Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 10 Ağustos 2010 12:13

Fransa’da şiddet ve ırkçılığın tırmanması üzerine

Fransa yönetiminin romanların yaşadığı 300 kampı toplama kararı, insan hakları savunuculuğu iddiasında bulunanların ırkçı dosyalarına yeni bir sayfa ekledi.

 

Nikolay Sarkozy’nin talimatı üzerine Fransa polisi 6 ağustos tarihinden itibaren bu ülkede bulunan romanların kamplarını toplamaya başladı.

Fransa’da yaşayan romanlara yönelik sert tutum, doğu Avrupa’dan göç eden romanların Lui bölgesinde bir polis karakoluna saldırmasından sonra başladı. Aslında bu saldırı da genç bir romanın Fransa polisi tarafından öldürülmesi ile başladı. Olayın ardından Fransa yönetimi Sarkozy’nin talebi üzerine acil oturum düzenledi. Oturumda Fransa yönetimi romanların varlığını, Fransa’nın milli güvenliğine yönelik ciddi tehdit niteledi ve Fransa’dan ihraç edilmelerine karar verdi.

Göçebeleri ve romanları destekleyen dernekler Fransa yönetiminin tutumu ve bu insanları siyasi amaçlar uğruna zor durumda bırakmasını eleştirdi ve kararı ırkçı niteledi. Fransa’da yaşayan romanların haklarını koruyan derneğe üye avukat Henry Brown, Sarkozy’nin ırkçı davranışlardan el çekmesini ve bu tür ayrımcı yaklaşımlara da son vermesini istedi.

 

Son yıllarda Fransa yönetimi ile romanlar arasındaki ilişkilerin karmaşık boyutlara ulaştığı anlaşılıyor. Aslında Fransa aşiretlerini oluşturan bir kaç yüz binlik roman insan, iskan projesinin ardından ülkenin doğu sınırlarına yerleştiler. Fransız vatandaşı da sayılan bu aşiretler aslında doğu Avrupa’dan Fransa’ya göç eden romanlardan farklıdır. Göçebe romanlar daha çok Bulgaristan ve Romanya kökenlidir, lakin her iki kesimin en belirgin ortak yönü, kötü ekonomik durumdur.

Romanlar Avrupa kıtasında büyük bir tarihi ayrımcılıktan acı çekiyor. Romanlara karşı ırkçı yaklaşım ve yoksulluk, bu insanların suç işlemeye yönelmesine sebep oluyor. Romanların suç işlemeleri, Fransa yönetiminin onlara karşı suçlu ve cani muamelesi yapmasına yol açıyor.

 

Doğu Avrupa ülkeleri Avrupa birliğine üye olduktan sonra başta romanlar olmak üzere doğu Avrupa’dan birçok insan iş bulma umuduyla batı Avrupa’ya akın etti. AB yasalarına göre Romanya ve Bulgaristan vatandaşlarının Fransa’ya giriş yapmaları için vize gerekmiyor, ancak uzun süre kalmaları veya çalışmaları için Fransa içişleri bakanlığından izin almaları gerekiyor. Küresel mali krizle birlikte batı Avrupa ülkelerinde sorunlar da artmaya başladı. Batı Avrupa’da devletler ne zaman mali sıkıntı yaşarsa, en başta bu ülkelerde yaşayan yabancılara yönelik eleştiriler artmaya başlıyor ve kemerleri sıkma politikası çerçevesinde de en başta yabancıları sınırdışı etme eylemi artıyor. Gerçekte insan haklarını savunduklarını iddia eden Avrupa devletleri, insan haklarını kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarına kurban ediyor. Nitekim Fransa’nın romanlara kaşı ırkçı politikası da bu iddiayı doğruluyor.

 

Aslında göçmenlere ve romanlara karşı ırkçı yaklaşım, Fransa’nın sosyal ve siyasi düzeninde kurumsallaştığı anlaşılıyor. 2005 yılında yaşanan huzursuzlukların ardından Fransa yönetimi ve güvenlik kurumları göçmen nüfusuna karşı daha akıllı bir tutum sergilemesi bekleniyordu. O yıllarda Fransa’nın dönem yetkilileri huzursuzlukları yatıştırmak için göçmenler ve varoşlarda yaşayan insanlarla diğer Fransız vatandaşlar arasındaki derin uçurum ve mesafeyi azaltmak için birçok vaatte bulundular. Şimdi ise o günlerin üzerinden beş yıl geçtiği bir sırada varoşlarda yaşayanların durumunda hiç bir düzelme yaşanmazken Fransa polisi ve güvenlik kurumları da göçmenlere ve varoşlarda yaşayanlara karşı tutumlarından vaz geçmediği anlaşılıyor. Bunun dışında söz konusu ikinci sınıf vatandaşların ekonomik durumunun da daha kötüye gittiği gözleniyor.

Sarkozy yönetimi sosyal ve ekonomik alanlarda hiç bir vaadini yerine getirmezken suç ve cinayet ve fesatla mücadele bahanesi ile şiddete başvuruyor ve böylece Fransa kamuoyundaki sarsılan imajını düzeltmeyi umuyor. Çünkü Sarkozy’e verilen destek son üç yılın en düşük seviyesine gerilemiş bulunuyor. Fransa’da uzmanlar Sarkozy’nin 2012 yılında yeniden cumhurbaşkanı seçilmeyeceğine kesin gözü ile bakıyor.

 

Fransa yönetiminin romanlar ve göçmen azınlıklara karşı sert ve şiddet dolu tutumu için ileri sürdüğü mazeret, suç, cinayet ve uyuşturucu madde kaçakçılığıdır. Oysa esas soru şu ki neden Fransa’da azınlıklar bu tür suçlara yöneliyor? İkinci dünya savaşından sonra Fransa’ya göç eden göçmenler bu ülkede savaşın yıkımlarını yeniden inşa etmekte önemli rol ifa ettiler. Ancak bu insanlar hiç bir zaman vatandaşlık hakkına kavuşamadılar, bilakis siyasi ve iktisadi düzende de sürekli ayrımcılıklara maruz kaldılar. Bu ayrım, göçmenlerden üreyen yeni kuşağı da sardı, öyle ki bu insanlar pratikte varoşlara itildiler ve tecrit edildiler. Fransa’nın bazı varoşlarında bir apartmanda aynı aileden gelen üç kuşak bir arada yaşamak zorunda kalıyor.

Sosyal yoksulluk ve ayrımcılık, varoşlarda yaşayan bu insanları ister istemez suç işlemeye yöneltiyor. Nitekim kentlerle varoşlar arasında bu derin uçurum ortadan kalkmadıkça, polis ve güvenlik güçlerinin sert tavırlarının suç ve cinayeti engelleyemeyeceği kesindir. Bu tür yaklaşımlar aslında yabancı düşmanlığı ve radikal sağcılık anlayışın ürünüdür ve kendi başına Fransa’da güvensizlik kaynağı sayılır. 007/005

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile