Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Çarşamba, 07 Ocak 2015 09:03

Exodus: Tanrılar ve Krallar; Hollywood'un Yanlış Rivayeti

Exodus: Tanrılar ve Krallar; Hollywood'un Yanlış Rivayeti

Sinema sektörü ilk baştan itibaren peygamberlerin yaşam hikâyesine özel ilgi duymakta. Fakat bu ilgilinin bir çok örneğinde görüldüğü gibi bu yaklaşımın, dini olmayan hedeflerle yoğrulmadığı ve dini inançların güçlenmesine asla yardımcı olmadığı açıkça söylenebilir.
Örneğin 1956 yılı Sisil Demil (Cecil B. DeMille) yönetmenliğindeki On Emir (The Ten Commandments) filmi, her şeyden ziyade siyasi hedefler amacı doğrultusunda ve Filistinlilerin topraklarının gasp edilmesini haklı çıkartmak hedefi ile çekildi. Zira o dönemde Siyonistler tarafından yapılan işgale bir gerekçe uydurmak gerekirdi. Bu yüzden Hollywood, çektiği film ile Hz. Musa'nın -as- yahud kavminin kurtarıcısı olarak ilahi görev uyarınca onları Mısır topraklarından Arz-ı Mevud'a götürmeye çalıştığını ekrana taşıdı. Bu filmde, Hz. Musa'dan çizilen porte, ilahi risaleti olan bir Peygamber değil de dünyevi bir kurtarıcıdır.
Bu filmde Hz. Musa –as- ilahi risaletini yerine getirmektense yoksul ve mahrumları kurtarma endişesinde olan, üstelik kendi görevinde sürekli şüpheye düşen ve kararlı olmayan biri olarak tanıtılıyor. Diğer yandan gençliğinde zevk ve eğlence düşkünü biri olarak tanıtılıyor. Bu tabloda, ilahi kutsal bir şahsiyet, sıradan bir insan seviyesine kadar indiriliyor.

Hz. İsa ve Hz. Nuh –as- yaşamı ve Hz. Musa –as- liderliğinde İsrailoğullarının göç hikâyeleri, Hollywood film sektöründe bir çok senaryoya konu olurken, bu süreç 70'li yıllardan itibaren daha da hız kazandı. Bu yönelişin son bir iki yıldaki ürünleri ise Nuh: Büyük Tufan (Noah's Flood), Göç (Exodus) ve İsa Peygamber (Son of God) filmleri oldu.
Yönetmen Darren Aronofsky'nin baş rollerini Russell Crowe ve Jenifer Connelly'nin paylaştığı " Nuh: Büyük Tufan" filmi son yıllarda Müslümanlar arasında büyük tepkilere sebep oldu, öyle ki bir çok ülkede ekran yasağı uygulandı. Hatta bazı Hıristiyanlar bile filmin, İncil hikâyesinden saptırıldığını savundular.
Fakat ilahi peygamberlerin hayat hikâyesi ile ilgili son yıllarda çekilen ve ekran edilen filmlerden biri, Hz. Musa'nın –as- Mısır'dan çıkışı ve İsrailoğullarını kurtarmasını konu eden Ridley Scott yönetmenliğinde, Göç: Tanrılar ve Krallar ( Exodus: Gods and Kings ) filmidir. Scott bu filmi daha önce Schindler's List filmi ile adından söz ettiren Steven Zaillian'ın senaryosu uyarınca kameraya aktardı. Filmde özellikle Yahudiler ve Siyonistlere özel bir bakış açısı ile yaklaşılıyor.

Ünlü yönetmen Scott Hz. Musa –as- liderliğinde İsrailoğullarının Mısır çıkışını, bu ülkede kölecilik döneminde yaşandığını aktarıyor. Rivayete göre Hz. Musa 600 bin köle ile gece vakti Mısır'da çıkıyor. Tevrat'ın ikinci bölümü olan "çıkış", Hz. Musa'nın –as- biseti, Mısır Firavunu ikinci Ramses'e karşı ayaklanması ve Yahudilerin Arz-ı Mevud'a doğru Mısır'dan çıkışlarını anlatıyor ki film bu bölüme dayanarak çekilmiştir.
Fakat filmin ekran edilmesi bir çok eleştiriyi de beraberinde getirdi. Örneğin Exodus filmi Fas'ta "tarihin tahrif edilmesi" gerekçesi ile ülkenin film komisyonu tarafından yasaklandı.
Daha önce de film, Mısır ve BAE'de de bir çok eleştiriye sebep olmuştu. Filmi eleştirenler, Kızıl Denizi'n yarılmasını Hz. Musa'nın mucizesi değil de neden bir doğa olayı olan deprem sonucu yaşandığını sorguluyorlar. Eleştirilerden bir diğeri de Exodus filminde Yahudilerin piramitlerin inşaatında çalıştırılması ile ilgilidir. Bu bağlamda Mısır Kültür Bakanı Cabir Asfur filmde işlenen bu konunun tamamen yanlış olduğunu zira piramitlerin milattan 2540 yıl önce ve Hz. ibrahim'in –as- veladetinden önce inşa edildiğini, Yahudilerin bu çalışmalarda bulunmasının tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını belirtti. Asfur ayrıca bu filmin bir Siyonist yapı olarak tarihi büyük yanlışları olduğunu ve bu yüzden ekran yasağı uygulandığını belirtti.

Bu arada bazı din uzmanları da film yapımcılarının dini olmayan yaklaşımı ile ilahi azap ve Hz. Musa'nın özellikle de Tevrat'ta bir mucize olarak açıklanan Kızıl Denizini yarma olayını başka bir sebeple sergilenmesini eleştirerek, bunun halkın güvenini yok ettiğini belirtiyorlar. Bu sahne, bilimsel yaklaşımla milattan 3000 yıl önce yaşanan tsunami sahnesi olarak çekilmiştir.
Filmi eleştirenlerin görüşlerine bakıldığında, belirtilen eleştirilerin yanı sıra filmdeki hızlı tempo, dağınık senaryo, inandırıcı olmayan gevşek kişilik konuları da bir çok tepkiye sebep olmuştur. Eleştirmenler ayrıca senaryoda dini ve tarihi kaynakların doğru kullanılmadığını, 140 milyon dolarlık dev bütçesine rağmen Tevrat hikâyesinden uyarlanmada başarısız olduğunu savunuyorlar.
Bu bağlamda Forbes dergisi eleştirmeni Scott Mendelson, , tüm dramatik yönlerden soyutlanmış olan senaryonun kötü oyunculukla birlikte, filmin bir fiyasko olmasına sebep olduğunu savunurken, hal bu ki filmin çok duygusal ve heyecan dolu olma imkanına sahip olduğunu ifade ediyor.

Başta mısırlılar olmak üzere oyuncuların beyazlardan seçilmesi, filme ve yönetmene yönelik eleştirilerden bir diğeridir. Zira filmin tüm konusu Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da geçiyor, fakat başrollerin Hz. Musa –as- döneminde yaşayan insanlarla görüntü olarak benzememesi bariz bir şekilde dikkat çekiyor. Nitekim ünlü eleştirmen Eric Can, başroldeki Christian Bale'nin oyunculuğunun da filmin ruhsuzluk ve sıkıcılığını etkileyemediğini, filmin ise Scott gibi bir yönetmen için tam bir başarısızlık olduğunu belirtiyor.
Hollywood Reporter'in eleştirmeni Steven Farber de Scott'ın bir yönetmen olarak tüm marifetini sergilediğini, fakat senaryo ve bazı oyuncuların onun mahcup olmasına sebep olduğunu yazıyor. İlginç olan ise yönetmen Scott'ın bu eleştirilere şimdiye kadar yanıt vermemesidir.
Şimdiye kadar defalarca Allah'a inanmamakla suçlanan 77 yaşındaki yönetmen bu hikâyeyi seçmekle ilgili şöyle diyor: Ben şimdiye kadar dini emirlere fazla dikkat etmedim ve Hz. Musa hakkında bu kadar derin düşünmemiştim. Bu insanın nasıl bir şahsiyeti olduğunu ve nereli olduğunu, düşe kalka keşfetmeye başladım. Firavun'a karşı olduğunu bilmezken, onunla iki üvey kardeş veya isterseniz üvey iki kuzen gibi bu kadar yakın bir bağı olduğunu bilmiyordum. Ridley Scott bu filmi 2012 yılında intihar eden kardeşi Tony'e ithaf etti.

Evet, bu konuda belki de en son söz, genelde benzer yapımlar, peygamberlerin ilahi görevini tahrif ederek, dini nizamlarda şüphe oluşturma bağlamında çekildiği söylenebilir. Bu eserlerde Hz. Musa, Hz. İbrahim ve Hz. Nuh gibi ilahi peygamberlerin çehresi zedeliyor. Bu filmlerde kadınlar ve dünyevi aşkların konusu, ayrıca ele alınması gereken bir konudur fakat önemli ve sapkın bir konu olarak dikkat çeken ise ilahi peygamberlerin kutsallığını silme çabalarıdır. İlahi peygamberlerin kişiliği ile ilgili Hollywood yapımı filmler hümanizm bakışı ile çekilirken, bu ilahi resuller sıradan bir insandan öteye geçemiyorlar. Bu da dindar inanların duygularının depreşmesi ve tepki göstermesine sebep oluyor.009-015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile