Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cumartesi, 30 Ocak 2016 12:28

İranlı ünlüler, evrensel mefahirler - 74

İranlı ünlüler, evrensel mefahirler - 74

 "İranlı ünlüler, evrensel mefahirler" başlığı altında hazırladığımız sohbetimizin her bölümünde sizleri şu anda mezarları İran sınırlarının dışında kalan ünlü İranlı şahsiyetlerle tanıştıracağız.
Bir çoklarının eserleri hem İran'da ve hem dünyada yayınlanan bu ünlü şahsiyetlerin ve düşünürlerin kendileri ve eserleri evrensel miras sayılıyor. Mevlana, Nizami Genceyi, Şeyh Şahabeddin Suhreverdi, Ebureyhan Biruni, Hoca Nusireddin Tusi, sözünü ettiğimiz İranlı bilgin, arif ve düşünürlerin örnekleridir.

Bugün İran'ın kameri altıncı ve miladi on ikinci yüzyılın ünlü filozofu, hekim ve arifi, Şeyhul İşrak lakaplı şeyh Şahabeddin Ebulfutuh Yahya bin Habeş Sohreverdi'yi ve eserlerini anlatmaya devam etmek istiyoruz.
Kısaca Şeyhi İşrak olarak anılan bu büyük filozof ve arif İslamî felsefe,hikmet ve irfanın yaygınlaşmasında önemli rol ifa etti ve günümüzde işrak felsefesi olarak anılan İslamî felsefenin en önemli ekollerinden birinin temelini attı.


Geçen bölümde anlatıldığı üzere Sohreverdi İran'ın Zencan yöresinde Shreverd köyünde dünyaya geldi. Şahabeddin Sohreverdi'nin doğum tarihi konusunda da tarihçilerin arasında anlaşmazlık yaşanıyor. Şahabeddin Sohreverdi'nin doğum tarihi kameri 545 ila 550 yılları arasında olması gerekiyor. Fakat Seyyid Hüseyin Nesr ve Hanry Carbon gibi bir çok çağdaş tarihçi belki biraz da hoşgörülü davranarak Sohreverdi'nin doğum tarihini kameri 549 olarak belirtiyor.
Yine geçen bölümde Sohreverdi'nin kısa ömrü öğrenmekle geçtiğini ve Marağa, İsfahan, Anadolu ve Halep'te büyük üstadlardan ders aldığını anlattık sohreverdi Hikmetul İşrak adlı önemli eseri ve ayrıca Halep'te Hanbeli fakihlerle büyük ses getiren tartışmaları yüzünden büyük üne kavuştu ve Selçuklu sarayının ilgisini çekti, fakat bu ün düşmanlarının kıskanmasına ve şeyhi mürted ilan etmelerine yol açtı ve Salahettin Eyyübi oğlu Zahir'e şeyh Sohreverdi'yi infaz etme talimatı verdi.


Rivayetlere göre Zahir babasının emrine temkin etmedi ve bu yüzden Halep alimleri kararın uygulanmadığını görünce yeniden Salahettin Eyyübi'ye mektup yazdı ve şöyle dedi: eğer kral Zahir, Şahabeddin Sohreverdi'yi kendi yanında tutup onu koruyacak olursa kısa sürede onun inacı da heba olur ve eğer onu ihraç ederse, nereye giderse gitsin, halkın sapmasına ve fesada yönelmesine sebebiyet verir.
Salahettin Eyyübi ikinci kez Kadı Fadıl hattıyla bir ferman gönderdi ve oğlunu, Şahabeddin'i infaz etmekte müsamahakar davrandığı takdirde Halep'i ondan geri almakla tehdit etti.


Sonunda Şeyh Sohreverdi kameri 587 yılında öldürüldü. Ayetullah Mutahhari şöyle diyor: Sohreverdi sadece fakihler ve kelam uzmanları ile münazarede cesur davranmıyor ve başkalarını kendine düşman etmekle kalmıyordu e aynı zamanda hikmetin sırlarını beyan ederken de İbni Sina'nın tavsiyesine aykırı olarak ve belki de gençliği yüzünden pervasızca davranıyordu ve bu da kendisine yönelik düşmanlıklara ve komplo kurulmasına sebep oldu.


Şeyh Sohreverdi'nin en yakın talebesi Şehrzuri'nin anlattığına göre şeyhin nasıl öldürüldüğü konusunda farklı rivayetler vardı. Bazıları şeyhi zindanda ölene kadar susuz ve yemeksiz bıraktıklarını düşünüyor. Bazıları ise şeyh bizzat ölünceye kadar su ve yemekten el çektiğini ve bir an önce mabuduna kavuşmak istediğini belirtiyor. Bazıları da şeyhin boğularak infaz edildiğini, kimileri de boynu kılıçla vurulduğunu ileri sürüyor. Bir başka kesim ise şeyhi kalenin üzerinden attıklarını ve ardından da cenazesini yaktıklarını söylüyor.
Her neyse, kral Zahir'in şeyhi öldürdükten sonra çok pişman olduğu ve şeyhin ölümü doğrultusunda fetva yazanların tüm fakihleri sürgün ettiği ve mal varlıklarına el koyduğu rivayet ediliyor.


Araştırmacılar şeyh Sohreverdi'nin ölümü de yaşamı kadar esrarengiz olduğunu belirtiyor. Şeyhten yaşamına ışık tutacak bir kaç kitaptan başka bir şey geride kalmadığı anlaşılıyor. Şehrzuri şeyh Sohreverdi'nın hekmetini sıkı savunanlardan biriydi ve şeyhin pratik hikmeti ve seyri ve yaşam tarzı hakkında şöyle yazıyor: Görecede kalenderler gibi yaşıyor ve nefsini kontrol etmek için çok ağır şartları kendine kolay hale getiriyordu, öyle ki bu şartlara katlanmak sıradan insanlar için mümkün değildi. Haftada bir öğün yemek yerdi, ki o da çok basit ve azdı. Çoğu ibadetini açken yarar ve zamanını uyanık geçirirdi ve ilahi alemlerde seyrediyordu. Sema ve musikiyi çok severdi ve keramet sahibiydi.


Eski zamanlarda kim ortaya çıkıp yeni bir söz eder veya yeni bir araştırmanın sonucunu açıklarsa, dışlanır ve tekfir edilirdi. Bu durumu İran diyarının bir çok bilgin, hekim, filozof ve yenilikçi insanlarında görmek mümkün. Örneğin İbni Sina'yı bir çokları kafir, bazıları zındık ve bazıları murtat ilan etti.
Bazı araştırmacılar şeyh Sohreverdi'nin katledilmesi ve sebepleri üzerinde araştırma yapmaya çalıştı. Kimileri şeyh Sohreverdi'yi bir nevi ulusalcılık taraftarı ve Şuubiye tarikatına mensup olduğu için bu eğilim yüzünden katledildiğini belirtiyor. Ancak bu görüş bir çok düşünürce eleştirilmiş ve bu görüşün şeyh Sohreverdi'nin eserleri ve düşüncelerinin yanlış yorumlanmasının sonucu olduğunu belirtmiştir. Kimileri ise şeyh Sohreverdi'nin sultan filozofu haklı hükümdar bilen siyasi bir süreci savunduğunu, bu düşünce de Bağdat halifesi ve Salahettin Eyyübi açısından hakaret sayıldığını kaydediyor.
Şeyhi İşrak ünlü eseri Hikmutul İşrak'ın başında bu düşüncesini savunmuştur ve bu düşünce, Salahettin Eyyübi'nin oğlu kral Zahir'in sarayındaki fakihleri kaygılandırdığı için onu öldürmeye yöneltmiştir.


Şeyh Sohreverdi'nin yaşamının önemli bir noktası, İsmailiye tarikatının en hassas faaliyet ve propaganda yaptığı çağda yaşamış olmasıydı. Bu dönemde İsmailiye'nin iki ünlü ve çok ses getiren hükümdarı iktidarın başındaydı. Bunlardan biri ikinci Hasan'dı ki kıyamet bayramının geldiğini ve İslam şeriatinin görece ahkamını açıkladı. İkinci hükümdar ise ikinci Nureddin Muhammed'di ve yazdığı kitapta İsmailiye inancını felsefe temelinde anlattı. Araştırmacılar genç ve zeki biri olan ve hakiki hikmeti arayan şeyh Sohreverdi'nin hepsi İsmailiye tarikatının önemli faaliyet merkezleri olan Marağa'dan Kazvin ve Rey ve İsfahan ve Mardin ve Halep seyahatleri sırasında İsmailiye tarikatının propagandasını yapanlarla tanışmış olabileceğine ihtimal veriyor.


Şeyh Sohreverdi kısa ömrüne karşın 50 risale ve kitap yazdı, ancak bazı eserleri hala yayımlanmadı.
Şeyh Sohreverdi hakkında en köklü araştırmaları Berkleman, Levi Masiniyon, Hanry Karbon ve Seyyid Hüseyin Nasr gerçekleştirdi.
Şeyh Sohreverdi'nin eserleri üzerine yazılan en önemli şerhler de Hikmetul İşrak adlı eseri üzerine yazıldı ki birincisini talebesi Şemseddin Şehrzuri ve ikincisi de Kutbeddin Şirazi kaleme aldı.
Edebiyat uzmanları ve yazarlar şeyh Sohreverdi'nin kalemini her zaman takdir etmiştir. Şeyh Sohreverdi Farsça eserlerini gayet güzel ve akıcı yazarken, Arapça eserleri de pişkin ve Kur'an'ı Kerim ayetleri ve rivayetlerle zenginleştirilmiştir.
Şeyh Sohreverdi'nin Farsça eserlerini tashih ederek yayımlayan Dr. Seyyid Hüseyin Nasr'a göre şeyhin eserleri Farsça nesir eserlerin arasında İran edebiyat tarihinin felsefi nesir eserleri arasında eşsizdir. Dr. Nasr şöyle diyor: Belki de Farsça nesirin bin yıllık tarihinde hiç kimse felsefi konuları bu kadar narin ve akıcı beyan etmemiştir.


Şeyh Sohreverdi'nin Farsça kaleme aldığı risalelerinin konuları aynı değildir. Örneğin Pertoname ve Heyakel Elnur ve Elvahi İmadi adlı kitapları teorik hikmetle ilgilidir ve daha çok İbni Sina'nın Meşai hikmetini izlemiştir. Fakat nefis ve ilahiyat alanında sırf İşraki inançları ele almış ve teorik konuların arasında temsili ve sır içeren öyküleri zikretmiş,öykü kalıbında teorik konuyu somut hale getirerek anlaşılmasını kolaylaştırmıştır.
Şeyh Sohreverdi'nin kısa irfani öyküleri de vardır. Bu öykülerde şeyh hikmet ve marifetin tüm başlıklarını öğretmek istemiyor ve sadece okurun dikkatini öykü içinde özel bir duruma çekmeye çalışıyor ve böylece onu işrak usulüne göre yaşayan birinin yaşam gerçekleri ile tanıştırmaya çalışıyor.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile