Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Perşembe, 31 Aralık 2015 21:11

3. milenyumun gerçekleşmeyen ülküleri - 9

3. milenyumun gerçekleşmeyen ülküleri - 9

Hatırlanacağı üzere geçen bölümlerde Eylül 2000'de dünyanın 189 ülkesinin liderleri milenyum kalkınma belgesini onayladıklarını anlattık. Bu belge o tarihe kadar dünyanın büyük sorunları ile mücadele için onaylanan en önemli belgeydi ve içinde yoksulluğun hafifletilmesi ve dünya genelinde halk kitlelerinin yaşam seviyesinin geliştirilmesi vurgulanmıştı.
Bugünkü sohbetimizi ise milenyum kalkınma belgesinin sekizinci ülküsü olan kalkınma için küresel katılım ülküsünü gözden geçirmeye ayırdık.


Milenyum kalkınma belgesinin ülküleri arasında sekizinci ülkü, yani kalkınma için küresel katılım ülküsü hiç kuşkusuz bu belgede onaylanan en geniş kapsamlı ve en idealist hedeflerden biriydi.
Gerçekte milenyum kalkınma belgesindeki ilk yedi ülküyü gerçekleştirmek için ön sorumluluk gelişmekte olan yoksul ülkelerin kendi omuzlarına yüklenmişti, fakat sekizinci ülkünün sorumluluğu gelişmiş zengin ülkelerin omuzuna yüklendi ve söz konusu ülkeler, gelişmekte olan yoksul ülkelerin kalkınmasına yardımcı olması kararlaştırıldı.
Aslında sekizinci ülkü, gelişmemiş ülkelerin en eski arzularından biri olan bu ülkelerle dünyanın gelişmiş ülkeleri arasındaki derin mesafeyi azaltma hayali ve arzusunun yansımasıydı. Bu kez gelişmiş ülkeler, siyasi ve iktisadi ve sosyal yapılarının zafiyeti yüzünden gelişemeyen ülkelere mümkün mertebe kalkınmalarına ve bu yoldaki sorunlarını gidermeye söz vermişti. Gerçekte milenyum kalkınma belgesinin hedefleri küresel bir pazarlığı gösteriyordu. Bu pazarlıkta gelişmekte olan ülkelerde siyasi ve iktisadi reformlar aralıksız sürdürülmesi kararlaştırıldı. Ancak bunun için gelişmiş dünya gelişmekte olan ülkelere destek vermesi ve ticaretine katkı sağlamanın yanında bu ülkelerin borçlarını silmesi ve bazı yatırımlar yapmaları gerekiyordu.


Sekizinci ülkünün bir başka bileşeni, az gelişmiş ülkelerin özel gereksinimlerini ve yine karada mahsur kalan ülkelerin veya gelişmekte olan ada ülkelerin özel ihtiyaçlarını gözetlemekti. Bu hedefte gençlerin istihdam alanlarının geliştirilmesi, hayati önem arz eden ilaçların karşılanması, başta İBT olmak üzere yeni teknolojilerden yararlanma imkanı oluşturulması, özel sektörle işbirliği, borçlu ülkelerin borçlarının silinmesi ve yoksul ülkelerde istihdam alanlarının genişletilmesine yardım edilmesi gibi alt hedefler belirlendi.


Bu hedefle ilgili olarak yayınlanan veriler ve raporlar son 15 yılda bazı alanlarda önemli ilerleme kaydedildiğini gösteriyor. Örneğin 2015 yılında dünya nüfusunun %95 kadarı cep telefonu sinyallerinin kapsam alanı içinde yer aldığı ve cep telefonu kullananların sayısı yaklaşık on kat arttığı ve 2000 yılında 738 milyondan 2015 yılında 7 milyar kişiye yükseldiği anlaşılıyor. Öte yandan gelişmiş ülkelerin resmi kalkınma yardımları 2000 ila 2014 yılları arasında %66 artış kaydetti. Yine 2014 yılında gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelerden yaptığı ithalatın %79'una herhangi bir tarife uygulanmadığı, oysa bu oran 2000 yılında %65 olduğu belirtiliyor.
BM genel sekreteri yardımcısı ve ESCAP icra sekreteri bayan Nolin Hizer'in ifade ettiğine göre Asya ve Pasifik bölgesinde 350 milyon kişi mutlak yoksulluk durumundan kurtarıldı. Ancak bazı gözlemciler gelişmekte olan ülkelerin geri kalmışlığı çok daha fazla olduğunu, öyle ki 2015 yılına kadar değil, hatta daha sonraki yüz yıla kadar da tam iyileşmenin mümkün olmadığını savunuyor. Ama yine de son yıllarda ve özellikle milenyum kalkınma belgesinin uygulanması ile ilgili programların uygulanması sırasında yaşanan gelişmelerin ümit verici olduğu anlaşılıyor. Bayan Hizer'e göre ümitli olmanın bir sebebi, bazı ülkelerin çok zor ve korkunç şartlara rağmen ilerleme kaydetmeleridir. BM kalkınma programı da bu konuyu doğrulama doğrultusunda son yirmi yılda günde 1.25 dolardan daha az bir gelirle yaşayan insanların sayısı 1.8 milyardan 1.4 milyara gerilediğini belirtiyor.


BM araştırma grubu geçenlerde ülkelerin milenyum kalkınma belgesindeki hedeflere ulaşmaları hakkında yayınladığı özel raporunda sekizinci ülküyü ele almış ve dünya genelinde bu hedefe ulaşma yolundaki engelleri irdelemiştir. Rapor, dünya genelinde bazı ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen, hala küresel ticaret, kalkınma yardımları, borçların silinmesi, yeni teknolojilere kavuşulması ve ucuz ilaç gibi alanlarda ciddi sıkıntılar ve derin uçurumlar söz konusu olduğunu ortaya koyuyor. Rapor ayrıca dünya genelinde iktisadi sorunların ve özellikle gıda maddeleri ve enerji fiyatlarının yükselmesi insani kalkınma ve yoksulluğun tırmanmasına yönelik ciddi tehdit olduğunu ve bu sorunun giderilmesi için milletlerin arasında daha fazla işbirliği ve ülkelerin ilişkilerinde daha güçlü çerçevelerin belirlenmesi kaçınılmaz olduğunu beyan ediyor.


Milanyum kalkınma belgesinde yer alan bu ülkünün çerçevesinde her yıl zengin ülkelerin milli gelirinden %0.7 kadarı yoksul ülkelere mali ve teknik desteğe tahsis edilmesi kararlaştırılmıştı. Uzmanların belirtiğini göre zengin ülkelerin milli gelirinin %0.7'si yaklaşık 300 milyar dolara denk geliyor, fakat araştırmalar şimdiye kadar sadece 130 milyar dolar zengin ülkelerin gelirinden yoksul ülkelere verildiğini gösteriyor. Bu arada İskandinavya ülkeleri ve ayrıca Hollanda bu payı ödemekte doğru hareket ettiği ve son yıllarda sadece bu ülkelerin milli gelirlerinden en az %0.7 kadarını mali ve teknik yardım şeklinde yoksul ülkelere verdikleri anlaşılıyor.
Öte yandan zengin ülkelerin yoksul ülkelere tahsis ettiği 130 milyar doların en azından yarısı bu ülkeleri güçlendirme ve yeteneklerini geliştirme doğrultusunda harcanması beklenirken, veriler bu rakamdan sadece 20 milyar doları bu işe tahsis edildiğini gösteriyor.
Yine zengin ülkelerin yoksul ülkelere mali ve teknik yardımlarının dağıtımında da adaletsiz bir süreç izlendiği gözleniyor.


Yayınlanan veriler, günümüzde dünya gelirinin sadece %5.5 kadarı gelişmekte olan ülkelerin payı olduğunu, ama aynı zamanda dünyanın en yüksek geliri olan on ülkesi ile en düşük geliri olan on ülkesi arasındaki mesafenin azaldığını gösteriyor. Yani bu alanda iktisadi eşitsizlikler azalma trendini sergiliyor. Ancak ne var ki dünyanın orta gelirli on ülkesi ile az gelirli on ülkesi arasındaki mesafe hızla artış kaydediyor.
Yine gelişmekte olan ülkelerin üçüncü milenyumun başlarında borçları incelendiğinde, dünyanın en borçlu 41 ülkesinden 23'ü borçlarını azaltmakta başarılı oldukları anlaşılıyor. Son yıllarda gelişmekte olan 10 ülke eğitim giderlerine oranla ve 52 ülke de sağlık giderlerine oranla daha fazla borçlarını ödedikleri gözleniyor.


BM üçüncü milenyum kalkınma belgesinin sekizinci ülküsünün bir başka hedefi, küresel ticaretin gelişmesiydi. Ancak araştırmalar bu hedefe ulaşma temposu çok yavaş ilerlediğini gösteriyor. Açık, yasalara uygun ve mali ve ticari açıdan öngörülebilen adil düzen yaratmak, ayrıca yoksul ülkelerin tarifesiz ticaretten yararlanması gani ülkelerin piyasalarından yararlanmaları bu ülkünün önemli amaçları arasında yer alıyor. Fakat maalesef bu alanda küresel bazda gelişmenin yok denecek kadar az olduğu anlaşılıyor. Oysa uluslararası iktisadi faaliyetlerin ve yatırımların çeşitliliği, istihdam alanı oluşturmak ve gıda güvenliği, üye ülkelerce temel bir hedef olarak izlenmesi gerekiyor.


BM raporu bu alanda yaptığı tavsiyede küresel ticarete yardım edilmesi ve böylece yoksul ülkelere ihracat yapma ve istihdam alanı oluşturma şansı tanınması gerektiğini vurguluyor. Bu mesele yoksul ülkelerin iç planlamalarında ihracatını arttırmaları için bölgesel örgütlerin aktifleşmesini gerektiriyor. Bundan başka BM son raporunda tarım, tekstil, giyim kuşam gibi ürünlerin yoksul ülkelerden zengin ülkelere ithal tarifeleri düşürülmesi ve böylece zengin ülkelerde tarım ürünleri için ödenen sübvansiyonların azaltılmasının sağlanması ve sonuçta yoksul ülkelerin uluslararası ticaret düzenine girişine imkan tanınması gerektiğini vurguluyor.


Şimdi üçüncü milenyum kalkınma belgesinde belirlenen sürenin sonuna geliyoruz. Peki, bu süre içerisinde kalkınmadan geri kalan ülkelerin kalkınması için öngörülen bu uygulamalarda ne denli başarı sağlandı acaba?
Acaba bir zamanlar yoksul ülkelerin insani ve doğal kaynaklarını sömüren ülkeler insani ve çevre şartlarını geliştirmekte öncü olabildi mi?
Bu ve bunun gibi sorular hala dünyada insani ve iktisadi kalkınmanın yolunda engel oluşturduğu anlaşılıyor. Belki de bu yüzden günümüzde uluslararası camiada hala eşitsizliklere ve adaletsizliklere şahit oluyoruz.
BM kalkınma programının 2014 raporu dünyada yoksulluğun azaldığını, fakat eşitsizlik ve adaletsizlik arttığını gösteriyor. Kuşkusuz bu şartlar hakim olduğu sürece çeşitli oturumlarda tasarlanan ülkülere ulaşmak mümkün değildir. 015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile