Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Perşembe, 03 Mart 2016 13:37

İhsan ve iyilik günü

İhsan ve iyilik günü

İran, iyiliklerin ve güzelliklerin diyarı, bu günlerde Nevruz bayramı için hazırlık yapıyor. Nevruz bayramı İran milletinin gözünde tazelik ve aydınlık rengindedir. Nevruz gönüllerin tazelendiği, yaşamın tazelendiği gündür. Bu günde herkes zenginliği ve bilgelerine göre yaşamının içine ve dışına yeni bir renk ve safa kazandırmaya çalışır. Çocuklar bu güzel günde yeni elbiselerini giyer ve küçücük bedenlerine yeni bir renk kazandırmak üzere ebeveyninin eline bakar. Büyükler de evin her köşesinden eskimişlik ve ölmüşlük rengini silmeye çalışır. Daha pişkin olanlar ise gönül evine beden evine kıyasla öncelik verin ve asıl gönlünden ve ruhundan eskimişliği arındırmaya çalışır.
Bu neşe ve mutluluk hengamesinde ama bazen vardır tazelenemeyen yorgun ve bitkin eller. Kentin sağında solunda vardır babalarının eline göz diken ve onlara yeniliği ve tazeliği getirmesini bekleyen çocuklar. Ama baba, sanki çocukların masum bakışlarının altında yavaş yavaş beli bükülmektedir. Kentler ve evler yeni renklere bürünürken, onların boş evlerinin renksizliği daha da göze batar.
Evet, bu da dünyamızın bir başka özelliğidir, devranın acısı ve tatlısı yan yanadır. Ve alemlerin mihriban Rabbi, insanların gönlünün tazelik iksirini burada saklamıştır; bu acıların ve bu tatlıların arasında.
O zaman bu yeni günde, Nevruz'da gönül evine safa kazandırmak isteyen güzel düşünceleri insanlara müjdelemek gerekir: Hadi uyuyamayın, şimdi insaniyet cevherinin parlaması gereken andır.
İran'da 4 Mart, ihsan ve iyilik günü olarak adlandırılmıştır. 37 yıl önce böyle bir günde İran İslam Cumhuriyeti nizamının büyük kurucusu İmam Humeyni –ks– mahrum insanlara yardım eli uzatmak amacıyla İmdat Komitesi adı altında yeni bir kurumun kuruluşu doğrultusunda bir ferman yayımladı. Bu günde ve Nevruz bayramının arifesinde müslüman İran halkı muhtaç vatandaşlara yardım eli uzatıyor ve böylece bu insanların evini ve sonuçta gönüllerini ilkbaharın hoş ıtrı ile dolduruyor. Bu çerçevede camilerde, okullarda, caddelerde ve tüm umumi mekanlarda bir hafta boyunca mahrum insanlara yardım toplama kampanyaları düzenleniyor. İran'da herkes gücü yettiğince bu hayır işe katkı sağlıyor. Herkes yeni bir elbise, yeni bir ayakkabı ve gücü yettiği kadar bir hediye hazırlıyor ve mahrum bir ailenin evine götürüyor. Ancak hepsinden daha güzeli, yardım kampanyalarına küçücük ellerle bağışlanan kumbaralardır.
Evet, bir mahrumu sevindirmek için uzanan bu küçücük eller gerçekten görmeye değerdir.
Müslüman İran milleti İran kültürü ve İslam'ın nurani öğretileri ile bütünleşen bir millet olarak her zaman ihsan ve iyilikte öncü olmuş bir millettir. İran milleti İslam Peygamberi –s– ve ehli beyt –s– fertleri gibi mahrumlara yardım etmeyi en üstün ibadetlerden bilen örnekleri izleyen bir millettir.
İslam dininde ihsan ve infakta bulunmanın özel bir yeri vardır ve bu amellerden sadece şayeste bir amel değil, ayrıca ödenmesi gereken bir hak olarak söz edilmiştir.
Allah teala katında en sevilen amellerden biri ise din kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılamaktır. İslam öğretilerinde müslüman bir insan bir kaç adım ötesinde komşusu açlıktan kıvranırken ve yoksulluk yüzünden yiyecek veya giyecek bir şey bulamazken kendi önünde türlü yiyeceklerle donatılmış bir sofraya oturmayı asla caiz görmez. Bu yüzden İslam dininde mahrumlara yardım etmek dini bir görevdir ve bu görev yerine getirilmeden hiç bir insanın diyaneti ve imanı tam olmaz. Bu yüzden İran ve İslam kültüründe ihsanda bulunmak ve mahrumların elinden tutmanın özel bir yeri vardır.
İslam öğretilerinde mahrumiyet, karşısında duyarsız kalmamak gereken bir durumdur. İslam dini yoksulluğu küfür ve imansızlık zemini olarak tanıtır ve toplumun iktisadi mahrumiyetlerini gidermek için bazı özel yöntemleri sunar. İslam öğretilerine göre çalışmak ve çaba harcamak ve doğru yoldan servet üretmek, en büyük ibadetlerden biri sayılır, ancak serveti doğru kullanmadan sadece biriktirmek tenkit edilen bir durumdur.
Dünyanın gerçek maliki yüce Allah'tır ve tüm nimetler Allah teala tarafından kullara bağışlanmıştır. Dolaysıyla İslam dininde özel mülkiyete saygı gösterilir, fakat aynı zamanda servet sahipleri de bazı iktisadi görevlerle yükümlü hale getirilir. Bazı iktisadi yükümlülükler vaciptir ki buna hums ve zekat ve eşin nafakasını ödemeyi örnek vermek mümkündür ve bunların her birinin özel şartları vardır ve bazı yükümlülükler de sadaka ve infak gibi mustahaptır. İnfak, malın bir kısmını muhtaç insanlara ve ihtiyaçlarını gidermek amacıyla bağışlamaktır.
İslam kültüründe mahrumiyet ve yoksulluk sadece mali yoksulluk ve mahrumiyetle sınırlı değildir ve bunun yanında kültürel yoksulluğun giderilmesi ve insanların fikri ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması da sürekli gözetilmiştir.
Allah teala Kur'an'ı Kerim'de takvalı insanların hakkında Bakara suresinin üçüncü ayetinde şöyle buyurur:Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.
Bu ayete göre infak ameli sadece malla sınırlı değildir ve tüm maddi ve manevi muhibetleri kapsar. İlim ve bilim, fiziksel güç, makam, sosyal mevki ve insanın sahip olduğu her türlü sermaye ve kullanılarak başkalarına iyilikte bulunmanın mümkün olduğu her şey, infakın mısdakıdır. Hadislerde iki kişinin arasındaki ihtilafı hoş bir sözle gidermek ve hatta bir çocuğu huzura kavuşturacak bir tebessümden bile sadaka şeklinde söz edilir. Dolaysıyla İslam dininde başkasının kültürel ve duygusal ihtiyaçlarını gidermek, iktisadi ihtiyaçları gidermekle eşdeğerdedir ve önemsenir. Ancak bu arada Allah rızası için ve muhtaç insanların ihtiyacını giderme uğruna maldan infakta bulunmanın özel bir yeri vardır.
İslam öğretilerinde infak konusunda üzerinde sıkı bir şekilde vurgu yapılan noktalardan biri ihlaslı niyettir. Şöyle ki eğer biri bir başkasının ihtiyacını giderme yolunda adım atacak olursa, bu adımını Allah rızası ve O'nun katına yakınlaşmak amacıyla atması gerekir. Bu durumda amelinin sonuçları eşsiz olur. Allah yolunda halis niyetle infakta bulunmak çok değerli bir alış veriş ve iman işaretlerindendir ve Kur'an'ı Kerim ve rivayetlerde sık sık vurgu yapılmıştır. Kur'an'ı Kerim ve hadislerde infakın en önemli ahlaki tesirleri arasında cimrilik ve hırstan kurtuluş, cömertlik ruhunun gelişmesi, imanın pekişmesi, iç huzura kavuşulması, ahlaki fesadın önlenmesi ve günahların bağışlanması gibi tesirler örnek verilmiştir.
Yüce Allah Kur'an'ı Kerim'de ahiret aleminde cennete gidecek muttaki kullarını anlatırken bu insanların gecenin az bir vaktini uyuduklarını ve seher vakti uyanarak istiğfarda bulunduklarını ve mallarında yoksullara ve mahrumlara bir pay ayırdıklarını buyurur.
Bu ayeti şerife hakkında İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei yaptığı tefsirde şöyle der: toplumda infak ve ihsan ruhu gelişmeli ve insanların imanının bir parçası olmalıdır. Herkes malının bir kısmını bu ayeti şerife göre gerçekte mahrum insanlara ayırmalıdır, yani bunu onları hakkı bilmelidir, yani bunu kendisinin başkasına lütfu olarak bilmemelidir. Bunu Kur'an'ı Kerim böyle anlatıyor, siz başkasına lütufta bulunuyorsunuz demiyor, onların sizin malınızda hakkı olduğunu buyuruyor.
İslam'ın infak meselesini bu tarz bakışı, iyilikte bulunan insanın muhtaç insanı minnet altına almasına mani oluyor ve böylece muhtaç insanı aşağılamadan ve kerametini koruyarak ihtiyacını karşılamasına vesile oluyor. Çünkü Kur'an'ı Kerim muhtaç insanları hak sahibi biliyor. Kuşkusuz bir insanın geçimi için çaba harcamaması ve kendini yoksul bırakması İslam dininde en menfur durumlardan biridir, ama buna karşın her toplumda mağdur ve mahrum insanlar vardır ve güçsüzlük, kültürel zaaf veya beklenmedik hadiselerin sonucunda muhtaç duruma düşmüştür. Bu yüzden İslam dini çaba ve çalışma ve servet elde etmeye vurgu yapmanın yanında mahrum insanlara yardıma da vurgu yapmaktadır.
İslam Peygamberi –s– ve pak ehli beyti –s– ihsan ve infakta bulunan insanların en mükemmel birer örneğiydi. Sohbetimizi iki alemin kadınlarının baş tacı Hz. Zehra'dan –s– güzel bir hikaye ile noktalamak istiyoruz. Hz. Fatıma –s– yoksullara sadaka verme konusunda özel bir hassasiyeti vardı, öyle ki hiç bir muhtaç insan o hazretin evinden eli boş dönmezdi. Bu infak ve ihsanın en bariz örneği, düğün gecesinde düğün elbisesini yoksul bir kadına bağışlamasıdır. Rivayetlere göre İslam Peygamberi –s– kızı Hz. Fatıma'ya –s– düğün gecesinde giymesi için yeni bir elbise hediye etmişti. Ancak gelin damat Hz. Ali'nin –s– evine götürülürken, dilenci bir kadın yaklaştı ve geline muhtaç biri olduğunu arz etti. Hz. Fatıma –s– o sırada üzerinde iki elbise vardı, ki biri eski ve diğer yeni elbisesiydi. Hz. Fatıma –s– Kur'an'ı Kerim'in sevdiğinizden infakta bulunmadıkça ne iyilerden olursunuz ne de iyilik görürsünüz, diye buyuran ayetine uyarak yeni elbisesini yoksul kadına bağışladı.
Evet Hz. Zehra –s– eski elbisesi ile koca evine gitti ve bu fedakarlığı mübarek yaşamının karnesinde yeni bir yıldız olarak kayda geçti. Umarız hepimiz Allah Resulü –s– ve pak ehli beytinin –s– şayeste izleyenlerinden oluruz. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile