Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 01 Şubat 2016 21:56

İran masalları ve efsaneleri - 95

Geçen bölümlerde devlerin doğa üstü mahluklar olduğunu ve sözlü edebiyatta ve masallarla devlerin imajı çok korkunç ve çok tiksindirici anlatıldığını ve dev tabiri cin, gulyabani ve benzeri doğa üstü kötü mahluklar için kullanıldığını anlattık. Yine dedik ki cin konusunda Kur'an'ı Kerim ayetlerine göre bu mahluk yaratılışta insanoğlundan önce gelir ve ateşten yaratıldığı için saklanma ve görünmeme özeliğine sahiptir. Öte yandan cinin bu özellikleri ona insan veya hayvan kılığına girmesine veya hava gibi görünmez olmasına imkan sağlar.
Cinler insan üstü yetenekleri ve güçleri yüzünden acayip işler yapmakla ün yapmıştır. Cinler gelecekten haber verme yeteneğine de sahiptir ve aynı zamanda geçmişten haberdardır. Bazı devasa ve büyük ve harikulade binaların inşaatı cinlerin işi olduğu rivayet edilir. Cinler insanlara musallat olabilir ve insanlar da büyü yöntemlerini kullanarak cinlere musallat olabilir.


Tüm bu anlatılanlara göre devlerle cinler arasında bazı benzerlikler bulunmasına rağmen onları bir sayamayız. Ancak Arapların İran topraklarına girmesi ile birlikte cin ve dev kavramları mana itibarı ile birbirine karıştı ve dev tüm doğa üstü mahlukları kapsayan genel bir kavram oldu.
Öte yandan devin genel ve temel kavram olarak kullanıldığı ve başka mahlukların da devlerin ürünü olduğu ifade edilen rivayetlere paralel olarak İslamî dönemin ilk yıllarından gelen bazı rivayetlere göre cin sözcüğü de dev sözcüğü gibi aynı rolü ifa etmeye başladı. Bir başka ifade ile halk kültüründe bilinen guru yabanı, şeytan, iblis ve hatta devler cinin ürünleri olduğu söylenmeye başladı. Bu durum açıkça İranlıların ve Arapların kullandığı bu iki kavram arasında bir nevi birleşme ve bütünleşme yaşandığını, yani cinle dev kavramları hemen hemen aynı anlamda kullanıldığını gösteriyor. Ve bu kavram yavaş yavaş İran halkının arasında yayılmaya başladı ve sonuçta halk edebiyatındaki masallara ve öykülere de girdi. Öte yandan halk kültüründe gulyabani de bilinen devdir ve çöllerde ve tenha yerlerde insanların karşısına çıkar.

Geçen bölümlerde çok eski zamanlarda bir padişahın yedi oğlu olduğunu, bunlardan altısı bir eşinden ve diğeri üvey olduğunu ve adı da Melik Muhammed olduğunu anlattık. Padişahın oğulları papağanı ve altın kafesi bulmak için yola çıktı, ancak altı kardeş başarılı olamadı ve kumarda her şeyini kaybederek dilenciliğe ve çıraklığa başladı. Melik Muhammed başka bir ülkenin kralının kızını bir devin elinden kurtardı ve devin bir ayağını da kesti.
Öte yandan Melik Muhammed yakınlarda bulunan vezirin kentine uğradı ve burada kardeşlerini buldu ve papağan ve altın kafesi bulmak üzere yola koyuldu ve yedi kızı olan bir padişahın diyarına geldi. Kral kızlarını Melik Muhammed ve kardeşleri ile evlendirdi. Daha sonra kardeşler tekrar yola koyuldu ve yolda 7 peri kızının tuzağına düştü, fakat en küçük peri kızın yardımı ile kurtuldu. Bu gelişmenin ardından Melik Muhammed kardeşlerine evlerine dönmeleri söyledi ve kendisi tek başına yoluna devam etti. Melik Muhammed yolda bir kaç büyülü eşyası olan bir dervişe rastladı ve bu eşyaları ele geçirdi ve ardından küçük peri kızı ile birlikte yeniden yola çıktı ve peri kızının anlattıkları engelleri aştıktan sonra en son perilerin kralının kızının bulunduğu sarayın ilk kapısına geldi. Küçük peri kızı bu kez bir güvercine dönüştü ve sarayın duvarına kondu ve buradan Melik Muhammed'in kapıların bekçileri olan devlerle nasıl baş edeceğini seyretmeye başladı.


Melik Muhammed ilk kapının önüne gelince bir de ne görsün, kapıda bekleyen dev, bir ayağını kestiği devdi. Dev Melik Muhammed'i görünce tir tir titremeye başladı. Melik Muhammed deve ona bir şey yapmayacağını, ancak kendisine öteki altı kapıyı aşabilecek bir geçiş belgesi vermesi gerektiğini söyledi. Dev şöyle dedi: ilk beş kapıdan geçebilirsin, fakat kardeşimin koruduğu son kapıyı geçebilmek için ona hediye götürmelisin. Melik Muhammed şöyle dedi: O zaman çabuk git ve haraç aldığın hurmalardan ve helvalardan bir kaç tepsi getir. Dev can korkusundan hemen kabul etti ve bir tepsi hurma ve bir tepsi helva hazırladı ve geçiş belgesi ile beraber Melik Muhammed'e verdi.


Melik Muhammed yoluna devam etti ve vardığı her kapının önündeki deve geçiş belgesini göstererek geçti, ta ki yedinci kapıya vardı. Kapıda bekleyen dev belgeyi görünce şöyle dedi: önce bana tatlı vermelisin ki geçmene izin vereyim. Melik Muhammed şöyle dedi: o zaman ağzını aç. Dev ağzını açtı, Melik Muhammed de hurma ve helva tepsilerini devin ağzına boşalttı. Dev hurma ve helvanın tadına baktıktan sonra, tamam geçebilirsin, dedi.


Melik Muhammed tüm kapıları geçtikten sonra peri padişahının kızının odasına vardı, baktı ki kız uyuyor ve papağan da kafeste, kafes de kızın baş ucunda asılı duruyor, etrafında da dört lale lamba yanıyor. Melik Muhammed dört lalenin yerini değiştirdi, ardından bir mektup yazarak kızın baş ucuna bıraktı. Melik Muhammed mektupta şöyle yazdı: Ey peri padişahının kızı, papağan ve altın kafesi ben Melik Muhammed götürdü. Eğer peşinden gelmek istiyorsan, falanca ülkeye gelmelisin.


Papağan ve altın kafesi ele geçiren Melik Muhammed geri döndü ve saraydan ve kentten çıktı. Küçük peri kızı da Melik Muhammed'in yanına geldi ve kafesi ve papağanı görünce çok sevindi ve tekrar büyük bir kuşa döndü ve Melik Muhammed'e kanadına bindirerek uçmaya başladı ve yaşadığı kaleye geldi. Burada Melik Muhammed atını, sihirli sofrasını ve boynuzunu aldı ve peri ile birlikte yedi kızını yedi kardeşle evlendiren padişahın kentine gitti. Melik Muhammed burada altı kardeşini de yanına aldı ve tekrar yola çıktı ve devin ayağını kestiği kente geldi ve doğruca kralın sarayına vardı ve ertesi gün buradaki eşini ve çeyizini ve yine altı kardeşini ve eşlerini alıp yola çıktı.


Şimdi Melik Muhammed'in altı kardeşinden söz edelim. Altı kardeş Melik Muhammed'in papağanı ve altın kafesi ele geçirdiğini görünce, babalarının sarayına vardıklarında Melik Muhammed'in kral olacağını ve bir ömür onu elinin altında yaşamaları gerektiğini düşünmeye başladı. Bu yüzden altı kardeş birlikte Melik Muhammed'i yok etmeye ve papağanı ve altın kafesi onlar babalarına götürmeye karar verdi. Altı kardeş bir çare ararken bir kuyunun başına geldiler. Kardeşler biri gidip kuyudan su getirmesi gerektiğini söylediler. Melik Muhammed şöyle dedi: Ben hepinizden daha küçüğüm, bu yüzden gidip su getirmek bana düşer. Melik Muhammed bunu söyledikten sonra kuyunun içine indi ve kovayı su ile doldurduktan sonra yukarı yolladı. Kardeşler ve eşleri sudan içti, atlara da su verdi.


Herkes suya doyduktan sonra Melik Muhammed kovanın içine oturdu ve kardeşlerinden onu yukarı çekmelerini istedi. Kardeşler ipi çekmeye başladı, fakat yolun ortasına gelince ipi kestiler ve Melik Muhammed kuyunun dibine düştü. Altı kardeş artık gönlü rahatlamıştı ve bu yüzden eşlerini alıp kentlerine doğru yola koyuldu. Altı kardeş aynı zamanda eşlerini tehdit etti ve kim bu maceradan söz edecek olursa başını keseceklerini söyledi. Kadınlar da korkudan ses çıkarmadı ve bunu kimseye anlatmayacaklarına dair söz verdi.


Öte yandan kuyunun dibine düşen Melik Muhammed bayılmıştı. Melik Muhammed ayılınca her tarafı yaralanmıştı. Kuyunun ağzına baktı, orada adamın biri durduğunu ve ona baktığını fark etti. Adam kuyudan su çekmek için kovasını kuyuya attı. Melik Muhammed kovanın içine oturdu ki adam onu yukarı çeksin. Bu manzarayı gören adam şöyle dedi: Allah aşkına söyle sen kimsin? Ben sadece biraz su istiyorum, bunun yerine sana ne istersen veririm. Melik Muhammed şöyle dedi: Ben senden hiç bir şey istemiyorum, sadece beni yukarı çek. Adam kabul etti. Melik Muhammed adamın kovasını su ile doldurdu ve çekmesini söyledi, ardından kendisi de kuyudan çıktı ve adamdan sordu: Sen kimsin? Adam bir bezirgan olduğunu ve Hindistan'dan geri döndüğünü ve yaşadığı kente gitmek istediğini ve Melik Muhammed'e onunla birlikte gelmesini ve onu bir hekimin yanına götürmesini ve tedavi edilmesini söyledi.


Melik Muhammed bezirganın önerisini kabul etti, fakat oradan ayrılmadan önce etrafına baktı ve sihirli sofrası, keşkülü ve boynuzunun orada bırakıldığını fark etti. Aslında Melik Muhammed'in kardeşleri bu eşyaların sihirli olduğunu bilmiyordu ve değersiz şeyler olduğunu düşünerek orada bırakmıştı. Melik Muhammed eşyalarını topladı ve bezirganla yola koyuldu.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile