Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 01 Mart 2016 18:24

İran masalları ve efsaneleri - 97

Geçen bölümde mitolojik masalların temel unsurlarından biri ejderha ve Simurg gibi acayip yaratıklar olduğunu anlattık. Gerçekte bazı halk masalları mitolojilerden kaynaklanan ve bazen mitolojilerle bütünleşen masallardır. Her halükarda mitoloji bilginlerine göre bu durum, toplumun deneyimlerinin birikmesi ve insanların geçmişte yaşayanların düşüncelerini hatırlamaları ve gelecek kuşaklara aktarmak isteme eğilimlerinin işaretidir.
Araştırmacılara göre mitoloji aslında mitolojik mahlukların hayatını sürdürme ve başta halk masalları olmak üzere kıssa ve öykü şeklinde bekasını sürdürme yöntemlerinden biridir. Buna göre mitolojinin konusu olan mitolojik mahluklar halk kültüründe yer alan diğer temalarla bütünleşerek masala dönüşür ve böylece hayatını sürdürür ve unutulmaz.
Geçen bölümlerde anlatıldığı üzere ejderhalar da dünyanın bir çok mitolojisinde kötü güçlerin simgesi ve özellikle kuraklık mazharıdır. İran'ın ve diğer bir çok kültürün öykülerinde ve masallarında ejderhalar genellikle bir mağarada yaşar ve bir hazineyi korur veya yaşadığı mağarada mucize özelliği olan bir çeşme vardır ve ejderha bu çeşmenin bekçisidir.


Mitolojilerde ejderha kuraklık simgesidir, fakat halk kültüründe ejderha mağara ve hazine ile ilgilidir ve ejderhaların yaşadığı diyarlar kurak yöreler olduğu düşüncesinin aksine halk masallarında ejderhaları suyun veya çeşmenin kenarında görmek mümkün. Halk ise bu su kaynağına ulaşmak ve yararlanmak için ejderhaya haraç vermekten başka çaresi yoktur ve örneğin her gün ejderhaya bir kız gönderilir ve böylece su kaynağından yararlanılır.
Bu tür masallarda sonunda öykünün kahramanı, kral veya prens veya kurtarıcı biri ejderhayı bir hile uygulamak veya savaşmak sureti ile kılıcı veya başka silahı ile öldürür ve ejderhanın esaretinde en kötü şartlarda bulunan prensesi veya güzel kızı kurtarır.

Mitoloji masalları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz.


Geçen bölümde işsiz ve yoksul adamın biri ailesi ile birlikte yaşadığını ve iş bulamadığını anlattık ve dedik ki adam bir gün iş aramaktan çok yoruldu ve artık eve eli boş dönmek istemedi ve bu yüzden kendini denize atmaya karar verdi, fakat Simurg kuşu bu durumu fark etti ve adamı denizden kurtardı ve ona bir balık verdi. Ancak sahtekar bir adam onu gördü ve yolunu keserek ona biraz un verdi ve elindeki balığı adamdan aldı.
Bu macera iki kez daha tekrarlandı ve Simurg her defasında adamı kurtarıp eline bir balık verdi, fakat üçüncü kez saf adama balığın içinde altın ve mücevher olduğunu anlattı. Bu kez saf adam sahtekar adamın önerisini reddetti ve balığı biraz unla değişmek istemedi. Bu durum iki adamın kavgaya tutuşmalarına sebep oldu ve kralın adamları onları fark ederek yakaladı ve kralın yanına götürdü. Simurg macerasını öğrenen kral adamdan bu kez Simurg kuşunu ona getirmesini istedi.
Şimdi maceranın devamını dinleyelim.

Adam üzgün üzgün eve dönünce karısı neden kara kara düşündüğünü ve neden un getirmediğini sordu. Adam tüm macerayı karısına anlattı ve şimdi de kralın kendisinden Simurg kuşunu getirmesini istediğini fakat bunu nasıl yapabileceğini ve kuşu krala götüreceğini bilemediğini söyledi.
Kadın kocasının nasıl bir sıkıntıya düştüğünü anlayamadı ve mücevher ve altın adını duyunca artık yaşamında hiç bir sıkıntısı olmayacağını düşünmeye başladı.
Adam geceyi zar zor sabahladı. Sabah olunca adam evden çıktı ve yola koyuldu ve ne yapacağını kara kara düşünmeye başladı. Bazen kendi kendine bu diyardan çekip gitmeyi ve bu zalimlerin elinden kurtulmayı düşündü. Sonunda en iyisi kendini denize atmaya, belki denizde bir çare bulmaya karar verdi. Bunun üzerine adam gitti ve yine kendini denize attı. O sırada Simurg yine denizin üzerinde uçuyordu ve yine aynı adamı denizde boğulurken fark etti. Simurg kendi kendine bu adam iyice tamah etmeye başladığını, en iyisi ölüp cehenneme gitsin, diye düşündü. Fakat deniz dalgaları adamı bir kaç kez savurunca Simurg yine dayanamadı ve adamı denizden kurtardı ve neden bunu yaptığını sordu ve eğer ölmek istiyorsa gidip başka bir yerde ve onun gözünden uzak bir denizde kendini öldürmesini istedi. Adam Simurg'a balık için gelmediğini söyledi ve ardından başından geçen macerayı anlattı. Kuş adamın macerasını duyunca şaşırıp kaldı ve ne yapacağını bilemedi.


Simurg kendi kendine eğer bu zavallı garibanla gitmezse kralın adamları onun kellesini keseceğini, eğer giderse de kendisinin iki yavrusu açlıktan öleceğini düşündü.
Simurg biraz düşündü ve sonunda adamla birlikte kralın yanına gitmeye karar verdi. Adam yerde yürümeye başladı ve Simurg da ağlaya ağlaya uçarak havadan kralın sarayının yolunu tuttu. Yolda giderken adam ve Simurg kralın oğlu ile karşılaştı. Kralın oğlu ava çıkmıştı. Genç prens adamı görünce nereye gittiğini sordu. Adam da tüm macerasını anlattı ve şimdi Simurg mecburen kralın sarayına geldiğini, fakat iki yavrusunu merak ettiği için ağladığını belirtti.
Kralın oğlu Simurg kuşunun göz yaşlarını görünce ona acıdı ve adama Simurg kuşunu bırakmasını söyledi. Genç prens adama, krala da Simurg kuşunu getirirken yolda ona rastladığını ve o da Simurg kuşunu yavrularına geri dönmesi için serbest bıraktığını anlatmasını tembih etti.


Simurg kralın oğlunun bu iyiliğine karşı iki tüyünü ona verdi ve nerede bir sıkıntıya düşecek olursa ve ne yapacağını bilmezse bu tüylerden birini yakmasını, o zaman kendisi hemen onun yardımına geleceğini söyledi.
Bu sözlerin ardından Simurg kanatlandı ve yavrularının yanına döndü. Kralın oğlu da atına bindi ve avlanmak üzere yoluna devam etti. Zavallı adam da kralın sarayının yolunu tuttu. Saraya vardığında zavallı adam macerayı anlattı, fakat kral çok öfkelendi ve şöyle dedi: Şu küstah oğlan benim bir Simurg kuşum olsun bile istemedi. Allah bilir yarın kraliyet tahtı için neler yapacaktır. Avdan döner dönmez cellada kellesini vurmasını emredeceğim.


Kralın oğlu iki gün sonra avdan döndü ve döner dönmez babasının yanına gitti. Kral sordu: Neden Simurg kuşunu serbest bıraktın? Şimdi bunun için kelleni kestireceğim. Kralın oğlu şöyle karşılık verdi: Sen benim babamsın ve istediğini yapabilirsin, fakat izin ver de ölmeden önce iki rekat namaz kılayım. Kral izin verdi ve oğlu da sarayın çatısına çıktı ve iki rekat namaz kıldı ve selam verdikten sonra Simurg kuşunun verdiği tüylerden birini yaktı. Simurg hemen ortaya çıktı. Kralın oğlu macerayı anlattı ve onu serbest bıraktığı için şimdi kral kellesini vurmak istediğini söyledi. Simurg hemen genç prensi sırtına bindirdi ve komşu kentin girişinde yere bıraktı.


Genç prens kente girdi ve yolda yaşlı bir kadına rastladı. Prens yaşlı kadına selam verdi ve şöyle dedi: Ben buranın yabancısıyım ve kimseyi tanımıyorum. Bu gece bana bir yer ver ki sabahlayım. Yaşlı kadın ona verecek yeri olmadığını, evi zaten bir farenin yuvası kadar küçük olduğunu, üstelik bir eşek sıpası ve bir dana ve bir kaç çocuğu da olduğunu söyledi. Genç prens yaşlı kadının eline bir kaç altın sikke sıkıştırdı, bu kez yaşlı kadın birden değişiverdi ve evi kralın ordusu kadar yeri olduğunu, üstelik tek başına yaşadığını söyledi.
Genç prens yaşlı kadının evine gitti ve bir kaç gün orada kaldı ve kenti iyice araştırdıktan sonra yaşlı kadına sordu: Galiba bu kentin iki padişahı var? Yaşlık kadın şöyle dedi: Evet, padişah ve kızı birlikte bu zavallı millete hükmediyor. Padişah bir vergi alıyor, kızı da başka verdi.


Bu sözleri duyan genç prens yaşlı kadına şöyle dedi: Nine, gel de bana bir iyilik et ve beni padişahın kızının yanına götür. Yaşlı kadın şöyle dedi: Götürmesine götürürüm, bu senin bileceğin bir iş. Eğer kız seni beğenirse sorun yok, ama eğer babası gelirse kelleni uçurur.
Genç prens şöyle dedi: Sorun değil, insanın kaderinde ne yazıldıysa başına gelir.
Yaşlı kadın şöyle anlattı: Bak seni padişahın kızının yatağının altında saklarım, ama sen ellerini mendille bağlaman gerekir. Eğer padişahın kızı seni beğenirse hiç bir şey demez, ama eğer beğenmezse onun bekçiliğini yapan kırk kıza seni param parça etmelerini söyler. Bu kırk kız her sabah padişahın kızını çiçekle süslüyor. Bunun sebebi şu ki padişahın kızı çocukken her gün bir çiçek kadar büyüyordu. Şimdi ise tam büyüdü ve artık fazla büyümüyor.


Yaşlı kadın kendi evinden padişahın kızının sarayında yatak odasına uzanan bir tünel kazmıştı ve ne zaman isterse bu tünelden kızın sarayına gidiyor ve aynı yoldan geri dönüyordu. O gün yaşlı kadın genç prensin elini tuttu ve onu aynı yoldan kızın odasına kadar götürdü ve orada elini mendille bağladıktan sonra kendisi geri döndü. Padişahın kızı odasına geldiğinde genç prensin varlığını fark etti ve bu yüzden yanındaki hizmetçi kızlara odadan çekilmelerini emretti. Kızlar gidince padişahın kızı vezirin kızı ve vekilin kızı ile yalnız kaldı. Padişahın kızı bir mazeret uydurdu ve kendini iyi hissetmediğini bahane ederek onları da odalarına yolladı.
Daha sonra padişahın kızı elleri mendille bağlanan genç prensi yatağın altından dışarı çıkardı ve baktı ki dünyada hiç bir prens bu genç prens kadar güzel olamaz ve bu yüzden sırılsıklam ona aşık oldu, fakat aynı zamanda hiç kimsenin onun bu sırrını öğrenmesini istemiyordu.


Bu yüzden padişahın kızı hemen gitti ve bir kadın kıyafeti ile geri döndü ve genç prense bu kıyafeti giymesini istedi, fakat odasında yabancı bir erkeğin bulunmasını istemediği için genç prensten onu kendi nikahına almasını istedi. Genç prens de hemen padişahın kızı ile nikah kıydı ve o geceyi orada kaldı.
Öte yandan padişah ve kızı arasında ciddi bir rekabet söz konusuydu ve kız, padişah babasının bu izdivaca karşı çıkacağını bildiği için genç prense bu izdivacın ardından ölüme hazırlanmaları gerektiğini, çünkü babası bu vuslata rıza göstermeyeceğini söyledi.015

 

Bu kategoriden diğerleri: « İran masalları ve efsaneleri - 96

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile