Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Çarşamba, 24 Eylül 2014 18:49

Çevre ve günümüz dünyası - 3

Çevre ve günümüz dünyası - 3

Geçen bölümde günümüzde doğanın insanoğlunun faaliyetleri ve artan tahribatı yüzünden kendini dengelemekte güçlük çektiğini anlattı. İnsanların çevre üzerindeki facia boyutunda etkilerinden biri asit yağmurlarıdır. Bu olgu coğrafi sınır tanımıyor ve yağdığı her yerde çevreyi tahrip ediyor. İngiliz şair Tenison yağmuru, sorun yaratan ama aynı zamanda yararlı olan doğal bir olay olarak niteliyor. Bu cümle üzerinde düşünülmesi gereken bir ifadedir. Çünkü yağmur olmazsa yerküre kurak bir çöle dönüşür. Fakat günümüzde dünyanın bazı bölgelerinde ilahi nimet olan yağmur insanların dikkatsizliği ve duyarsızlığı yüzünden asit yağmuru denilen zarar verici bir olaya dönüştüğü anlaşılıyor. Asit yağmurları aslında bir nevi kirletici sayılır. Bu yağmurlar fosil yakıtların kullanımı ve milyonlarca ton Kükürt dioksit ve nitrojen oksidi gibi gazların santrallerde rafinerilerden, demir çekil fabrikalarından ve taşıtlardan atmosfere karışmasından kaynaklanıyor. Bu gazlar havada bulunan su buharıyla birleşiyor ve sülfürik asit ve nitrik asit oluşturuyor. Bu asitler bulutların aracılığıyla yeryüzünün geniş bir alanına yayılıyor ve yağmurla birlikte yeryüzüne ulaşıyor. Asit kaynakları bazı kirleticiler rüzgarın yardımıyla binlerce km yol kat edebiliyor ve yıkıcı tesiri üretildiği kaynaktan çok uzak bölgelere taşıyabiliyor. Nitekim bir ülkede üretilen asit kaynaklı kirleticiler bir başka ülkede hasara yol açıyor. Örneğin İskandinavya bölgesin düşen asit yağmurlarının kaynağı bu bölgede yer alan ülkelerden çok uzaklarda bulunuyor. İsveç ve Norveç halkına bulutların armağan getirdiği bu hediye Atlantik bölgesinde üretiliyor ve Britanya ve Avrupa’nın kuzeyini aşarak bu ülkelere ulaşıyor. Bu bulutlar İngiltere’de sanayi sitelerinden atmosfere karışan yüz binlerce ton çeşitli oksitleri kendine çekiyor ve İskandinavya bölgesine geldiğinde yağmur şeklinde yere yolluyor. Gözlemler son 20 yılda İsveç ve Norveç’in bazı bölgelerinde hidrojen iyonlarının sayısı 200 kat arttığını gösteriyor. Yine araştırmalar bu ülkelerin atmosferinde bulunan kükürttün kaynağı bölgenin dışında yer aldığını gösteriyor. Gerçekte bu kükürtlerin kaynağı İngiltere, Almanya ve Batı Avrupa’nın diğer sanayileşmiş ülkeleridir. Norveç’te her yıl 56 bin ton kükürt yere yağıyor. Yörenin bilim adamları bu miktarın dörtte üç kadarı ithal olduğunu belirtiyor. Asit yağmurları Kuzey Amerika’nın sınırlarını da aşıyor ve başka yörelere ulaşıyor. Kanada yönetimi bir süredir Amerika’nın devlet kurumlarını sanayi sektöründe ve özellikle santrallerde taşkömürü yakıtı olarak kullanan firmaları, bu yakıttan kaynaklanan gazları kısıtlamaları konusunda ikna etmeye çalışıyor. Ancak söz konusu santrallerin sadece yüzde on kadarının bu gazları arıtma sistemleri kullandığı anlaşılıyor. Amerika çevre kurumu ülkenin batısında yer alan santrallerin yüzde yirmisine, kükürt ve azot oksitlerini atmosfere boşaltma oranını %25 arttırmaya izin verdiğini belirtiyor. Kanadalı uzmanlar bunun sonucunda ülkelerinde asit yağmurları ikiye katlanacağını belirtiyor. Asya kıtasında da durum pek farklı değil ve 2020 yılına kadar bu kıtada da asit yağmurlarına sebebiyet veren gazların ikiye katlanması bekleniyor. Günümüzde dünyanın bir çok büyük sanayileşmiş kenti asit tozları tehdidi altında bulunuyor. Londra 1952 yılının kış mevsiminde asit tozlarının şiddetli saldırısına uğradı. Bu durum kentte 4000 hastanın erken ölümüne neden oldu. Bu olay kent yetkililerini hava kirliliğini önleme bağlamında bazı önleyici tedbirler almaya yöneltti. Sonuçta bugün Londra havası kısmen temiz olan kentlerin arasında yer alıyor. Aslında kirletici maddeler her ne kadar daha fazla bir süre atmosferde kalacak olursa bir o kadar daha çok bileşik madde üretiyor ve bu maddelerden biri de çeşitli asitlerdir. Asitler sert rüzgarların sayesinde günlerce havada kalabiliyor ve daha sonra yağmur yardımıyla yeryüzüne düşerek çevrede ağır hasarlar meydana getiriyor. Asit yağmurlarının en önemli zararlarından biri ormanlarla ilgilidir. Ormanlar insan yaşamı için hayati rol ifa eden ekosistemlerdir. Günümüzde bu zengin doğal kaynak maalesef asit yağmurlarının fazla olduğu bölgelerde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Asit yağmurları ağaçlara zarar veriyor ve gelişmelerini engelliyor. Asit yağmurları ağaçları doğrudan etkilemenin yanında çevredeki toprakları da olumsuz etkiliyor ve bu topraklarda bitkilerin ihtiyacı olan besin maddelerini yok ediyor. Bitki ve toprak karmaşık bir doğal ekosistemde bir arada bulunduğundan, toprakta bitkinin ihtiyacı olan besin maddeleri asit yağmurları yüzünden yok olunca ekosistemdeki bu denge de doğal olarak bozuluyor ve ağaçlar ve diğer bitkiler yavaş yavaş yok oluyor. Asit yağmurları göletlerin ekosistemini de olumsuz etkiliyor. Asit yağmurları karıştıkları göletin suyunda yaşayan canlıları öldürüyor. Bu durumda göletlerin suyu oldukça duru hale geliyor ve içindeki maddeler yavaş yavaş göletin dibine çöküyor ve göletin dibi çöl gibi ve suyu da billur su gibi gözüküyor. Bu durum, asit belli bir seviyenin üzerine çıkıncaya kadar devam ediyor ve bazı balıklar bu ortamda yaşamını sürdürebiliyor, ancak asit seviyesi yükselince bu kez bu balıklar da ölmeye başlıyor. Öte yandan asit yağmurlarının sebep olduğu sel de yer yüzünde yolunda ne varsa beraberinde göletlere taşıyor. Toprak erozyonu sayılan bu süreçte topraktaki bazı ağır ve zehirli metaller de serbest kalarak göletlerin suyuna karışıyor. Bu zehirli metallerin arasında alüminyum metali de göletin suyuna karışıyor ve balıkların solunum sistemini etkileyerek ölmelerine neden oluyor. Asit maddesine bulaşan bölgelerde ilkbahar mevsiminde göletler en kirli suyu barındırıyor, çünkü kışın yağan karların erimesiyle birlikte asitler göletlere doğru akmaya başlıyor. Asit yağmurları binaların dış yüzeyini de yıpratıyor. Binalar, köprüler ve barajlar asit yağmurları yüzünden yıpranıyor ve zamanla dağılıyor. Asit yağmurları tarihi eserlerin ve kültürel mirasların üzerinde de telafisi mümkün olmayan izler bırakıyor. Bugün dünyanın bir çok ünlü tarihi yapıtı asit yağmurları yüzünden yıpranmış ve şekli değişmiştir. Bu binaların yüzeyi kireçli madde içerdiğinden kimyasal reaksiyonlar yüzünden pudraya dönüşüyor ve dökülmeye başlıyor. Bu yüzden bu tür binalar zamanla incelmeye başlıyor. Bu süreç sadece yapının yüzeyini değil, zamanla tümünü olumsuz etkiliyor. Tüm bu anlatılanlardan hareketle asit yağmurları çevrenin en önemli sorunlarından biri olduğu söylenebilir ve bu sorun yine insani etkenin faaliyetleri sonucu ortaya çıkan bir sorundur. Asit yağmurları sınır tanımaz ve insan sağlığı üzerine bedeli tahmin bile edilemeyecek kadar ağır etkiler yapıyor. BM çevre programı UNEP’in dünyanın çevre ufku başlıklı projesine göre bu tür sorunlar dünyada hızla yayılıyor ve her geçen gün daha vahim hale geliyor. Bugün dünyanın bir çok önde gelen çevrecisi, insanların güvenliğini tehdit eden bu sorunu tartışıyor ama maalesef devletler bu sorunun önemini kabul ettikleri halde genellikle sorumluluk üstlenmiyor. Aslında ülkelerin iklim değişikliği konvansiyonu veya Kiyoto 3 konvansiyonu gibi uluslararası anlaşmalara imza atmaları sorunun bilincinde olduklarını gösteriyor ama nedense bu ülkeler sorunun çözümü için birbiriyle işbirliği yapmak istemiyor veya yapamıyor ve milli çıkarları bahane ederek geri adım atmayı tercih ediyor. Amerika hiç bir zaman kendi ekonomisini tehlikeye atmıyor. Kanada ve Avustralya geniş topraklarını ve kötü iklim şartlarını aşırı derecede enerji tüketimleri için birer mazeret olarak ileri sürüyor. OPEC üyeleri ise sadece ürettikleri petrolü ve doğalgazı satmayı düşünüyor. Bu arada Batılı devletler Çin ve G 77 grubuna üye ülkelerin 2035 yılına kadar dünya zayiatının %50 kadarı konusunda sorumlu olduklarını ileri sürerek, dünyanın daha yoksul ülkelerini kontrol altına almayı öneriyor. Bugün Zambia, Güney Afrika, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerde asit kirliliği büyük bir sorun olarak yerini koruyor. Gelişmekte olan ülkeler zengin ülkelerin aksine asit kirliliğini önlemenin bedelini karşılayamıyor. Bu yüzden sanayilerini geliştirmeye paralel olarak hava kirliliği faktörünü de gözetlemeleri ve böylece gelecekte asit kirliliği ile mücadele için baş döndüren bedellerden kaçınmaları gerekiyor. Sanayileşmiş ülkeler de eğer çevre krizlerine son vermek istiyorsa mali ve teknolojik açıdan gelişmekte olan ülkelere yardım etmeleri gerekiyor. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile