Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 23 Eylül 2014 06:53

Çevre ve günümüz dünyası - 2

Çevre ve günümüz dünyası - 2

Karbon dioksit, Nitrojen dioksit, Metan, Su buharı ve Azot, sera gazlarını oluşturuyor. Bu gazlara, yerkürenin çevresinde sera gibi bir ortam oluşturdukları içen sera gazları adı veriliyor. Sera sisteminde güneş ışınları camları aşarak içeri girebiliyor, ancak daha sonra dalga boyu yükseldiği için sera ortamını çevreleyen camlardan geçerek dışarı çıkamıyor ve bu yüzden sera ortamı dış ortamdan daha sıcak oluyor. Bu durum yerkürenin atmosferi için de geçerlidir. Güneş ışınları yeryüzüne ulaştığında bu ışınların taşıdığı ısının bir bölümü toprak, su ve diğer eşyalarca emiliyor ve geriye kalan kısmı atmosfere geri yansıyor. Şimdi eğer atmosferde sera gazlarının miktarı doğal oranlarından daha fazla miktarda varsa, yeryüzünden yansıyan ışınları emiyor ve sonuçta yerkürenin atmosferi normalden daha fazla ısınıyor ve bunun doğal sonucu olarak sıcaklık artıyor. Gerçekte insanlar doğaya müdahale etmeden önce, atmosfer güneş ışınlarının belli bir miktarını kendinde tutuyor ve böylece yerkürenin insan yaşamı için uygun sıcaklıkta kalmasını sağlıyordu. Ancak sanayi devriminin başlaması ve fosil yakıt tüketiminin artmasının ardından atmosferdeki gazların oranı bozuldu ve sera gazları üretilmesiyle birlikte atmosferin güneş ışınlarını emme yeteneği artmaya başladı. Bilim adamlarının araştırmaları, sera gazlarının artması sonucunda yerkürenin sıcaklığı son bir asırda 0.8 ila 3.5 derece arttığını gösteriyor. Bu sıcaklık artışı bir yandan yerkürenin çeşitli bölgelerinde geniş çapta iklim değişikliğine ve bazı bölgelerde kuraklık veya bilakis sel felaketi veya fırtınalara yol açarken, öbür yandan da kutupları kaplayan buzulların hızla erimesine ve denizlerin ve okyanusların su seviyesinin yükselmesine ve bir çok verimli toprakların suların altında kalmasına yol açıyor. Küresel ısınmaların ve iklim değişikliklerin araştırılmasında en muteber kurumlardan biri olan uluslararası iklim değişikliği heyeti IPCC yerküre sıcaklığının arttığını onayladığı raporunda, 20. Yüzyılın ortalarından beri vuku bulan sıcaklık artışının büyük bir bölümü insanların ürettiği sera gazlarından kaynakladığını belirtiyor. 2007 yılında BM uzman heyetinin atmosferik değişiklikleri değerlendirmelerinde Amerika dünyada sera gazı üreten ülkelerin başında yer aldı. Ancak geçenlerde yayınlanan bir raporda Çin’in Amerika’nın yerine geçtiği belirtildi. Çin yönetimi hızlı iktisadi kalkınması ve büyümesi sürecinde dünyada sera gazı üretiminin dörtte birini tek başına üretmeye başladı. Ancak bu iki ülkenin yer değiştirmesinde önemli bir nokta dikkat çekiyor. BM uzman heyetinin raporuna göre Çin’de yüksek oranda çelik üretiliyor, ancak bu çelik sonuçta Amerika’da tüketilmek üzere bu ülkeye ihraç ediyor. Yani Çin’in yerküre atmosferini kirletmekteki dörtte birlik payı, yine Amerika’nın ihtiyacı olan bir ürünü üretmekten kaynaklanıyor. Gerçi sera gazının üretimini arttıran bir ürünün nerede üretildiği değil de nerede tüketildiği göz önünde bulundurulduğu durumunda bile Çin sera gazı üretiminde birinci sırada yer alıyor, ama Amerika ile aralarındaki mesafe büyük ölçüde azalıyor. Buna göre Çin %21.9 ve Amerika %18.1 sera gazı üretimiyle sırasıyla birinci ve ikinci sırada yer alıyor. Bu iki ülkeden sonra Hindistan %6.6, Rusya %5.1 ve Japonya %3.7 ile oranlarıyla bir sonraki sıraları işgal ediyor. BM’nin en son raporu ise dünyada üretilen sera gazının yaklaşık %70 kadarını Amerika ve İngiltere gibi sanayileşmiş ülkelerin ürettiğini gösteriyor. Raporda ayrıca hali hazırda insanların her yıl ürettiği 36 Gigatonluk karbonun 2050 yılına kadar 11 gigatona düşürülmesi gerektiği vurgulanıyor. Dünyanın şimdiki nüfusu 7 milyara ulaştığını hatırlatan rapor şöyle devam ediyor: Ülkelerin durumu ve yakıt tüketimi göz önünde bulundurulduğunda her bir insan karşılığında yılda ortalama 5.2 ton Karbon dioksit ve diğer sera gazları üretiliyor ki bu rakam gelişmiş ülkelerde çok daha fazladır. Örneğin Amerika’da kişi başına 18 tonken Singapur’da sadece 1.6 ton civarında Karbon dioksit ve diğer sera gazları üretiliyor. Amerika’nın Kolombiya üniversitesi jeoloji merkezi Başkanı ve BM’nin sözü edilen raporunu hazırlayan heyetin başkanı Jeffery Sax, BM binasında düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi: Nükleer enerji tüketiminin arttırılması ve fosil yakıt tüketiminin azaltılması, dünyada karbon ve sera gazı üretiminin azalmasında önemli rol ifa edebilir. Çin ve Hindistan gibi bazı ülkeler karbon ve sera gazı üretimini azaltmak için nükleer enerjiden yararlanmayı arttırdılar, ancak bunun yanında nükleer enerjiden yararlanırken güvenli olmasına da dikkat etmeleri gerekir. Almanya gibi diğer bazı ülkeler de nükleer enerjiden yararlanıyor. Elektrik enerjisinden yararlanmak karbon üreten yakıtları kullanmayı azaltmak için en iyi yöntemlerden biridir, fakat elektrik enerjisinin yeterli olmaması ve üstelik pahalı olması yüzünden herkes bu enerjiyi kullanamıyor. Hali hazırda dünyada tüketilen enerjinin sadece %11 ila %12 kadarı elektrik enerjisi ile karşılanıyor. Biraz önce de belirtildiği üzere bilim adamlarının araştırmaları nükleer enerjiden fosil yakıt yerine yararlanmak sera gazı üretiminin azalmasına yardımcı olabilir, çünkü nükleer enerjinin üretim aşamalarında yani uranyum madenini çıkarmaktan nükleer enerjiyi elde etme noktasına kadar her bir kilovat saat enerji için sadece 2 ila 6 gram karbon üretiliyor ve bu oran, rüzgar veya güneş enerjisinin ürettiği karbon kadardır. Eğer dünyada faaliyet yürüten 442 nükleer santral kapatılır ve yerine petrol ve doğalgaz gibi yakıtlar kullanılırsa, her yıl fazladan 600 milyon ton karbon atmosfere karışır ve bu da Kiyoto protokolü 2012 yılında dünyada karbon üretimi için öngördüğü rakamın tam iki katı sayılır. Hali hazırda Avrupa ülkeleri dünyada nükleer enerjiden üretilen elektrik enerjisini tüketen ülkelerin başında yer alıyor. Nükleer uzmanlar Avrupa kıtasında nükleer enerjiden yararlanmanın bu kıtada sera gazının üretiminde %7’lik bir düşüşe vesile olduğunu belirtiyor. Nükleer enerjinin beşeri topluma onca faydası ve meziyetine karşın maalesef nükleer teknolojiye sahip olan Batılı sultacı devletler bu teknolojiyi kendi tekellerinde tutmaya çalışıyor ve bunun için ileri sürdüklerin mazeret, nükleer teknoloji ile nükleer bomba üretme ihtimalidir. Gerçi bu tür iddialar sadece Amerika ve Batılı müttefikleri tarafından ve tamamen siyasi amaçlar doğrultusunda ileri sürülüyor, çünkü eğer bu varsayım doğruysa o zaman dünyada hiç bir devlet nükleer teknolojiyi elde etmemeli ve geliştirmemelidir. Kuşkusuz Amerika ve Batılı müttefikleri nükleer bilim ve teknolojiyi kötüye kullanıyor, nitekim mevcut kanıtlar ve belgeler de bu zümrenin nükleer teknolojiden başka ülkeleri ve başka milletleri yok etmek için yararlandıklarını gösteriyor. Amerika ve Batı onların güdümünde hareket etmeyen bağımsız devletleri barışçıl nükleer teknolojiden mahrum bırakmak istiyor, ama onların güdümünde hareket eden bazı rejimler çok kolay ve hiç bir engelle karşılaşmaksızın ve hatta Batı’nın desteklerinden yararlanarak nükleer alanda faaliyet yürütüyor ve hatta nükleer silah bile üretiyor. Bu iddianın en somut örneği, siyonist rejim İsrail’dir. Korsan İsrail yaklaşık 50 yıl önce Amerika ve Fransa’nın yardımlarıyla nükleer bomba üretme çalışmalarına başladı ve 1960’lı yılların sonunda ilk nükleer bombasını üretti. Batılı zorba devletlerin nükleer enerji konusunda çifte standart tutumunun bir başka bariz örneği İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer enerjiden barışçıl amaçlar uğruna yararlanmasını engellemeye çalışmalarıdır. İranlı bilim adamları son yıllarda nükleer teknoloji alanında önemli başarılara imza attı ve nükleer reaktörlerinin ihtiyacı olan nükleer yakıt üretiminde büyük başarılar elde etti. İranlı bilim adamlarının elde ettiği nükleer teknoloji hiç kuşkusuz İran milleti için büyük kazanımları olacak ve İran’ın iktisadi ve sanayi kalkınmasına yardımcı olduğu gibi çevre kirliliğinden doğan sorunlardan da kurtaracak. Ancak Amerika, Avrupa ve siyonist rejim türlü bahaneleri ileri sürerek İran’ın bu alanda ilerlemesine karşı çıkıyor. Fakat İran İslam Cumhuriyeti nükleer teknolojinin ülkenin ilmi, iktisadi ve sanayi alanlarında önemli tesirini gözeterek sürdürülebilir kalkınmayı yakalamak amacıyla barışçıl nükleer teknolojiden yararlanmakta kararlıdır.015

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile