Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 06 Haziran 2014 22:46

İranlı kadınların direniş edebiyatı alanında seçkin faaliyetleri

İranlı kadınların direniş edebiyatı alanında seçkin faaliyetleri

İranlı kadınlar İslam inkılabından sonra çalışma ve kalkınma alanında yeni bir sayfa açtı. İranlı kadınların parladığı alanlardan biri yazarlık ve Saddam’ın İran’a dayattığı savaş yıllarından İslam savaşçılarının anılarını kâğıda aktarma alanıydı. İranlı kadınların savaş cephelerinin arkasında ve yine savaş cephelerinde yaralıların tedavisinde yer almalarından ibaret olan direniş alanındaki aktif varlığından başka, savaş sonrası gelişen savaşla ilgili edebiyat alanında boy göstermeleri de bilinen bir gerçektir. İranlı kadınlar kutsal savunma yıllarına derin ve edebi bakışlarını yazarak direniş edebiyatında yeni bir sayfa açmayı başardı. Kadınların savaş, kutsal savunma ve tesirleri ve sonuçlarına yönelik özel bakışı, savaşı sadece askeri değil, aynı zamanda özel duyguları içeren ve yansıtan kadınsı bir bakışın çeşitli açılarını gündeme getirdi. Gerçekte İranlı kadınlar savaş ve tesirleri ve sonuçları ile ilgili gerçekleri hakkında yeni bir defter açarak bu gerçekleri en iyi şekilde beyan etmeyi başardı. Bugünkü sohbetimizde sizi savaş cephelerinde bulunan ve savaştan sonra da cephelerde yaşanan olayları anlatmaya başlayan ve yine İslam savaşçılarının kutsal savunma yıllardan ifa ettikleri rolü büyük bir zarafetle yazılara aktaran İranlı kadınlarla tanıştırmak istiyoruz. Bayan Mahbube Miracipur, yazar, ressam ve siyasal bilimler dalında öğrencidir. Miracipur tarihi rivayetler ve kutsal savunma yılları ile ilgili çok değerli eserleri kaleme almıştır. Miracipur bir süre önce bir grup öğrenci ile birlikte İran’ın Güneydoğusuna, Saddam rejimi ile yaşanan savaş cephelerine gitti. Bu bölgeleri ziyaret etmek ve savaş gerçeklerini yakında hissetmek, kadın yazarın ruhunu çok etkiledi ve büyük bir değişime uğramasına sebep oldu. Bayan Miracipur bu etkiyi şöyle anlatıyor: Bu ziyaret beni yazmanın bir başka boyutuna yöneltti. Öyle bir boyut ki şimdi bir kaç yıl çaba harcamak ve bir kaç kitap yazmakla sonuç vermeye başladı ve beni yaşamımda yeni bir döneme taşıdı. Miracipur kitaplarında adeta savaş ve savaşın içinde olan insanlarla bir arada yaşıyor. Kendisi bu duyguyu şöyle anlatıyor: O günlerde İran’ı savunmak için tüm gücünü ve canını feda edenlerin sözlü tarihini kayda geçirmek istiyordum. Bir nevi kahvehane anlamına gelen Çayhane, Saddam’ın dayattığı savaşla bir nevi ilgili olan Miracipur’un eserlerinden biridir. Miracipur bu kitapta savaşta kadınların ifa ettiği rolü beyan ediyor. Çayhane aslında bir şehit anasının katkıları ile bir grup kadın tarafından savaş yıllarında İran’ın Ahvaz kentinde işletilen bir çayhanenin İslam savaşçılarının destek üssüne dönüşmesini anlatıyor. Söz konusu mekanda kadınların İslam savaşçılarının ihtiyaçlarını karşılamak için sarf ettiği harikulade çaba okuru derinden heyecanlandırıyor. İran Kalem derneği Başkan yardımcısı ve kutsal savunma edebiyatı yazarı bayan Raziye Tüccar, bir başka İranlı seçkin kadın yazardır. Tüccar kutsal savunma hakkında bir çok kitap yazdı. Bayan Tüccar’ın iki önemli eseri kutsal savunma yıllarına idealist bir şekilde bakıyor. Yazar kadından sürekli bekleyiş içinde olan ve eskiden bir anne veya bir eş olarak şehidi ile duygusal ilişkiler ile gönlünü hoş eden semavi bir karakter yaratıyor. Bu kadınlar genellikle ravi konumundadır ve kendi kendine konuşur veya anılarını veya rüyalarını anlatır. İran’da kutsal savunma edebiyatında adını duyuran bir başka kadın yazar Masuma Sepehri’dir. Bayan Sepehri’nin İyiler ordusu adlı eseri, gönüllü olarak savaş cephesine giden ve orada bir çok deneyim kazanarak kelimenin tam anlamı ile olgun bir insana dönüşen Mehdikulu Rızai adında 16 yaşındaki bir gencin anılarını içeriyor. Bayan Sepehri bu eserde savaş cephesine ve kutsal savunmaya o kadar yaklaşıyor ki adeta savaşan bir savaşçı gibi savaş sahnelerini ve İslam ordusunda savaşan askerlerin şehadet sahnelerini en gerçekçi biçimde görüntülüyor ve okuru adeta savaşın ve çatışmanın tam ortasına götürüyor. İyiler ordusu, Mehdikulu Rızai’nin gizlice ve gönüllü olarak savaş cephesine katılması ile başlıyor ve ardından büyük hadiselerle devam ediyor. Kendisi bir çok kez savaş sırasında yaralanan Mehdikulu, çoğu şehitler kervanına katılan 400 kadar silah arkadaşından söz ediyor. İyiler ordusu adlı eserin bir bölümünde Mehdikulu’nun bir yerde yaralanma olayı şöyle anlatılıyor: Boş zamanlarımız taktik karargahının bulunduğu Hilali Kamış bölgesinde bezen etraftaki tepelerde karın üzerinde kaymak ve kartopu oynamakla geçiyordu. Çocukların kartopu oyunu sırasında gürültüleri ve neşeleri herkesi seyretmek için olsa bile barikatlardan dışarı çekiyordu. O gün ben de parkamı omuzuma atmış, barikatın önünde duruyor, karargah alanını kartopları ile dolduran çocukları seyrediyordum. Birden kursağıma sert bir şeyin isabet ettiğini hissettim. Çok acıdı. Elimi kursağıma koydum ve bağırdım: İnsafsızlar! Neden bu kadar sert vuruyorsunuz? Oyun durmuştu. Çocukların hepsi bana kartopu attıklarını inkar ediyordu, ama kursağım hala acıyordu. Ve ben daha yeni yeni elimin ısındığını fark ettim. Baktım, parmaklarımın arasından kan akıyor. Herkes etrafımı sarmıştı. Üzerimdeki elbisemi çıkardılar. Herkes gördüğü manzaraya şaşırmıştı. Mermi cebimde ne varsa deldikten sonra kursağıma girmiş, oracıkta kalmıştı. Kendisi iyi bir kitap okuru ve roman hakkında uzman biri sayılan İslam inkılabı rehberi Ayetullah Hamanei bu kitap hakkında şöyle buyurdu: İyiler ordusu kitabı, İslam savaşçılarının söylenmemiş acayipleri ve azametleri ile dolu. Bu kitabı okurken defalarca çok etkilendim. Savaş anılarının bir başka bölümü kutsal savaş yıllarında erkeklerle omuz omuza önemli rol ifa eden ve kendileri de saldırgan Baas ordusunun işkencelerini tadan kadınlarca kayda geçmiştir. Bayan Dr. Masumaabad, kutsal savaş yıllarında 17 yaşındayken yaralıların tedavisi ile uğraşan İranlı cesur kadınlardan biriydi. Bayan Masumaabad üç genç kadınla birlikte sıhhiye olarak görev yaparken Irak’ın Baas ordusu tarafından esir alında ve dört yıl boyunda Irak’ın Ebu Gureyb ve Musul gibi hapishanelerinde en ağır işkencelere katlandı. Bu mücahit kadın esaretten kurtulduktan sonra “Ben yaşıyorum” adlı eserinde anılarını anlattı. Bayan Masumaabad kitabın bir bölümünde aralarında kendisinin de bulunduğu İranlı dört genç kızın anılarını ve esaret acılarını şöyle anlatıyor: Her altı ayda bir bizi güneşe çıkarıyorlardı. 15 ila 20 dakika orada kalıyorduk ve bu anlar bizim esaret günlerimizin en iyi ve en mutlu anıydı. Gelip giderken yolda gürültü yaparak ve yüksek sesle konuşarak İranlı diğer esirlere bizler de İranlı kadınların temsilcisi olarak onların yanı başında esaretin acısını çektiğimizi ve onları hiç bir cephede yalnız bırakmadığımızı anlatmaya çalışıyorduk. Kutsal savaş yıllarında cephelere koşan bir başka İranlı kadın yazar, bayan Şemsi Subhani’ydi. Mazandaran eyaletinin Çendelay köyünde yaşayan bayan Subhani, savaşın ilk fısıltıları başlar başlamaz kilometrelerce yol katetti ve savaş arenasına ayak basarak büyük bir cesaretle düşmanı ana vatanından atmaya çalıştı. Bayan Subhani’nin anıları “Çendelay’dan savaşa” adlı eserler yayınlandı. Bu eser, kutsal savaşın kadınsı rivayetinden iyi bir örnektir, öyle ki eseri okumak insanları kutsal savaş yıllarında müslüman İranlı kadınların hizmet ve fedakarlıkları ile tanıştırıyor. İranlı kadın yazar bayan Subhani eserin bir bölümünde şöyle diyor: 24 yaşındaki esmer bir genci sıhhiyeye getirdiler. Yüzü tamamen yanlış ve sadece ağzı sağ kalmıştı. Hiç konuşmuyordu. Vücudunun her tarafında dikenli tellerin izi vardı. Başını yüzünü yıkadık ve temiz bir bezle ağzının içini silerek kumları çıkardık. Başını yüzünü yıkadıktan sonra başını kaldırdı, şöyle dedi: Abla, Allah senden razı olsun, nerdeyse ölüyordum, son nefeslerimi veriyordum. Kumsal alana geldiğimizde dikenli tellerin üzerine düştüm. Başkaları beni şehit oldum sandı. İranlı kadınlar şimdi roman ve gerçek öyküleri kaleme alarak Saddam’ın İran’a dayattığı savaşın yıkıcı tesirlerini ve sonuçlarını en iyi şekilde anlatıyor ve kamuoyuna ve dünya camiasını İran milletinin savaş ve şiddetten nefret ettiklerini, ancak başkalarının askeri saldırıları ve savaş çığırtkanlığı karşısında asla susmayacaklarını anlatıyor. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile