Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 28 Aralık 2015 02:24

Rehberin Batılı Gençlere İkinci Mektubu - 8

Rehberin Batılı Gençlere İkinci Mektubu - 8

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Batılı gençlere hitaben yazdığı ikinci mektupta çok önemli noktalara işaret etti. Ayetullah Hamanei Paris terör saldırılarında suçsuz insanların öldürülmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, Batılı gençleri Batı dünyasında şiddet eylemlerinin kökleri üzerinde düşünmeye davet etti. Rehber Hamanei mektupta terör, Batı dünyası ile İslam dünyası arasında ortak dert olduğunu belirterek Batı'nın teröre karşı çifte standart tutumu ve terörü iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayırması terörün güçlenmesinin en önemli etkenlerinden biri olduğunu, dünyada güvenliği inşa etmek için en başta Batı'nın şiddet yaratan düşüncesini düzeltmek gerektiğini vurguladı.


İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Batılı gençlere hitaben yazdığı ikinci mektupta aceleci tepkilerin terörle mücadelede en büyük yanlış ve hata olduğunun altını çiziyor. Ayetullah Hamanei bu durum mevcut kopuklukları arttıracağını, inzivaya yol açacağını ve Avrupa ve Amerika gibi toplumlarda müslüman topluluğu bir takım temel haklarından mahrum bırakacağını ve gelecekte özellikle yüzeysel alınan kararlar ve çıkarılan kanunlar sonucunda Batılı toplumlarda kutuplaşmaların artacağını vurguluyor.
Ayetullah Hamanei mektupta şöyle diyor:
Terörle mücadelede en büyük yanlış, mevcut kopuklukları arttıran aceleci tepkilerdir. Milyonlarca aktif ve sorumluluk taşıyan insandan oluşan Avrupa ve Amerika'dan yaşayan müslüman camiayı inzivaya veya korku ve ızdıraba itecek ve onları geçmişe kıyasla daha fazla temel haklarından mahrum bırakacak ve toplumdan dışlayacak her türlü aceleci ve heyecana dayalı hareket, sorunu çözemeyeceği gibi aradaki mesafeleri daha derin ve kuduretleri daha da arttıracaktır. Yüzeysel ve tepkisel tedbirler özellikle yasal hale geldiğinde, mevcut kutuplaşmaları arttırarak gelecekte yaşanacak krizlere yol açmaktan başka hiç bir getirisi olmayacağı kesindir.


Maalesef son yıllarda Batılı ülkelerden müslümanlara karşı ayrımcı ve insafsızca davranışlarla ilgili haberler geliyor. Amerika'da 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra radikal sağcı, hristiyan ve yahudi politikacılar, müslüman göçmenlerin karşıtı olan siyasi partiler ve bazı medya organları ifade özgürlüğü adına marjinal bir grubu oluşturan bir avuç radikal müslümanın yaptıklarını barışseveri müslüman çoğunluğa mal etmeye ve müslümanlara karşı karalama kampanyaları başlatmaya ve İslamofobi projesini ilerletmeye yöneldi.
Gerçekte 11 Eylül 2001 olayları Batılı devlet adamlarına terörle mücadele bahanesiyle Batılı ülkelerde İslam karşıtlığı ve İslamofobiyi körükleme malzemesi oluşturdu. Bu arada Batı medyasına bağlı film yapımcıları ve çeşitli görsel yayın kurumu da İslam dini şiddet yanlısı ve terörist yetiştiren bir din olarak tanıtma kampanyası çerçevesinde seferber oldu. Bundan sonra dünyanın bir çok ülkesinde müslümanlar her türlü siyasi, iktisadi, askeri, kültürel ve sosyal krizden sorumlu tutuldu. Bu kampanya, göçmen müslümanları sekular ülkelerde ikinci sınıf vatandaş konumuna düşürdü ve sonuçta en temel insan haklarından mahrum kalmalarına sebep oldu. Oysa uluslararası medeni ve siyasi haklar misakının 20. Maddesinin 2. Bendine göre her türlü ırkçı, etnik ve dini nefret uyandırmak yasaktır. Bu bentte şu ifade yer alıyor: milli veya ırkçı veya dini kine yol açacak ve ayrımcılığa veya çatışmaya veya zora baş vurulmasına sebebiyet verecek her türlü çağrı ve teşvik yasaya göre yasaktır.


Sözde özgürlük, demokrasi ve insan hakları iddiasında bulunan ülkelerde başta İslam dini olmak üzere çeşitli dinlerin izleyenlerinin dini özgürlüklerinin kısıtlanması, uluslararası arenada üzerinde durulması gereken ciddi bir durumdur. Oysa Pew araştırma merkezinin 2015 raporuna göre dünya müslüman nüfusu sürekli artmaktadır. Bu merkez 2050 yılına kadar müslümanlar, Amerika'da ikinci büyük dini nüfus olacağını açıkladı. Yine Avrupa'nın müslüman nüfusu 2010 yılına kadar 43 milyona yükseldi ve önceki yıllara oranla iki kata çıktı. Bu merkezi Avrupa kıtasında müslüman nüfusun 2050 yılında kıta nüfusunun %10'una yani 71 milyon rakamına ulaşacağını da belirtti.
Tüm bu veriler, Avrupa'da yaşayan Müslümanlara karşı ayrımcılığın had safhaya ulaştığı ve bu insanlar sırf inançları yüzünden eğitim, işi ve daha iyi bir yaşam hakkından mahrum bırakıldığı bir sırada gündeme geliyor.


Gerçekte Batılı ülkelerde İslamofobinin tırmanması, müslümanlara yönelik ayrımcılığı ve bağnazlığı da körüklüyor. Galop anket kurumunun raporuna göre 2015 yılında Batılı ülkelerde yaşayan Müslümanların büyük bir bölümü onlara saygı gösterilmediğine inanıyor. Yine Amerikalıların %54 ve Kanadalıların %48 kadarı da Batılı ülkelerde Müslümanlara saygı gösterilmediğine inanıyor. Yapılan anketin sonuçlarına göre müslümanların %80 kadarı Batılı ülkelerde Kur'an'ı Kerim ve diğer dini simgelere saygısızlık edilmemesini istiyor. Yine müslümanların %60 kadarı Batılı ülkelerde başka vatandaşlarla eşit saygıyı talep ettikleri anlaşılıyor.
Galop'un raporuna göre Fransa ve Britanya'da müslümanlara karşı saygılı davranış oranı gerilediği gözleniyor. BM insan hakları komitesi uluslararası medeni ve siyasi haklar misakı çerçevesinde 2015 yılında yayınladığı yedinci raporunda İngiltere'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığı meselelerine işaret ederek şöyle yazıyor: Komite İngiltere'nin medya organlarında ve internet sitelerinde ırkçılığın ve ecnebi düşmanlığının yaygınlaşmasından ve ayrıca müslümanlara ve Afrikalılara karşı nefret içeren kitap ve makalelerin yayınlanmasından duyduğu derin kaygısını beyan etmek istiyor.


Independent gazetesi bu yıl yayınladığı bir raporunda İngiltere'de müslüman öğrencilerin sürekli artan bir şekilde sınıf arkadaşlarının tacizine uğradığını ve hükümet bu sorunu çözümlemekte başarısız olduğunu itiraf etti. Raporda ayrıca müslüman öğrencilerin İngiltere okullarında sözlü tacizlere ve saldırılara maruz kaldığı belirtildi.
Bu yıl bir çok yayınlanan raporda radikal örgütlerin Avrupa'da İslamî okullara, camilere, merkezlere, mezarlıklara ve hatta müslüman vatandaşlara saldırdığı belirtiliyor. Veriler İslamofobi ve İslam karşıtlığının körüklenmesi yüzünden bir çok Avrupalı vatandaşın müslümanlara karşı kötümser baktığını gösteriyor. Araştırmalara göre Fransa, Almanya ve İngiltere'de halkın %16 ila %21 kadarı müslüman komşusu olmasını istemiyor. Fransa'da İslam karşıtlığı ile mücadele derneği CCIF da bir rapor yayınlayarak şu ifadelere yer verdi: 2015 yılının ilk yarısında İslam ve müslüman karşıtı eylemler 2014 yılının aynı dönemine oranla %23.5 artış kaydetti.
Raporda aynı dönemde müslümanlara karşı hakaret ve taciz ve saldırı vakaları büyük oranda artış kaydettiği belirtildi.


Avrupa'da İslam karşıtı eylemlerin artmasına paralel olarak aynı durumun Amerika'da da arttığı anlaşılıyor. Economist dergisinin yaptığı bir ankete göre Amerika'da müslümanların %73 kadarı ciddi ayrımcılıklara maruz kalıyor. Yine Colombia üniversitesi hukuk müessesesi ile insan hakları gözetleme örgütü Amerika'da Isırma operasyonu adı altında yürütülen bir operasyon hakkında bir rapor yayınladı. Isırma operasyonu, Amerika'da teröre karşı güvenlik tedbirleridir. Raporda Amerika adalet bakanlığı ve federal soruşturma bürosu terörle mücadele adı altında müslümanların dini ve etnik kimliklerini sorguladığı belirtiliyor. 24 sayfada hazırlanan raporda, ABD'de adalet terör yargılarında adalet kuruntusu ve insan hakları ihlali başlığı altında bir bölüm yer alıyor. Bu bölümde federal polis FBI'ın incelediği 27 terör dosyası masaya yatırılıyor. Raporda, bu sanıkların büyük bir bölümü asla bir suç işlemediği halde takibe alındığı kaydediliyor. Rapor, buna göre Amerika'da terörle mücadele operasyonu pratikte insani bir soruna dönüştüğü ve sonuçta insanlara dini ve etnik kimliğine göre yaklaşıldığı sonucuna varıyor.
Öte yandan Galop araştırma kurumunun yaptığı araştırmalar da Amerika'da radikal müslümanların terör eylemleri her yıl bu ülkede yaşanan şiddet olaylarının binde birini oluşturduğunu gösteriyor. Galop'un raporuna göre radikal müslümanların düzenlediği terör saldırıların Amerikan polisinin uyguladığı şiddete oranla çok daha fazla medyaya yansıyor.


Şiddet ve insanları katletmek tenkit edilen ve kınanan bir durumdur ve hiç bir semavi din bir insanı katletmeyi caiz görmemiştir. İslam dini ise masum bir insanı katletmeyi tüm beşeriyeti katletmeye eşit saymıştır. Kuşkusuz böyle düşünen bir dinin kendilerini müslüman olarak tanıtan teröristlerle hiç bir ilgisi yoktur. dolaysıyla eğer terör ve cinayet tenkit edilen bir durum ise, o zaman müslüman ve gayri müslime yönelik terörlerin arasında hiç bir farklılık bulunmaması gerekir. Fakat Amerika devletinin tutumu bunun tam tersini gösteriyor. Amerika'da radikal bir ırkçı Şubat 22015'te Kuzey Carolina eyaletinde üç müslüman öğrenciyi katlettiğinde, Amerikalı yetkililerden hiç ses çıkmadı, fakat daha sonra California eyaletinin San Bernardino eyaletinde IŞİD taraftarı oldukları belirtilen iki saldırgan bir rehabilitasyon merkezine saldırınca cumhuriyetçi senatör Ronald Trump hemen müslümanların Amerika'ya girişi yasaklanmasını istedi ve Amerika'nın insan yaşamına önem vermeyenlerin korkunç saldırılarına kurban gitmesine müsaade etmemeleri gerektiğini söyledi.


İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei Batı'da müslümanlara karşı ayrımcı ve dostane olmayan davranışlardan duyduğu esefi dile getirerek şöyle diyor: bize ulaşan bilgilere göre bazı Avrupa ülkelerinde vatandaşları müslümanlara karşı casusluk yapmaya yönelten yasalar çıkarılıyor. Bu tür davranışlar zalimanedir ve hepimiz biliriz ki zulüm ister istemez zalime dönme özelliği vardır. Öte yandan müslümanlar bu tür nankörlükleri hak etmemiştir. Batı dünyası asırlardır müslümanları çok iyi tanır, hem batılılar İslam topraklarına misafir olup ev sahibinin servetine göz diktikleri zaman ve hem müslümanlara ev sahipliği yaptıkları ve müslümanların insan gücünden ve düşünce gücünden yararlandıkları zaman müslümanlardan sevgi ve sabırdan başka bir şey görmediler.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile