Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Perşembe, 01 Ocak 2015 09:09

İranlı Ünlüler, Evrensel Mefahirler - 27

İranlı Ünlüler, Evrensel Mefahirler - 27

İran diyarında şiirin tarih boyunca halkın gönlünde ve bu topraklara hâkim olan nizamlarda her zaman özel bir yeri olmuştur. Şiir, İran milletinin yaşamıyla bütünleşen bir sanattır ve bu çerçevede her zaman da mercek altında olmuş ve edebiyat ustalarınca sürekli irdelenmiştir.
İran'da bilim ve edebiyatın mazisi çok eskilere ve milattan 331 yıl öncesine, yani Hahameneşi hanedanının iktidarının sonlarına uzanır.

İskender'in İran topraklarına saldırması ve Hahameneşi iktidarının devrilmesinden sonra, İran topraklarında bilim ve edebiyat da büyük değişime uğradı. O tarihte İskender, İran topraklarını ele geçirdikten sonra bu ülkede beğendiği ne kadar ilmi ve edebi kitap varsa Yunancaya çevrilmesini emretti ve ardından bu değerli eserleri bir bir yok etti. Gerçi İskender'in bu hareketi beşeriyete karşı büyük bir cinayetti, fakat yine de İran'da bilim ve edebiyatın ilerlemesini durdurmaya yetmedi. Çünkü İran topraklarının evlatları bir kez daha bilim ve edebiyat alanında harekete geçerek İran'ı saran bu krizi geride bıraktı. Bilim ve edebiyat sahasında yeni eserlere imza atarak bir kez daha çağın en önde gelen devleti oldu.
İran milleti Sasaniler döneminde bilim, medeniyet ve kültür bakımından yüksek düzeylerdeydi ve İranlı bilginlerin ünü dünyanın dört bir yanını sarmıştı. O dönemde bilim ve edebiyatta yaşanan gelişme, bir çok düşünür ve araştırmacının itiraf ettiği üzere dünyanın en büyük ilmi hareketi olan İslamiyet'in ilmi hareketi üzerinde de derin etkisi oldu.
O dönemde İran'da binlerce yıllık mazisi olan şiir ve edebiyat da diğer ilimler ve sanatların yanında büyük ilerleme kaydetti ve yeniden filizlendi. Eski İran'dan geriye kalan edebi eserler, o dönemde yaygın olan Pehlevi, Evesta ve Arami dilleri ve alfabeleriyle kaleme alındı.
İran milleti İslam dinini benimsedikten sonra ise söz konusu yaygın dillerin ve alfabenin yerini Fars dili ve alfabesi aldı.
İran'da İslam'dan sonra başlayan dönemde Fars şiiri ve edebiyatının zirveye tırmanışı, miladi 9. yüzyılın sonlarına doğru Samaniler iktidarına denk gelir. Samaniler Fars şiiri ve edebiyatı için uygun bir zemin hazırladı, çünkü Samani hanedanı asil İranlı hanedanlardan biriydi. Bu yüzden tüm çabalarını İran kültürünü, Fars dili ve edebiyatını geliştirmeye adadı ve saraylarında şairleri, yazarları ve mütercimleri destekledi.

Samani hükümdarları siyasi ve kültürel konumlarını güçlendirmek için çaba harcarken, İran'ın kuzeydoğu yörelerinde de büyük bir ilmi ve kültürel hareket başlamaktaydı. Fars şiirinin babası Ebu Abdullah Cafer Bin Muhammed Rudeki, şimdiki Özbekistan'da yer alan Semerkant'ın dağlık bir bölgesindeki Rudek köyünde dünyaya geldi. Rudeki'nin kesin doğum tarihi bilinmiyor, ama kameri 3. yüzyılın ortalarında doğduğu tahmin ediliyor. Rudeki, o dönemin iki büyük bilim adamı, yani İranlı ünlü hekim Zekeriya Razi ve yine İranlı ünlü filozof Ebu Nasr Farabi ile çağdaştı. Tarihi açıdan da Rudeki'nin doğumu, İslamiyet'in Ceyhun ırmağının kıyılarında yer alan topraklardan Afrika'nın kuzeyine ve Avrupa'nın batısında Endülüs'e kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı yıllara denk geliyor.
Rudeki'nin yaşamı, eğitimi ve Semerkant'ten nasıl Buhara'ya göç ettiği pek bilinmiyor. Rudeki'nin yaşamı hakkında bilgisi olan İranlı en eski yazarlardan biri Muhammed Ufi'dir. Ufi, Rudeki'den üç asır sonra yaşadı ve Lobabul Elbab adlı eserinde Rudeki'den söz ediyor. Rudeki'nin çocukken çok zeki olduğunu ve 8 yaşına geldiğinde Kur'an'ı Kerim hafızı olduğunu beyan ediyor.
Rudeki şiir yazmayı da çocukluk yıllarında başladı. Rudeki'nin çok hoş sesi vardı ve çok güzel saz çalıyordu. Rudeki şiir ve musiki alanında kendi çağının en önde gelen insanıydı. Rudeki'nin musiki ve şiirde ünü her tarafa yayılmıştı ve o dönemde Horasan hükümdarı olan Emir Nasr Samani bu yüzden Rudeki'yi sarayına davet etti.

Rudeki çağında ve hatta kameri beşinci yüzyıla kadar İran'da şiir ve musiki ile iç içeydi ve İranlılar şiiri musiki olmadan okumazdı. Bu yüzden musikiyi bilmeyen şairler, şiirlerini duyurmak ve muhataptan takdir toplamak için musikiyi bilen birini işe alıyordu ve ona Ravi deniliyordu. Fakat Rudeki iyi bir şair olmanın gereği olan bu iki büyük sanatı çok iyi biliyordu ve bu yüzden kendi yazdığı şiirlerini kendi çaldığı musikisi ile okuyordu.
Rudeki'nin yazdığı şiirlere bakıldığında, şairin bilim ve bilgisinin hangi seviyede olduğu rahatça anlaşılır. Rudeki Farsça sözcükleri şiirlerinde kullanmakta çok yetenekliydi. Nitekim Farsça sözcüklerin tümünde şairlerden verilen örneklerde mutlaka Rudeki'den bir kaç beyit şiir de yer aldığı belirtilmelidir.
Rudeki'nin şiirlerine bakarak anlaşılan bir başka yeteneği, Arap dilinde şiir yazan şairlerin şiirlerini tanımasıydı. Rudaki ayrıca İslam'dan önce İran tarihini, eski edebiyatını ve yine çeşitli inançları ve kavimleri çok iyi bilen biriydi.

Rudeki Samanilerin sarayına girdikten sonra bu hanedanın ikinci hükümdarı Emir Nasr Samani'nin has yakınlarından biri oldu. Şiirlerinde Samani hanedanını ve özellikle Nasr Bin Ahmet'i methetmeye başladı ve bu sayede büyük servete kavuştu.
Rudeki saraydaki yaşamı boyunca Samanilerin başveziri Ebulfazl Bel'emi ile tanıştı ve yine kameri 4. yüzyılın ünlü şair ve filozoflarından Şehid Belhi ve Ebulhasan Muradi ile arkadaşlık etti.

Şehid Belhi, Ebu İshak Cuybari, Kesai ve Dakiki, Rudeki'nin çağdaşı olan şairlerdi ve Rudeki bazı şiirlerinde bu şairlerden söz etti.
Rudeki oldukça zengin bir insandı ve servetini şiir ve musiki yetenekleri sayesinde elde etmişti. Tezkerelerde belirtildiği üzere Rudeki'nin Nasr Bin Ahmet sarayındaki serveti, başka hiç bir şair ona yetişmeyecek kadar büyüktü. Ancak Fars şiirinin babası olarak ün yapan Ebu Abdullah Cafer Bin Muhammed Rudeki, ileri yaşı ve görme yeteneğini kaybetmesi yüzünden ömrünün son günlerinde çok sıkıntılı günler yaşadı ve sonunda kameri 329 yılında Semerkant'ta vefat etti.

Bazı tarih yazarları ve araştırmacılar, Rudeki'nin bir milyon üç yüz beyit şiir yazdığını belirtiyor. Gerçi bu rakam biraz abartılı gözükebilir, fakat Rudeki'nin yeteneklerine ve yine Kelile ve Demne gibi muazzam bir eseri şiir kalıbına dökmesine bakıldığında bu rakam pek de abartılı görünmüyor. Fakat Rudeki'den günümüze dek kalan şiirlerinin beyit sayısı 960'ı aşmıyor. Bu şiirlerin bazıları eski kitaplarda ve bazıları da tezkerelerde ve lügat kitaplarında yer alıyor.
Rudeki'den geriye kalan şiir, kaside ve gazellere bakıldığında, şairin çeşitli şiir tarzlarında usta bir şair olduğu anlaşılıyor. Araştırmacılar ve şiir uzmanları Rudeki'nin yazdığı şiirleri vasıf ve benzetme tekniklerinde ve yine kullandığı sözcüklerin doğa ile yakınlığı bakımından emsalsiz olduğunu belirtiyor. Belki de bu yüzden Rudeki ile çağdaş olan ve kendisinden sonra yaşayan bir çok şair Rudeki gibi şiir yazmaya veya şiirlerinde Rudeki'nin bazı şiirlerinden yararlanmaya çalışmıştır.
Araştırmacılar ve şiir uzmanları Rudeki'nin günümüzde dek dağınık bir vaziyette sadece bir kısmı ulaşan en önemli eseri, Kelile ve Demne adlı eserin şiir kalıbında yazılışından ibaret olduğunu belirtiyor.
Bilindiği üzere Kelile ve Demne, Hindistan'ın hayvanlar dilinden anlatılan öykü ve efsaneleri içeren bir kitaptır. Esas adı Pence Tentere olan eser Borzuye Tabib tarafından İran'a getirildi ve ardından Borzuye bizzat bu eseri Pehlevi diline çevirdi, Borzuye'den sonra da Abdullah Bin Mukaffa eseri Arapçaya tercüme etti.
Samani hükümdarı Nasr Bin Ahmet'in döneminde ve onun emri üzerine Kelile ve Demne Nasr'ın başveziri Ebulfazl Bel'emi tarafından Farsçaya çevrildi ve daha sonra Rudeki Nasr'ın emri üzerine bu eseri şiir haline getirdi.
Rudeki'nin şiir kalıbında yazdığı Kelile ve Demne'den sadece 115 beyt günümüze dek geldi.
Rudeki'den geriye kalan şiirlerden kendisinin Kelile ve Demne'den başka 6 mesnevi daha yazdığı anlaşılıyor.015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile