Pazartesi, 21 Ocak 2013 20:08

Siyonist rejim ve Ortadoğu'nun altüst olmuş dengeleri – 7. ve son bölüm

Siyonist rejim ve Ortadoğu'nun altüst olmuş dengeleri – 7. ve son bölüm

Geçen bölümde konumuzun devamında Ortadoğu bölgesini ve dünya genelinde arz ettiği öneminin sebeplerini ve bu bölgede yer alan ülkelerin ideolojilerini ve yine bölgesel ve bölge dışı aktörleri ve amaçlarını irdelemeye çalıştık. Şimdi sohbetimizin son bölümünde Filistin'in Ortadoğu bölgesinde siyasi dengeleri nasıl etkilediğini gözden geçirmeye çalışacağız. Arap dünyasında gerçekleşen ve diktatörleri deviren halk ayaklanmalarının ardından ortaya çıkan yeni Ortadoğu aynı zamanda yepyeni özelliklere de kavuştu ki Filistin meselesi üzerinde hassaslaşmak, bu özelliklerden biridir. Ortadoğu ülkelerinde kurulan yeni yönetimler milletlerle dayanışmaları çerçevesinde Filistin meselesini İslam dünyasının haysiyetinin bir parçası olarak algılıyor ve buna göre tavır alıyor. Yeni Ortadoğu'da böyle bir durumun hakim olmasının en belirgin sonucu, siyonist İsrail'in Gazze şeridine düzenlediği son saldırısı sırasında Filistin milletine siyasi açıdan bir bütün olarak destek verilmesiydi, ki bu desteğin sonucu da işgalci rejimin fena bir şekilde bozguna uğramasıydı. Ortadoğu'da siyasi aktörlerin saflaşmasında batı ile sınırları belirlemede gündemde olan en önemli zıtlaşma, Filistin meselesi üzerindedir. Gerçi bu mesele uzun yıllar Araplarla siyonistler arasında bir münakaşa gibi algılanıyordu, ancak İran'da İslam inkılabının zaferinden sonra bu mesele tüm İslam dünyasının bir meselesi olarak algılanmaya başlandı. Filistin meselesi bu yönü ile İslam dünyasının onur meselesidir ve iki genel bakışı kapsar. Bu bakışlardan biri direniş ve diğeri uzlaşmacı yaklaşımdır. Direniş, İran İslam Cumhuriyeti önderliğinde devam ederken, uzlaşmacı yaklaşım da bölgede Amerika'nın güdümünde hareket eden ülkelerce yürütülür. Tüm bu anlatılanlar Ortadoğu bölgesinde yığınla krizin ortaya çıkmasına zemin oluşturmaktadır. Sömürünün mazisi, Filistin'in siyonistler tarafından işgale uğraması, Araplarla siyonistler arasında 6 günlük savaş, Fars körfezinde birinci ve ikinci savaş, Taliban'ın doğuşu, Sovyetler birliğinin Afganistan'ı işgal etmesi ve bu ülkede iç savaş çıkması, Amerika'nın Afganistan ve Irak'ı işgal etmesi, 22, 33 ve 8 günlük savaşlar, hepsi Ortadoğu'da krizlerin yığılmasına sebep olan gelişmelerdir. Öte yandan Ortadoğu bölgesinde krizler üst üste yığılırken, bölgede Arap liderler de totaliter rejimleri ve Müslüman milletleri aşağılamakla bu krizleri bir nevi körüklemiş ve öbür yandan kendi halkının refahı için hiç bir adım atmamıştır ve tam da böyle bir siyasi ve sosyal atmosferde bölgede İslami uyanış başlamıştır. Peki ama, İslami uyanış bölgede ne gibi değişikliklere sebep oldu dersiniz? Bu sorunun cevabını yeni Ortadoğu'nun şekillenmesinde aramak gerekir. Bu Ortadoğu, Washington'da tasarlanan yeni Ortadoğu'nun tam tersi istikametinde şekillenmektedir. Yeni Ortadoğu öyle özelliklere sahiptir ki batılı uzmanların beklentilerinin tam aksidir ve bölgenin siyasi süreçlerine yeni bir yön kazandırmıştır. Bölgedeki siyasi süreçlerin yeni yönü, batılı devletlerin ne tahmin edebildiği, ne de etkileyebildiği bir yöndür. Bölgede yaşanan halk ayaklanmalarının en belirgin özelliği halkın Arap ülkelerinde hakim olan despot rejimleri yıkmak için bir bütün olarak hareket etmesiydi. Oysa bundan önce böylesine bir birliktelik Ortadoğu bölgesinde İran'dan İslam inkılabından sonra hiç bir ülkede görülmemişti. Tunus'ta Muhammed Buazizi kendini yaktığı vakit bu hareketi sadece kendi başarısızlığı için bir teselli olarak görüyordu, ancak bireysel bir şekilde gösterilen bu tepki birden toplumsal bir harekete dönüştü ve Ortadoğu bölgesinde 21. yüz yılın ikinci on yılına girildiği bir sırada adeta domino etkisi yarattı. Bu kitlesel tepkinin bölge dışı güçler tarafından ciddiye alınmaması halk ayaklanmalarına yeni bir bileşen ekledi. Bu bileşen bölge dışı güçlere ve özellikle Amerika ve Avrupa'ya bağlı siyasi iktidarlara karşı mücadele ve özellikle 60'lı yıllar başta olmak üzere ikinci dünya savaşından sonra başlayan ulusalcı dalgadan kaynaklanan siyasi bağımsızlık mücadelesinden ibaretti. Ortadoğu ülkelerinde milletler kahrolsun Amerika sloganı attıkları zaman doğal olarak Ortadoğu bölgesinde yükselen Amerika karşıtlığının batılı teorisyenlerce ön plana çıkarılmasını beklememek gerekir. Aslında Arap inkılaplarının mahiyeti, halkın İslamtalepliğinin yanı sıra Amerika'nın beyaz sarayda tasarlanan yeni Ortadoğu'sunun şekillenmesi için son ümitleri de tüketti. Ancak Ortadoğu'da başlayan halk ayaklanmasının en önemli bileşeni, İslami mahiyetinde yatmakta olduğu da belirtilmelidir. Bu bileşen batılı politikacıların en çok saldırdığı özellikti, çünkü bu özelliğin belirginleşmesi ve ön plana çıkması, bölge dışı güçlerin Ortadoğu'dan çekilmeleri gerektiği anlamına geliyordu. Ortadoğu'da başlayan halk ayaklanmasının İslami mahiyeti bir potansiyeldir ki eğer fiili olarak hayata geçirilecek olursa, küresel güçlerin bölge milletlerinin milli çıkarlarına el uzatma imkanını ebediyen engelleyecektir. Çünkü İslam'ın özgürlükçü mahiyeti, sosyal özelliklerinden biridir ve sadece toplu inançla hayata geçirilebilir ve bunun için kitlelerin bu tür ayaklanmalarda birlikteliği şarttır. Ortadoğu'nun yeni koordinatları ise şimdiden göze çarpmaktadır. Ortadoğu'da milletlerin ayaklanmasının mahiyetinin yankısı olan bu özellikler şimdiye kadar kendini bir kaç gelişmede göstermiştir ki Filistin meselesi ve yeni kurulan yönetimlerin mahiyeti bu yansımanın en somut örnekleridir. Arap devletlerin Araplarla siyonistler arasında yaşanan 6 günlük savaşta yenilmelerinin ardından bu devletler siyonist İsrail ile barışmak zorunda kaldı. Bu barış Camp David anlaşmasında da onaylandı ve böylece eli kanlı rejim uzun yıllar işgal ettiği Filistin topraklarında güven içinde yaşadı. Ancak Ortadoğu bölgesinde yaşanan son halk ayaklanmaları bir kez daha bu rejimi sıkıştırmaya başladı. Gerçekte siyasi değişim yaşayan bölgedeki tüm devletler Filistin konusunda siyonist İsrail ile düşmanlık güdüyor. Gerçi şimdilik Camp David anlaşması feshedilmedi, ancak Mısır halkı arasında yoğun bir kitle bu anlaşmanın feshedilmesini istiyor. Gerçi Camp David anlaşması feshedilmedi, lakin feshedilme tehdidinden doğan etkiden de gafil olmamak gerekir, çünkü bu durum başlı başına Tel aviv'de ciddi güvenlik kaygıları yaratıyor ve öbür yandan da Ortadoğu'da Müslüman toplumu siyonist İsrail'e karşı seferber etmekte etkili oluyor. Bu çerçevede direniş cephesinin Gazze şeridine dayatılan son 8 günlük savaşta zafer kazanmasını Ortadoğu bölgesinde yaşanan İslami uyanış sürecinin bir sonucu olduğu söylenebilir. Ortadoğu milletlerinin bir bütün olarak Filistin'i desteklemesi Arap devletleri ve Türkiye'yi de harekete geçirdi. Gerçi bu diplomatik çabalar mazlum Filistin milletinin dertlerine çare olmayabilir, ancak bölgesel dengelerin değiştiğini gösteren bazı işaretleri gün ışığına çıkarmaya yaradığı kesindir. Gerçekte Ortadoğu'da devlet adamlar, iktidarlarını korumak istiyorlarsa, dış politikalarında Filistin milletini desteklemeyi bir ilke olarak benimsemeleri gerektiğini öğrenmiştir. Oysa bundan bir kaç yıl öncesine kadar Türkiye ve Arap ülkelerinde devlet adamları siyonist İsrail ile uzlaşmaktan onur duyuyordu. Dolaysıyla son gelişmelerin Ortadoğu ülkelerinde kamuoyunun bölge ülkelerinin dış politikasına yeni bir yön kazandırdığı söylenebilir. Mısır ve Tunus'da yapılan seçimlerde sandıklardan çıkan sonuçlar, bu ülkelerde İslamcı kesimin yeni hükümetlerin kurulmasında başı çektiğini gösteriyor. Bu durum bundan böyle ülke genelinde alınacak siyasi kararlarda Müslüman halkın kaygıları göz önünde bulundurulacağını ortaya koyuyor. Nitekim kurucu meclislerde ve parlamentolarda İslamcı kesimlerden çok sayıda temsilcinin bulunması yeni Ortadoğu'nun hangi yönde şekilleneceğini de açıkça gösteriyor. Mısır'da yeni anayasanın onaylanması ve içeriğinde İslam ilkeleri ön planda tutulması, bölgede yaşanan Arap inkılapların İslami mahiyetini sergiliyor. Nitekim Mısır'da liberaller ve sekular kesimler bu yüzden Mursi'nin kararlarını engellemeye çalıştı ve kurucu meclisi feshetmek istedi. Sonuçta yeni Ortadoğu'nun İslami Ortadoğu olduğu kesindir. Yeni Ortadoğu Amerika'nın dünyada tek yanlı hareket etmesine karşıdır. Yeni Ortadoğu'da her şeyden ziyade İslam medeniyetine ve adalete ve İslam kültürü ön planda tutulan bir politika izlenmesine önem verilir. Yeni Ortadoğu'da zorbalığa, gasp ve işgale ve uşaklığa yer yoktur. Yeni Ortadoğu'da Amerika'nın politikalarını izlemek, halka saygısızlık olarak algılanmaktadır ve yeni Ortadoğu'da siyonist İsrail'in kullanma tarihi sona erecektir. Eğer bu yeni Ortadoğu Amerika'nın peşinde olduğu Ortadoğu olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka yanılıyorsunuzdur. Değerli dinleyiciler, Ortadoğu bölgesinde siyonist rejim İsrail'in Gazze şeridine dayattığı 8 günlük savaşta bozguna uğraması ve İslami direnişin yeni bir zafer kazanmasının bölgede dengeleri nasıl etkilediğini irdelediğimiz sohbetimizin yedinci ve son bölümünün sonuna geldik. Esen kalın. 007/015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile