Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 04 Ocak 2016 05:59

İranlı ünlüler, evrensel mefahirler - 70

İranlı ünlüler, evrensel mefahirler - 70

 "İranlı ünlüler, evrensel mefahirler" başlığı altında hazırladığımız sohbetimizin her bölümünde sizleri şu anda mezarları İran sınırlarının dışında kalan ünlü İranlı şahsiyetlerle tanıştıracağız.

Bir çoklarının eserleri hem İran'da ve hem dünyada yayınlanan bu ünlü şahsiyetlerin ve düşünürlerin kendileri ve eserleri evrensel miras sayılıyor. Mevlana, Nizami Gencevi, Şeyh Şahabeddin Suhreverdi, Ebureyhan Biruni, Hoca Nusireddin Tusi, sözünü ettiğimiz İranlı bilgin, arif ve düşünürlerin örnekleridir.

Bugünkü sohbetimizde İranlı büyük şair Nizami Gencevi'nin eserlerini irdelemeye devam edeceğiz. Geçen bölümde Nizami'nin ilk şiir kitabı olan Mahzen-ul Esrar adlı eserini irdeledik ve dedik ki bu kitap aslında bir nevi ahlakın öyküsüdür ve Nizami bu eserinde insan nefsine hitap ederek ona hakikati bulması ve marifete ulaşmasında yardımcı olmaya çalışmıştır.
Ancak Mahzen-ul Esrar'ın ardından Nizami'nin tarzı büsbütün değişti ve gerçekte bu eserde kullandığı kelam yönteminden tamamen uzaklaştı.
Gerçekte Nizami'nin kaleme aldığı Hüsrev ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Heft Peyker ve İskendername adlı şiir kitaplarına bakıldığında, bu kitaplarda kullanılan dilin Mahzen-ul Esrar'da kullanılan dilden temelden farklı olduğu ve şairin doğrudan talim yerine dolaylı talim etmeyi tercih ettiği hemen anlaşılır.
Nizami'nin beş mesnevisini inceleyen İranlı uzman Dr. Kamil Ahmetnejad'a göre bu durum İranlı şair Nizami'nin zeka ve yenilikçiliğinin işaretidir.


Nizami bu aşamadan sonra en iyi kelam yöntemini tespit etmeye ve böylece onun yardımıyla düşünce ve inançlarını beyan etmeye çalıştı ve sonunda yaşam ve varlık aleminin yaratılışının ekseni "Aşk" olduğu sonucuna vardı. Nizami'nin gözetlediği bu aşk, hikmet ve felsefe ile karışık bir aşktı.


İranlı şair Nizami, Mahzen-ul Esrar adlı eserini yazdıktan sonra ömrünü büyük bir sabırla ütopyasını bulma uğruna harcadı ve bu dönemde yazdığı şiirlerin her biri, onu yaşamın cari sıkıntılarından ve beşeri toplumdan ve o çağın hakimlerinin cahilliği ve laubaliliğinden uzaklaştıran birer yol gibiydi ve şair böylece daha iyi bir dünyanın görüntülerini şiirleri ile okurlarına sunmayı başardı.
Nizami tüm şiir kitaplarında her türlü adaletsizlikten ve perişanlıktan arınmış bir dünyayı ve gerçekte fazilet diyarını ve vicdan beldesini arıyordu. Şair bu hedefine ulaşmak için bir çok menzili geride bırakıyor ve gerçekte her şiir kitabı onun bu bağlamda yaptığı araştırma ve arayışın bir aşaması sayılıyor, öyle ki her biri de onu peşinde olduğu ütopyasına bir adım daha yaklaştırıyor.


Yola Mahzen-ul Esrar'a yansıttığı akıl ve istidlalden hareketle çıkan İranlı büyük şair Nizami, yoluna aşk ile devam ediyor. Şair bu dönemde Hüsrev ile Şirin ve Leyla ile Mecnun adlı iki önemli esere imza atıyor. Bu eserlerin her ikisi aşk ve sevgi ile ilgilidir, ancak birinde aşıklar birbirine kavuşurken, öbüründe hicran ve ayrılık vardır. Fakat her iki şiir kitabı esas karakterlerin ölümü ile sonuçlanıyor.
Hüsrev ile Şirin adlı eserde iki aşık birbiriyle evleniyor. Bir süre sonra Hüsrev, oğlu Şiruye tarafından öldürülüyor ve böylece öykünün kahramanları Hüsrev ve Şirin'in ölümü ile beraber öykü de son buluyor.


Hüsrev ile Şirin ve Leyla ile Mecnun adlı eserlerde anlatılan öykülerin esas karakterleri iki kadındır ve öykü tamamen onların kişiliği ve yaşamları ve ahlaki özelliklerinin etrafında dönüyor.
Nizami'nin ideal insanı ve ütopyasını anlatmak için attığı ilk adımlar da buradan başlıyor. Nizami bu eserlerinde kadına büyük önem veriyor. Şair kadını yüce bir insan olarak sayıyor ve gerçekte kadının varlığında insanı ve insani erdemleri arıyor. Şirin, Nizami'nin gözünde şairin ideali olan en mükemmel kadının örneğidir. Şirin mükemmel bir kadının sahip olması gereken tüm iyi sıfatları ve şayestelikleri bir arada barındırır. Nizami hatta Şirin'i anlatırken, tam iffet ve paklık içinde ölümünü de güzel bir mersiye ile anlatıyor ve kim Şirin'in ölüm efsanesini okursa etkileneceğini savunuyor.


Nizami bu iki şiir kitabından sonra amacına ulaşmak için rüya alemine dalıyor ve bir süre umut ve arzularını Heft Peyker adlı şiir kitabında anlatmaya devam ediyor.
Heft Peyker şiir kitabı, Sasani kralı Behrum Gur'un yaşam öyküsüdür ve tahta oturduğu günden öldüğü güne kadar geçen dönemi içerir.
Heft Peyker adlı eserde Behram'ın eşleri ona bazı kıssaları anlatır, ki bu kıssalar eserin ana eksenini oluşturur.
İranlı uzman Dr. Abdulhüseyin Zerrinkub'a göre İranlı şair Nizami'nin şiir zevki ve şairlik gücü Heft Peyker'de doruk noktasına ulaşıyor. Nizami'nin Heft Peyker'de anlattığı dünya, içinde insan sürekli faaliyet ve hareket halinde olan bir dünyadır, fakat bu aktif insan kemal zirvesine ulaşmak için hiç bir planı veya programı yoktur. Nizami insanın kemale eren dünyasını ararken ve gerçekte insani erdemi bulmak için İskendername adlı eserine başlıyor ve bu eserinde insanı, kendi düşündüğü ütopyasına yaklaştırmaya çalışıyor.


İskendername gerçekte doğulu bir şairin gözünden Makedonyalı İskender'in yaşam öyküsüdür. Nizami'nin anlattığı İskender, Yunanlıların anlattığı İskender'den çok farklıdır. Nizami'nin düşüncesinin ürünü olan İskender sadece bir fatih ve cihangir değil, aynı zamanda bir düşünürdür ve alimler ve bilginlerle oturup kalkmaktadır. Bu İskender dini tanıyor ve Hac ibadetini yerine getiriyor. Nizami'nin İskender'i dünyayı dolaşıyor ve içinde karşılaştığı her şeyden ders alıyor ve sonunda abu hayatı bulma umuduyla yola çıkıyor ve Nizami'nin tabiri ile fazilet diyarına ulaşıyor. Bu diyarda, yani Nizami'nin ütopyasında artık savaş, komplo, hile, yalan ve bunlar gibi kötülükler bulunmuyor ve güç, tüm doğal zenginlikler gibi tüm insanlara ait olduğu ve insanların da huzur içinde yaşadığı gözleniyor.


Gerçekte Nizami peşinde olduğu ütopyasını bu kentte yaşayan insanların dilinden İskendername'de anlatıyor. Nizami ütopyasını İskendername'de anlatarak insanlara böyle bir dünyaya nasıl ulaşabileceklerini öğretmeye çalışıyor. Nizami, böyle bir kente ulaşmak için ahlaki terbiye ve insanın iyi fıtratına güvenmenin şart olduğunu vurguluyor.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile