Çarşamba, 05 Şubat 2014 21:12

Türkiye'de dünün dostları, bugünün düşmanları - 1

Türkiye'de dünün dostları, bugünün düşmanları - 1

Türkiye'de siyaset arenasında İstanbul savcılığı 17 Aralık mali fesat ve rüşvetle mücadele operasyonunu başlattıktan sonra AKP iktidar son 12 yılda en büyük krizle karşı karşıya kaldı. Bazı uzmanlar Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarı için ciddi bir krizi olarak değerlendirdiği bu kriz şartlarında gündeme gelen en önemli soru ise Erdoğan'ın siyasi geleceği ve bu krizi başarı ile geride bırakıp bırakmayacağı ve eğer bu krizi aşarsa nasıl bir bedel ödemek zorunda kalacağı sorusudur. Türkiye'nin siyaset meseleleri uzmanlarına göre AKP iktidarı bundan 12 yıl önce işbaşına geldikten sonra Amerika'nın Pennsylvania eyaletine yerleşen Fethullah Gülen'in başını çekti Nur cemaati ile elele vererek Türkiye'de çeşitli alanlarda değişim projelerini uygulamaya başladı. AKP iktidarın başına geçmeden önce Amerika'ya yerleşen Gülen ve cemaati ise bu süreçte Erdoğan ve AKP'ye destek vermeye başladı. Aslında Gülen cemaati elinde bulundurduğu güçlü medya organları ile AKP iktidarını desteklediği ve yine polis ve yargı kurumlarındaki yapılanması ile Erdoğan'a değişim projelerini hayata geçirmesi için yardımcı olması, gizlenebilecek bir durum değildir. Söz konusu uzmanlara göre AKP de bu desteklere karşılık olarak cemaatin mensuplarına devlet imkanlarından geniş çapta yararlanma imkanı sağladı. AKP iktidarı Gülen cemaatinin desteklerini telafi etmek için cemaat üyelerinin polis ve yargı kurumlarına nüfuz etmelerini sağladı ve yine çeşitli ihaleleri cemaati daha da güçlendirmek için onlara verdi ve böylece Gülen cemaati özellikle bu iki önemli kurumda ciddi yapılanmaya gitti. Öte yandan AKP iktidarı ve Gülen cemaati Türkiye'nin çeşitli siyasi, sosyal ve kültürel alanlarında elele hareket etmesi ve bu ülkenin siyaset arenasında laiklerin ve askerlerin hakimiyetine son verme çabası sonucu, Erdoğan yönetimini devirme suçlaması ile laiklerin ve askerlerin geniş çapta tavsiye operasyonu gerçekleşti. Bazı siyasi kaynaklar, son yıllarda Gülen cemaatine bağlı savcıların türlü iddiaları ortaya atmak ve cemaate bağlı polis gücünün yardımından yararlanmak sureti ile Türkiye'nin siyaset arenasını muhalif laiklerden ve askerlerden temizlediğini ve bu yolda muhaliflere ait müstehcen ses ve görüntü kayıtlarını yayınladıklarını belirtiyor. Türkiye'de siyaset arenası muhalif laiklerden ve askerlerden temizlendikten sonra bu sefer Gülen cemaati ile AKP arasında iktidarı tamamen ele geçirme rekabeti yavaş yavaş gün ışığına çıkmaya başladı ve geçmişteki birliktelik bu kez örtülü bir rekabete dönüştü. Gülen cemaati ile AKP arasındaki rekabet, MİT Başkanı Hakan Fidan'ın İstanbul savcılığı tarafından Oslo'da PKK liderleri ile görüşmekle suçlanmasının ardından gün ışığına çıkmaya başladı, ancak Erdoğan ani bir çıkış yaparak Fidan'ın savcılığa çağırılmasını engelleyen tek maddelik bir yasa çıkardı ve hemen ardından MİT içinde geniş çaplı tasfiye operasyonu başlatıldı ve bir gecede MİT'in tüm üst düzey yöneticileri Ankara yönetimi tarafından görevden alındı. Öte yandan Gülen ve Erdoğan arasındaki ihtilafların açığa çıkmasının ardından düşmanlığa dönüşen geçmişteki dostlukta yeni bir süreç başladı. Ankara yönetiminin Gülen cemaatinin en büyük mali kaynağı ve insan gücü toplama merkezi olan özel dershaneleri kapatma planını uygulamaya başlaması, Gülen ve Erdoğan arasındaki anlaşmazlığı daha da tırmandırdı. Uzmanlar İstanbul savcı yardımcısı ve son yıllarda Türkiye'de muhalif laiklerin ve askerlerin tasfiyesinde baş rolü oynayan savcı Zekeriya Öz'ın 17 Aralık mali fesatla mücadele operasyonunu başlatması ve Ankara'nın bu operasyona sert tepki vermesinin ardından Erdoğan ve Gülen arasındaki güç savaşı aleni bir hal aldı. Operasyondan kısa bir süre sonra Gülen Amerika'da yaptığı bir konuşmada Erdoğan'ın adını zikretmeden Türkiye başbakanını lanetledi. Savaşın iyice gün ışığına çıkmasının ardından Erdoğan da bir kaç konuşmasında Gülen'in adını açıkça telaffuz etmeden onu dini suiistifade etmekle suçladı. Erdoğan, sizin yuvalarınıza gireceğiz, onları imha edeceğiz, ellerinizi kıracağız, gibi tabirler kullandı. Başbakan Erdoğan ayrıca Türkiye'nin yasal devletinin içinde paralel bir yapılanmadan da söz etti ve böyle bir yapılanmaya Ankara yönetimi içinde faaliyet izni vermeyeceklerini vurguladı. Erdoğan'a yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak yazarı Abdulkadir Selvi, Erdoğan'ın AKP milletvekilleri grup toplantısında yaptığı bir konuşmaya işaretle yazdığı makalesinde şu iddiaları ileri sürdü: Savcı Zekeriya Öz, yani mali fesatla mücadele operasyonunu başlatan kişi, darbe sanıkları dosyalarının savcılığını yürüttüğü günlerde iki kez terfi etti, ancak Öz daha fazla terfi istiyordu ve buna karşı çıkıldığı için başkalarını tehdit etmeye başladı. Erdoğan'ın yüksek danışma ve Ankara milletvekili Yalçın Akdoğan da Star gazetesinde yayınladığı makalesinde Gülen cemaatini eleştirerek şöyle yazdı: Türkiye halkı ordu ve ordu komutanları, MİT, milli bankalar ve halkın seçtiği sivil yönetimlere karşı komplo kuranların Türkiye toplumuna hiç bir yararları olmayacağını çok iyi bilir. Ancak Ankara yönetimini eleştirenler, Erdoğan yandaşlarının bu tür sözlerine bakıldığında aslında Erdoğan'ın son yıllarda Türkiye'de muhalif laikleri ve askerleri siyaset arenasından silme operasyonunda Gülen cemaati ile işbirliği yaptığının anlaşıldığını belirtiyor. Gerçekte Akdoğan'ın sözleri ve yine Erdoğan'ın açıklamaları, iki tarafın geri dönüşü olmayan amansız bir savaşa girdiklerini ve bir birinin tüm sırlarını ifşa etmeye başladıklarını ve bundan böyle iki tarafın uzlaşması imkansız hale geldiğini ve her hangi bir taraf geri adım attığı takdirde durumu daha da kötüleşeceğini gösteriyor. Öte yandan Ankara yönetimini eleştiren çevreler Başbakan Erdoğan ve AKP'nin İstanbul'da gerçekleşen mali fesatla mücadele operasyonu ve Ankara yönetimine yakın olan bazı işadamları ve bazı bakan çocuklarının tutuklanmasına karşı tavır sergilemesi Erdoğan ve AKP'nin demokrasi ve insan hakları iddialarını ciddi bir şekilde gölgelediğini ve soru işaretleri yarattığını belirtiyor. Türkiye yasalarına göre savcılar harekete geçmeleri gereken dosyaları inceleyebilir ve bu süreçte amirlerine soruşturma hakkında rapor vermek zorunda değildir. Eğer söz konusu soruşturma yargı operasyonu veya sanıkların yakalanmasını gerektiriyorsa, savcı doğrudan emniyet müdürlüğüne baş vurarak operasyon talebinde bulunabilir ve emniyet müdürlüğü de durumu üst düzey yetkililere bildirmeksizin veya izin almaya gerek olmaksızın operasyonu yapabilir. Ankara yönetiminin eleştiren çevreler İstanbul'da düzenlenen 17 Aralık operasyonu da buna göre gerçekleşti ve düzenlenmesi yolunda hiç bir yasal engel yoktu. Ancak Ankara yönetimi operasyonun ardından emniyet müdürlüğünde operasyonla ilgili genelgeyi değiştirdi ve polis gücünün savcıların talebi üzerine her türlü operasyonu yapmalarını yerel yetkililerin iznine bağladı. Ankara yönetimi muhalifleri ise bu kararı yürütme erkinin yargı erkine açıkça müdahalesi olarak yorumluyor, çünkü her ilde, her kentte ve her beldede yerel yetkililer hükümetin atadığı vali, kaymakam vesaire yetkililerdir. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile