Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 11 Ocak 2016 01:42

İran masalları ve efsaneleri - 93

Geçen bölümlerde devlerin doğa üstü mahluklar olduğunu ve her toplumda halk kültürünün bir parçası sayıldığını anlattık ve masallarda yer alan bazı özelliklerinden söz ettik.
Yine dedik ki sözlü edebiyatta ve masallarla devlerin imajı çok korkunç ve çok tiksindirici anlatılır ve hatta devlerin yamyam olduğu ve insanları diri diri yedikleri de söylenir.
Halk edebiyatında yer alan masallarda bazen dev tabiri tüm doğa üstü zararlı mahluklar için kullanılır ve bir başka ifade ile dev tabiri şeytan, iblis, gulyabani, cin, kötülük tanrısı ve diğer şer mahlukların yerine geçer ve bu durum sözlü ve yazılı edebiyat metinlerinde sık sıkı göze çarpar.
Firdevsi Şahname adlı eserinde omuzlarında yılan besleyen Zahhak öyküsünde iblis ve devin aynı şey olduğunu belirtiyor ve Zahhak'ın omuzlarında iki yılanın ortaya çıkışının öyküsünü anlatırken bir kez bunu iblisin işi şeklinde anlatıyor ve bir kaç beyt sonra de bu olayın failinden dev şeklinde söz ediyor. Firdevsi eserinin bir başka yerinde de cin ve şeytan tabiri yerine halkın dev teriminden yararlanıyor.


Zekeriya Kazvini "Acayib-ul Mahlukat" adlı eserinde nerede cinlerden, şeytanlardan ve azmanlardan söz etmek istediğinde onları dev hitap ediyor ve Menha adında bir şeytanı anlatırken şöyle diyor: Menha, zahid ve abidleri kandıran bir devdir ve acayip şeyler anlatarak abid insanı, anlattıkları onun kerameti olduğunu zannedeceği ve ona hayran kalacağı şekilde kandırır ve böylece abid insanda kibir ve gurur oluşur ve bu da helak olmasına sebebiyet verir. Bu zahid insanlardan birinin bir mabedi vardı. Bir gün ona bir misafir geldi. Her akşam iftar vakti zahid insanın önünde bir fener ve bir sofra ortaya çıkıyordu. Misafir bu duruma şaşmıştı. Sebebini abidden sordu. Abid şöyle dedi: Bir süredir her akşam bana böyle yapıyor ki zannedeyim bunlar benim kerametimmiş, oysa ben ilk günden onun şeytan olduğunu anladım. Abid bu sözleri söyleyince fener hemen söndü ve ortalıktan kayboldu.


Geçen bölümlerde çok eski zamanlarda bir padişahın yedi oğlu olduğunu, bunlardan altısı bir eşinden ve diğeri üvey olduğunu ve adı da Melik Muhammed olduğunu anlattık. Padişah gördüğü rüyanın ardından oğullarını çağırdı ve kim ona papağan ve altın kafesi getirirse onun yerine tahta geçeceğini söyledi. Melik Muhammed babasından onun istediğini yerine getirmek için izin istedi, ancak kardeşleri onu takip etti ve bir çölde ona saldırarak öldüresiye dövdü. Melik Muhammed İmam Ali'ye –s– tevessül ederek bu olaydan sağ kurtuldu ve bir kente geldi ve burada yaşlı bir kadının evine yerleşti. Kardeşleri ise her şeyini kaybederek dilenci veya çırak oldu. Melik Muhammed başka bir ülkenin kralının kızını bir devin elinden kurtardı ve devin bir ayağını da kesti.
Öte yandan Melik Muhammed yakınlarda bulunan vezirin kentine uğradı ve burada kardeşlerini buldu ve kendini onlara tanıttıktan sonra birlikte papağan ve altın kafesi bulmak üzere yola koyuldu ve yedi kızı olan bir padişahın diyarına geldi. Kral kızlarını Melik Muhammed ve kardeşleri ile evlendirdi.
Şimdi maceranın devamını dinleyelim.


Kralın en küçük kızı Melik Muhammed'in eşi oldu. Melik Muhammed eşine yapması gereken bir iş olduğunu ve bu yüzden birlikte yaşamaları mümkün olmadığını, gideceği yol çok tehlikeli olduğunu, eğer gidip sağ salim dönerse onunla birlikte yaşayacağını, ama eğer dönemezse evlenmesini söyledi.
Kardeşler bir kaç gün eşlerinin yanında kaldı ve daha sonra yapmaları işi tamamlamak üzere kraldan izin istedi. Kral da onlara izin verdi. Kardeşler eşleri ile vedalaştı ve atlarına binerek yeniden yola koyuldu.
Yedi kardeş gece gündüz yola devam etti ve sonunda dördüncü gün öğleden önce bir kaleye vardılar.
Melik Muhammed ipini attı ve Hz. Ali'yi anarak kalenin duvarına tırmandı ve içeri girerek kalenin kapısını açtı. Kardeşler içeri girdi ve kalede yedi ahır, yedi samanlık ve yedi oda bulunduğunu, her bir odada ocakta bir tencere pilav yapıldığını, fakat ortalıkta hiç kimse olmadığını fark etti. Melik Muhammed şöyle dedi: Gelin her birimiz bir odaya girelim. Allah ne irade buyurursa o olur. Kardeşlerin her biri bir odaya girdi ve öğle vaktini beklemeye başladı.


Kardeşlerini merak eden Meluk Muhammed birden kapının açıldığını ve çok güzel bir kızın içeri girdiğini fark etti. Güle güle içeri giren kız hemen odanın bir köşesine çekildi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Melik Muhammed bu duruma şaştı kaldı. Acaba o sevincin ve şimdi de bu ağlamanın sebebi neydi.
Melik Muhammed dayanamadı, kalktı ve kızın yanına gitti ve sordu: Ey güzel kız, neden ağlıyorsun? Kız şöyle anlattı: Ey Melik Muhammed, bil ki biz yedi kardeşiz ve ben hepsinden küçüğüm. Biz periyiz ve her şeyden haberdarız. Ben ve kardeşlerim senin gidip papağan ve altın kafesi getirmek istediğini biliyoruz. Şunu da bil ki ben ve sen artık karı kocayız. Bu yüzden ablalarım beni kıskanıyor ve senin gelmeni ve seni öldürmeyi bekliyorlar. Şimdi çabuk ol, ablalarım gelmeden sen ve kardeşlerin saklanmak için bir yer bulun.


Peri kızın bu sözlerini duyan Melik Muhammed kardeşlerine haber verdi ve hep birlikte saklandılar. Daha sonra peri kızın yedi peri ablası geldi ve odalarına baktıklarında odalarına birilerinin girdiğini anladı. Altı abla hemen kız kardeşlerinin yanına gitti ve durumu anlatarak ona sordular: Sen bizden daha erken geldin, mutlaka kimin geldiğini görmüşsündür. Çabuk söyle yoksa seni öldürürüz.
Peri kızı şöyle dedi: Ben onları size göstereceğim, ama önce onlara dokunmayacağınıza dair yemin edin. Üstelik bundan böyle her gün kendimiz gidip avlanmamız yerine onları gönderir, biz de rahat rahat oturur ve avlardan besleniriz.
Kız kardeşler kabul etti ve küçük kardeşleri de gidip Melik Muhammed ve kardeşlerini getirdi ve şöyle dedi: sizin canınızı hemen gidip bizim için avlanmanız pahasına kurtardım.
Melik Muhammed ve kardeşleri de kabul etti ve atlarına bindi.


Melik Muhammed ve kardeşlerine yol gösteren küçük peri kızı yavaşça Melik Muhammed'in kulağına fısıldadı: çabuk ol, kardeşlerini al ve canınızı kurtar. Bu taraftan gidince bir ırmağa varırsınız. Eğer ırmağa varırsanız artık benim ablalarımın elinden hiç bir şey gelmez. Peri kızı bunu anlattı ve ardından saçından bir tel kopararak Melik Muhammed'e verdi ve şöyle dedi: ey Melik Muhammed, eğer bir gün beni özlersen veya başın sıkışırsa, bu tele dokun, ben hemen orda olurum.
Daha sonra kardeşler avlanmak bahanesi ile atlarına bindi ve kaleden ayrıldı ve hızla ırmağa doğru ilerledi. Kız kardeşler de onlar avdan dönene kadar sohbete daldı. Bir süre geçti ama gelen olmadı. Peri kızların en büyüğü şöyle dedi: Bunlar gelmedi, hadi çatıya çıkalım, bakalım ne yapıyorlar. Küçük kız peri daha erken davrandı ve eline dürbün alıp çatıya çıktı. Baktı ki Melik Muhammed ve kardeşleri henüz ırmağa ulaşmamış, bu yüzden geri döndü ve yedi kardeşin hala avlandığını söyledi.


Yedi kız kardeş tekrar sohbet etmeye başladı. Yine bir süre geçti ve artık sabırsızlanmaya başladılar. En büyük kız peri çatıya çıkmak istedi, ama yine en küçük kız peri koşarak çatıya çıktı ve baktı ki Melik Muhammed ve kardeşleri henüz ırmağa ulaşmamış, bu yüzden tekrar geri döndü ve yedi kardeşin hala avlandığını söyledi.
Kızlar tekrar sohbete daldı ta ki güneş batmaya başladı. En büyük kız peri artık iyice sabırsızlandı ve bu kez kendisi dürbünü alıp çatıya çıktı ve baktı ki eyvah, Melik Muhammed ve kardeşleri ırmağa yaklaşmış. Büyük kız peri bunun en küçük kardeşlerinin işi olduğunu anladı ve hemen korkunç bir nara attı ve her yedi kız kardeş atlarına binerek Melik Muhammed ve kardeşlerinin peşinden gitti.
Melik Muhammed ırmağa doğru ilerlerken küçük kız perinin sözlerini hatırladı. Geriye dönüp baktığında yedi kız perinin onlara yaklaştığını fark etti. Melik Muhammed hemen altı üvey kardeşini önden gönderdi ve kendisi en arkadan gelmeye başladı. Kardeşler neden geri kaldığını sorunca Melik Muhammed şöyle dedi: Siz gidin, eğer ben öldürülürsem mesele değil, çünkü ben sizin üvey kardeşinizim, ama eğer sizlerden biri öldürülürse, hepinizin beli bükülür.


Tam o sırada Melik Muhammed ve kardeşleri ırmağa vardı. Altı kardeş ırmağa atladı, fakat Melik Muhammed de ırmağa atlamak istediğinde, kız perilerin en büyüğü yetişti ve Melik Muhammed'in atının kuyruğunu yakaladı. En küçük kız peri ise hemen kılıcını çekti ve atın kuyruğunu kesti, böylece Melik Muhammed de sağ salim ırmağı geçti.
En büyük kız peri en küçük kardeşine döndü ve neden bunu yaptığını sordu. Küçük kız peri şöyle dedi: Ey ablacığım, bu Allah'ın istediğiydi ki onlar bizim elimizden kaçsın. Ben kılıcımla onun alnına vurmak istedim, ama atın kuyruğuna isabet etti. Artık pişmanlığın faydası yok.
Peri kızlar ırmağı geçmeyi izinleri olmadığından büyük bir öfke ile kaleye geri döndü.
Öte yandan Melik Muhammed ve kardeşleri ırmağı sağ salim geçtikten sonra Melik Muhammed kardeşlerine şöyle dedi: Ey kardeşlerim, madem bu olaydan sağ kurtulduk, artık siz eşlerinize dönün, ben de gider ve papağan ve altın kafesi ararım, eğer sağ salim dönersem birlikte ülkemize gideriz.
Kardeşler bu öneriyi kabul etti ve kente döndü. Melik Muhammed de çölün yolunu tutup macerasına devam etti.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile