşım ve yanlış bir politika izlediğini yansıtan madalyonun iki yüzüdür.
Öte yandan İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin Batılı gençlere hitaben yazdığı tarihi mektupları açıkça bu tür krizlere karşı verilecek tepkide ve bulunacak çözüm yollarında aceleci ve heyecana dayalı yüzeysel tepkilerin, ki bu da desteksiz askeri tepkilere veya müslümanları yaşadıkları Batılı ülkelerde tehdit etmelere işaret ediyor, mevcut kopuklukları daha derinleştirmek, Avrupa ve Amerika'da yaşayan müslüman toplumlarda inziva, korku, ızdırap yaratmak ve onları bir takım haklarından daha mahrum bırakmaktan başka hiç bir işe yaramadığını ortaya koyuyor.


Son yıllarda Batılı akademisyenler ve uzmanlar dünyada terörün kökleri etrafında geniş tartışmalar yürütüyordu. İktisat üzerinde etüt yapan bazı sorumlu uzmanlar terörün gelişmekte olan ülkelerde servetin eşit dağıtılmaması ve yoksulluğun sonucu olduğunu belirtiyor. Bir başka kesim ise garez-kar bir şekilde terörün kökünü İslam'ın özünde var olduğunu iddia ettikleri şiddette aramaya çalışıyor. Ancak zayıf, tek yanlı ve ispat edilmemiş kanıt ve bulgulara dayanan bu tür iddialar, uzmanların yaptığı daha derin araştırmalar sonucunda çürütüldü ve yanlış oldukları ispat edildi.


Oxford üniversitesi öğretim üyesi Levis Richardson'a göre terörle İslam arasındaki sıkı bağlantı ile ilgili ileri sürülen kanıtlar ve toplumlarda iktisadi eşitsizlik ve yoksullukla ilgili delilleri çok zayıftır. Gerçi yoksulluğun ve kendini müslüman ilan eden marjinal bir topluluğun siyasi İslam'dan sundukları yanlış tablonun bazı gençlerin terör örgütlerine yönelmekte etkili olduğu inkar edilemez. Fakat bunlar tek başına son yıllardan neden radikal eğilimlerin arttığını izah etmeye yetmiyor, çünkü yoksulluk ve siyasi İslam'dan radikal yorumlar asırlar boyu var olan konulardır, ama şimdiki gibi hiç bir zaman dünyanın güvenliğini tehdit etmemiştir.


Şikago üniversitesi siyasal bilimler hocası Robert Pipe ise istatistiksel araştırmaların dış müdahale ve işgal etkenleri terör örgütlerinde şiddet ve radikalizmin körüklenmesinde etkili olduğunu gösteren araştırmaların başını çeken bilim adamlarından biridir.
Robert Pipe 1980 ila 2003 yılları arasında düzenlenen 315 terör saldırısı ve bombalı eylemi inceleyerek bu tür terör saldırılarının %95 kadarı dini ve ideolojik saiklerle değil de asıl siyasi saikler temeline dayanarak düzenlendiğini ortaya koydu.


Bugün Amerika'da yaygın olan kanaat, Batı karşıtı duyguların genelde ve Amerikan karşıtı duyguların özelde, Amerika ve Avrupalı müttefiklerinin başka ülkeleri işgal etmeleri ve müslüman toplumlara müdahalede bulunmalarının sonucu olduğuna yöneliktir.
Bu bilimsel mantıktan hareketle İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Batılı gençlere hitaben yazdığı ikinci tarihi mektubunda son yıllarda İslam dünyasına yapılan çıkarmalar ve sayısı kurbanına işaretle, saldırıya uğrayan ülkelerin insani kayıpların yanı sıra iktisadi ve sanayi altyapılarını da kaybettiklerini ve bazen onlarca yıl geriye gittiklerini ve buna rağmen büyük bir küstahlıkla bu insanlardan kendilerini mağdur saymamaları talep edildiğini vurguladı.


Batı'nın İslam dünyasına yönelik izlediği dış politikasıyla ilgili bir başka boyutta İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin mektubu Batı'nın siyonist rejim İsrail'e verdiği kayıtsız şartsız desteği da Batı'nın müslümanlara karşı iki yüzlülüğünün bir başka örneği olarak gündeme getiriyor.
Amerika ve Avrupa uzun yıllar halk desteğinden yoksun olan irticai Arap diktatörleri destekledi ve yine Batı'nın Arap vatandaşların çoğunun isteklerini yansıtan Arap ve İslamî hareketleri bastırarak Arap ve müslüman milletlerin Batı'dan daha da nefret etmesine zemin hazırladı.
Batılı hür düşünürler de sürekli siyonist rejimle sınırsız ve kayıtsız şartsız ilişki ve bu rejime verilen desteğin terörü körüklediği konusunda uyarıda bulundu.


Buna göre İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Batılı gençlere hitaben yazdığı ikinci tarihi mektubunda bir kez daha Batı'nın terör rejimi İsrail'e verdiği yıkıcı desteği eleştirdi ve Batı'nın izlediği politikalarda göze çarpan çelişkilerden biri de terör rejimi İsrail'e verilen destek olduğunu beyan etti.
Bilindiği üzere mazlum Filistin milleti 60 yılı aşkın bir süredir korsan İsrail'in uyguladığı en acımasız teröre maruz kalıyor. Nitekim eğer Avrupa halkı bir kaç gündür evlerine sığınıyorsa ve kalabalık mekânlardan uzak durmaya çalışıyorsa, Filistin'de bir aile onlarca yıldır hatta kendi evinde siyonist rejimin yıkım ve katliam ve tahrip makinesinden korunamıyor.


Gerçekte İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin bedevi bir aşiretin arasında radikalizm tohumlarının serpildiğine yaptığı işaret, Arabistan'ın bölgede terör örgütlerinin en büyük siyasi ve mali hamisi olarak ifa ettiği gerginlik yaratan rolüne işarettir. Bugün Arabistan'ın teröre çok yönlü destek verdiği ve dünyanın dört bir yanında IŞİD için eleman toplayan bir şebekeyi kurduğu herkesçe bilinen bir gerçektir.
Arabistan ve Batı arasında, Batı ve İslam dünyasının zehirli ve zarar verici ilişkilerinin devamında süregelen ilişkiler, aslında bir aşiretin despot iktidarının gölgesi altında yaşayan insanların demokratik vatandaşlık haklarının gözardı edilmesinden daha çok önemlidir. Gerçekte Suud hanedanının Amerika ile özel ilişkileri pratikte Arabistan rejimi için güvenli bir çember oluşturmuş ve bu da dünya genelinde Suud hanedanının mali destekleri ile en radikal ve en acımasız terör örgütünün türemesine ve yayılmasına yol açmıştır. Öyle ki hatta 11 Eylül 2001 saldırını düzenleyenlerin 15'inin Suud vatandaşı olması bile Riyad ve Washington ilişkilerini etkileyemedi, fakat Vahabi Suud hanedanına bağlı medreselerin terör faaliyetlerini ortaya koyan kanıtlar dünyayı adeta şok etti.


Aralık 2015 tarihinde İngiliz işçi partisi litere Jeremi Korbin bu ülkenin Avam Kamarası'nda İngiliz Başbakanı David Cameron'un IŞİD ile mücadele için Suriye'ye asker gönderme talebi hakkında yaptığı değerlendirmede, askeri güç göndermenin terör sorununu çözemediğini, asıl Türkiye ve Arabistan gibi terör hamilerinin IŞİD'e verdikleri destekleri engellemek ve kesmek gerektiğini belirtti.
Batılı devletlerin Arabistan'ın teröre mali destek verdiğini bilmesi ve bu durumun dünya kamuoyunda da ifşa edilmesi ise Batı'nın nasıl aynı tahditleri yaratan yanlış politikalarını gözden geçirmeden kendi güvenliğini temin edebileceğini ve Batılı gençlerin tekfirci terör örgütlerine katılmalarına engel olabileceğini içeren bir çelişkiyi akıllara getiriyor.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile