Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 23 May 2014 21:55

İranlı ünlüler, evrensel mefahirler - 4

İranlı ünlüler, evrensel mefahirler - 4

Geçen bölümlerde perslerin İran’da Hahameneşi adı ile ilk ve en büyük imparatorluğu inşa ettiklerini ve İran platosunda yer alan tüm medeniyetleri birleştirmeyi başardıklarını anlattık. Hahameneşiler ilk kez kraliyet caddesini inşa etti ve böylece bu caddenin geçtiği bütün topraklarda yaşayan çeşitli kavimlerin ve milletlerin maddi ve manevi irtibat kurmalarına imkan sağladı. Kraliyet caddesi Şuş topraklarından başlıyor ve Mezopotamya’dan şimdiki Türkiye topraklarına kadar uzanıyordu. Bu caddenin uzunluğu ise 2800 km kadardı. Bu cadde askeri, güvenlik ve istihbarat gibi alanların dışında ticaret ve kültürel alış verişlerde de rol ifa etti ve ilk kez geniş bir alanda çeşitli medeniyetler arasında irtibat kurdu. Kraliyet caddesi daha sonraları İpekyolu adı ile ün yapan yolun bir parçası oldu. Bu cadde eşkaniler döneminde Akdeniz’den Çin’in Sin Kiang eyaletine kadar uzandı ve İran bu yolun tam ortasında ve merkezinde yer aldı. İpekyolu üzerinde bir çok medeniyet, din ve kültür yer alıyordu ve bu cadde iki bin yılı aşkın bir süre onları bir birine bağladı. Bu arada ipekyolu üzerinde bulunan medeniyetlerde eski İran medeniyeti ve İslamî İran medeniyeti izlerine rastlanması, İran’ın bu bölgelerin üzerindeki nüfuz ve iktidarını yansıttığı belirtilmelidir. İran, dünyanın doğusunda yer alan Çin ve Hindistan’ın aksine dünya coğrafyasının merkezinde yer alan bir devletti ve bu yüzden sürekli küresel irtibatlara ulaşma imkanı vardı. İran kültürü, Çin ve Hindistan kültürünün aksine sürekli başka kültürlerle teamül içindeydi ve her türlü maddi ve manevi irtibattan yararlanabiliyordu. İşte bu yüzden İran’ın kültürel değişimi, dıştan etkilenen ve dış dünyayı etkileyen bir süreçti ve Çin ve Japonya gibi kültürlerin aksine içe dayalı bir kültürel değişimle sınırlı kalamıyordu. Nitekim İran kültürü üzerinde araştırma yapan uzmanlar İran kültürü ancak çeşitli kültürlerin arasında yaratıcı bir arabulucu rolü ifa ederek bekasını sürdürmeyi başardı. Geçen bölümde Eşkanilerin İpekyol’una özel önem verdiklerini ve Eşkanilerden sonra iktidar olan Sasanilerin de bu yoldan büyük faydalar sağladıklarını anlattık. Bu dönemde de Eşkaniler döneminde olduğu gibi İpekyol’unun merkezi İran’ın Mezopotamya’da yer alan başkenti Tisfon’da yer alıyordu. Sasaniler döneminde İranlılar ipek ticaretinden başka ipekten enfes kumaşlar üretme ticaretine de başladı ve böylece ipek kumaş üretiminde usta eller ortaya çıktı. O dönemde Çin’den gelen işlenmemiş ipek, Sasanilerin Şuş ve Cundişapur ve Şuşter kentinde ipek atölyelerinde işleniyor ve ipek kumaşa dönüştürülerek İpekyolu üzerinden ihraç ediliyordu. İşin ilginç tarafı, bu dönemde üretilen ipek kumaşların sadece Avrupa piyasalarında değil, hatta Çin ve Japonya piyasalarına bile ulaşmasıydı. Japonya kraliyet müzesinde yer alan ve Sasaniler dönemine ait olan ipek kumaşlar bu iddiayı doğruluyor. Sasaniler karayollarından başka İpekyol’unun deniz güzergahlarına da musallat lodu ve güçlü bir donanma kurmak ve yük gemilerini harekete geçirmek sureti ile Roma imparatorluğunun deniz gücü ile mücadele etmeye başladı ve bu gücü bölgedeki denizlerden atmayı başardı. İran aynı dönemde Serandip adaları ve Malaya sahilleri ve Hindistan’ın kıyılarında bazı ticaret büroları açtı. İran’ın Hint okyanusunda ticaret yapan limanların üzerindeki sultası bu dönemden sonra İslamî çağda da devam etti. Öte yandan Fars körfezinden Umman denizine ve oradan Hint okyanusuna uzanan baharat yolu da Sasaniler döneminde İran donanması ve bezirganları sayesinde gelişti ve Hindistan baharatı bu yoldan İran’ın başkenti Tisfun’a ve buradan da İpekyolu üzerinden Akdeniz ve Roma’ya ve oradan da Bizans’a ihraç edilmeye başladı. İranlı bezirganlar bu dönemde hatta Çin’in güneyinde Kanton limanına kadar gidiyor ve işlenmemiş ipeği bu limanda Çinli bezirganlardan satın alıyordu. Sasani devletinin çökmesi ve İslam dini bölgeye ayak basmasından önce İpekyol’unun üzerinde yer alan bölgede ticaret İranlıların tekelindeydi ve bölgenin hemen hemen her yerinde ticari temsilcilikleri ve kültürel nüfuzu bulunuyordu. O dönemde İranlı denizciler Vietnam sahillerinden Çin’in güneyinde Kanton limanına kadar geniş bir alanda faaliyet yürütüyor ve ticaret yapıyordu. Aslında tüm bu yollar İran devletine diğer bir çok kavim ve milletle kültürel ilişki kurmasına zemin oluşturuyordu. Yine İranlılar bir kaç yüzyıl öncesine kadar bu yolları kullanarak diğer kavimler ve kültürlerle irtibat halindeydi. Evet, İran coğrafi bakımdan ve özellikle tarihi ve kültürel coğrafya açısından dünyanın ilk medeniyetlerinden ve din, düşünce, sanat, kültür ve maddi ve manevi kazanım beşiklerinden biridir. Bu topraklar çeşitli milletlerin, kavimlerin ve aşiretlerin yaşadığı ve göç ettiği ve yine bir çok küçük büyük savaşın devam ettiği topraklardır. Bu geniş irtibat yüzünden İran bölgede geniş karayolları inşa etti ve bu yolları kullanarak diğer bölgelerde bulunan medeniyetlerle etkili iletişim ve etkileşim içinde oldu. Bir başka ifade ile bugünkü İran eski çağda da Çin’den Hindistan’a, Mezopotamya’dan Mısır ve Akdeniz’e ve buradan da Yunan ve Roma medeniyetlerine kadar dünyanın en büyük medeniyetleri ve kültürlerinin merkezinde yer aldı. Bu yüzden İran dünyanın doğusunu batısı ile gerçek anlamda birleştiren yollar inşa etti ve kültürlerin tanışmasında önemli rol ifa etti. Bu yolların en somut örneği ise İpekyol’udur. İpekyolu İslamiyet’ten önceki dönemden başlayarak İslamî döneme kadar bölgedeki medeniyetleri bir birine bağladı ve tarihi ve kültürel bakımdan büyük önem arz etti. Mevcut kaynaklara bakıldığında eski çağda bir çok fikri hareketin veya kültürel ve sanat faaliyetin ipek yolundan kendini tanıtmak için yararlandığı anlaşılıyor. Bir çok misyoner, şarkiyatçı, Müslüman fakih ve daha sonraları İranlı Müslüman arifler ve şairler İpekyol’undan kendi düşüncelerini yaygınlaştırmak için yararlandı. İslamî çağda İranlı ve Arap müslüman bezirganlar dünyanın dört bir yanına yayıldı. İranlı müslümanlar büyük denizlerde ve okyanuslarda ürünlerini dünyanın dört bir yanına götürdü ve sattı ve gittikleri yerlerden aldıkları ürünlerle geldikleri yere döndü. Kuşkusuz bu gidiş ve dönüşlerde ürünlerden başka kültürler ve düşünceler de alış verişe maruz kalıyordu. Çinlilerin ve Türklerin İran topraklarına gelmesi ile birlikte doğa Asya insanının kültürel bazı özellikleri de İran’a nüfuz etmeye başladı. Gerçekte ipek ve kağıt gibi ürünlerin Çinli zanaatkarlarca üretilmesi ve yine Hindistanlı bezirganların çayı getirmesi ile birlikte İran toprakları bu insanların kültürel unsurları ile tanışmaya başladı. Öte yandan İslam dininin zuhur etmesi ve Müslümanların doğuya doğru ilerlemeleri ve çeşitli kavim ve milletlerin bir biri ile tanışmasından sonra aralarında irtibat kurma yöntemleri de değişime uğradı. Bu yüzden ticaret, seyahat ve kültürel faaliyetler yeni işlevlere kavuştu. İslam ordusu Mezopotamya ve Tisfun’u fethettikten sonra İran toprakları üzerinden bir kaç yönden ilerlemeye başladı ve doğuda Horasan diyarını ve çevresindeki devletleri de fethetti. Kameri 96 yılında Çin’in kapısı sayılan Kaşgar fethedildi ve böylece İpekyol’unun doğusu da müslüman hükümdarların kontrolü altına girdi. Öte yandan Asya’nın batının fethedilmesi ve Akdeniz’e ulaşılmasının ardından İpekyolu tamamen müslümanların eline geçti. İpekyolu medeni ve iktisadi hayatını İslami çağa kadar getirdi ve çeşitli dinlerle teamülde bulundu ve bu durum 15 ve 16. Yüzyıllara kadar devam etti. Ancak o dönemde Avrupa sömürücülerinin Asya kıtasına ayak basması ve yeni deniz yollarının keşfedilmesi ve caddelerde bazı değişiklikler yapılması ve sömürücülerin çıkarlarına göre yeni yolların inşa edilmesinin ardından Asya’nın eski yolları da tarihe karşıtı ve kıtada yaşayan milletlerin doğal ve sosyal yaşamları da değişime uğradı. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile