Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 01 Şubat 2015 19:46

İranlı Ünlüler, Evrensel Mefahirler - 31

İranlı Ünlüler, Evrensel Mefahirler - 31

Geçen bölümde Ebu Said Ebulhayır'ın kameri 5.yy büyük şair ve ariflerinden biri olduğunu ve o dönemde İran topraklarının bir parçası olan ve şimdi Türkmenistan topraklarında kalan büyük Horasan yöresinin Mihene köyünde dünyaya geldiğini ve 81 yaşındayken fani dünyadan ayrıldığını ve mezarının ise doğduğu Mihene köyünde tarihi Nesa kentine yakın bir yerde yer aldığını anlattık.
Yine dedik ki Ebu Said Ebulhayır, çağının seçkin hocaları nezdinde o dönemde yaygın olan ilimleri öğrendi ve çocukluk çağından itibaren irfan âlemiyle tanıştı.

Günümüzde bir çok şiirin Ebu Said Ebulhayır'a ait olduğu belirtilirken, araştırmacılar bu şiirlerin sadece bir kaç beytinin bu büyük arife ait olduğunu ve Ebulhayır'ın konuşmalarını ve sözlerini tamamlamak üzere başka şairlerin şiirlerini kullandığını belirtiyor.
Ebu Said Ebulhayır, düşüncelerini şiir kalıbında anlatan ilk İranlı arif sayılır.
Yeni Ebu Said Ebulhayır'ın bir çok keramete sahip olduğunu belirtilir. Bu kerametlerin bazıları ise yazdığı Esrar-ul Tevhid adlı eserinde yer alıyor.

Esrar-ul Tevhid adlı eser sadece Ebu Said Ebulhayır'ın söz ve kelamıyla ilgili değildir ve eserde yer yer bu büyük arifin davranışları ve amelleri de anlatılmıştır. Bu değerli eser okurun yazarın yüce şahsiyetiyle daha iyi tanışmasına yardımcı oluyor.
Esrar-ul Tevhid ve Ebu Said Ebulhayır'la ilgili diğer kaynaklardan anlaşıldığı üzere bu büyük arif atılgan bir insandı ve asla inzivaya çekilmeyi ve insanlardan uzak yaşamayı isteyen biri değildir. Gerçekte Ebu Said Ebulhayır pozitif, gerçekçi ve iyimser bir sofi sayılırdı. Bu büyük arif toplumla iç içe yaşar ve insanlarla hangi sınıftan ve hangi kesimden olursa olsun bütünleşir ve onlarla sohbet ederdi. Ebu Said Ebulhayır birçok araştırmacıya göre cemaatle beraber olmanın yanında asla ve bir an bile Allah'tan gafil kalmayan bir arifti. Bu çerçevede Esrar-ul Tevhid adlı eserde bu büyük arif hakkında bir çok öykü anlatılıyor.

Şeyh Ebulhayır'a şöyle dediler: Falanca kişi suyun üzerinde yürüyor. Şöyle dedi: Çok kolay, kurbağa ve küçük kuş Save de yürür. Şeyhe şöyle dediler: Falanca kişi havada uçuyor. Şöyle dedi: Kolay, sinek ve avcı kuş Zagne de uçar. Şeyhe şöyle dediler: Falanca kişi bir aniden bir kentten bir başka kente varıyor. Şöyle dedi: Kolay, şeytan da bir nefeste doğudan batıya gidiyor. Bu tür şeyler pek önemli değil, asıl kıymetli olan insanın halk arasında olması, onlarla oturup kalkması, yemesi ve halk arasında çarşıda alış veriş yapması ve halkla bütünleşmesi ve bir an Allah'tan gafil olmamasıdır.
Ebu Said Ebulhayır toplumun her kesimi ve her sınıfıyla haşır neşir olurdu ve Mevlevi'nin tabiriyle mutlu mutsuz, herkese çift olurdu ve herkese sevgi gözüyle bakardı. Büyük arif hatta başka dinlerin mensupları ve kötü insanlara da sevgi, hoşgörü ve af usulüne göre davranırdı. Ebulhayır bu huyu, açık yüzü ve şefkatiyle insanların içinde büyük bir inkılap yarattı ve sevgisiyle dikenleri çiçeğe dönüştürdü. Bu bağlamda Esrar-ul Tevhid'de şöyle okuyoruz:
Bizim Şeyh Nişabur'a geldiğinde, bir gün mezarlığa gitti ve şeyhlerin mezarını ziyaret etti. O sırada bir grup insanı gördü orada şarap içiyor ve müzik aleti çalıyor. Sofiler muzdarip oldu ve onlara tepki göstererek incitmek istedi. Ancak Şeyh müsaade etmedi. Şeyh onların yanına vardığında şöyle dedi: Rabbim bu dünyada gönlünüzü hoş ettiği gibi, öbür dünyada da hoş eylesin. Bu sözlerin ardından oradaki cemaat ayağa kalktı ve şeyhin ayağına sarıldı, şarapları yere döktü, sazları kırdı ve tövbe etti ve iyi insanlar oldu. Bu da bizim şeyhimizin bereketindendi.

Araştırmacılara göre Ebu Said Ebulhayır'ı başka ariflerden farklı kılan seçkin sıftlarından biri, büyük arifin içine kapanık olmaması ve açık yüzlü ve açıkı kalplı bir insan olmasıydı. Yani Ebulhayır kesinlikle insanların hoş, mutlu ve eğlenceli yaşamasına asla olumsuz bakmaz bilakis olumlu karşılardı, çünkü büyük arif, sofi insan ancak açık yüzlü olduğu zaman makbul olduğuna inanırdı.
Ebu Said Ebulhayır'ın bir sıkıntısı olduğunda, yani üzgün olduğu vakit, açılmak için bir çare düşündüğü ve ya şeyhlerin mezarını ziyarete gittiği veya çöle ve ovaya çıkıp halkla sohbet ettiği rivayet edilir.
Ebu Said Ebulhayır'ın en güzel sıfatlarından biri, tüm insanlara sevgi ve şefkatle yaklaşmasıydı. Nitekim şeyhin Esrar-ul Tevhid adlı eserinden de tüm çabası insanların acılarını ve sıkıntılarını gidermek olduğunu anlarız.
Bir gün şeyhten halktan hakka kaç yol vardır diye sorulduğunda şöyle karşılık verir: Her mahlûkun zerreleri sayısı kadar hakka yol vardır, fakat hiç bir yol bir Müslümanın gönlünü rahatlatmak kadar kolay ve yakın değildir. Biz bu yola gittik, bu yolu seçtik ve herkese de bu yolu seçmesini vasiyet ederiz.

İranlı büyük arif Şeyh Ebu Said Ebulhayır'ın bir başka özelliği, nifak ve riyakârlıktan uzak durmasıydı. Ebulhayır samimi ve açık yaşardı ve tasavvufun en kötü şeklinin sırf yükümlülük yüzünden olanı olduğuna inanırdı. Şeyhin tüm talebeleri, yakınları ve halk her zaman şeyhin gerçek kişiliğini görürdü. Ebu Said Ebulhayır, içinde olduğu gibi davranır ve hiç bir zaman göstermelik ve yapmacık davranmazdı. Eğer içinden ağlamak gelirse ağlardı ve bir erkeğin başkalarının karşısında ağlamasından utanmazdı, nitekim mutlu olduğu zaman da içinden geldiği gibi naralar atar ve başkalarının ne düşündüğünü önemsemezdi.
Psikologlar bu tür duyguları ifade etme durumunu düdüklü tencerenin tepkisine benzetiyor ve bunun içteki baskıları hafiflettiğini ve insana huzur verdiğini belirtiyor. Psikologlar iç heyecanların sürekli bastırılmasını ve insanın içinde kopan fırtınaların dışa vurmasını engellemesini cisim ve ruh sağlığına zararlı olduğunu ve bir çok olumsuzluklara yol açtığını vurguluyor.

Şeyh Ebu Said Ebulhayır'ın bir başka seçkin özelliği, alçak gönüllü olması, ben ve benlikten ve bencillikten nefret etmesiydi. Bu özellik şeyhin kurduğu ahlaki mektebin en önemli noktalarından biridir ve şeyhin sözlerinde ve davranışlarında sürekli bu meseleye vurgu yapılmıştır.
Gerçekte İslamî tasavvuf ve irfanın temel ekseni de insanın kendini önemsememesi ve bencil olmamasıdır. Ebu Said Ebulhayır ise şu ben ve benliği yıkanların simgesidir, öyle ki şeyh ben ve biz sözcüklerinden nefret eder ve asla bu sözcükleri telaffuz etmek ve nerede ben demek gerekirse, O zamirini kullanırdı. Ebu Said Ebulhayır şöyle diyordu: Nerede benlik senle ise cehennemdir ve nerede senin benliğin yoksa cennettir.
Gerçekte uzmanlar da tüm anlaşmazlıkların, hasetlerin, hırsların ve kötülüklerin insanların egosundan ve egoistliğinden ve bencilliklerinden ve benliklerinden kaynaklandığına inanır. Şeyhin Esrar-ul Tevhid adlı eserinde ise şu ifadelere yer veriliyor: Kulla göklerin ve yerin Rabbi arasında hicab yoktur, Arş ve kürsü yoktur. Asıl senin benliğin hicabdır. Bunu ortadan kaldırırsan, Rabbine kavuşursun.

Ebu Said Ebulhayır'ın durumu ile ilgili şaşırtıcı olan konu, şeyhin gençlik çağında tamamen içe dönük bir şahsiyeti olması ve ardından yaşamında büyük bir değişim yaşaması ve dışa dönük bir kişilik kazanmasıdır. Bu durum gerçekten istisna sayılır, çünkü psikologlara göre bir insanın içe dönük veya dışa dönük karakterli olması zati bir durumdur ve değişmesi hemen hemen imkânsızdır ve hatta çocukluk ve gençlik çağında kendini gösterir. Ebu Said ise gençliğinin büyük bir bölümünü yalnız ve insanlardan uzak bir şekilde ibadetle geçiren bir ariftir, fakat daha sonra değişmiştir.015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile