Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 01 Kasım 2015 09:24

İran masalları ve efsaneleri - 92

Geçen bölümlerde devlerin doğa üstü mahluklar olduğunu ve her toplumda halk kültürünün bir parçası sayıldığını, mitolojilerde tüm kötülüklerin ve tüm çirkinliklerin simgesi devler olduğunu anlattık.
Yine dedik ki sözlü edebiyatta ve masallarla devlerin imajı çok korkunç ve çok tiksindirici anlatılır ve hatta devlerin yamyam olduğu ve insanları diri diri yedikleri de söylenir. Hırsızlık ve her şeyi ters yapmak, ömür tılsımı sahibi olmak devlerin başka özelliğidir. İnanç bakımından da devler farklıdır. Bazı devler tanrı olduklarını iddia eder.


Bazen mitolojik masalların kahramanları devleri esir alır. Esir alınan devler ömrünün sonuna kadar onları esir alan insanlara hizmet eder. Devleri esir almak için genellikler kulaklarına metal bir halka veya nal asılır ve böylece kontrol altına alınır.
Öte yandan devlere ait bir şeyi ele geçirerek ne zaman gerekirse onları çağırmak ve bir işi yaptırmak mümkün. Örneğin eğer bir devin tüyünü veya kılını rehin alır ve gerektiği yerde yakacak olursak, dev hemen ortaya çıkar ve bizim hizmetimizde olur.


Şahname adlı eserde bazı devler Rüstem pehlivana itaat eder ve ona zorlu engelleri aşmakta yardımcı olur. Örneğin Rüstem'in aştığı ünlü yedi engel macerasında ona yenilen Erjeng adlı dev, Rüstem'e yenildikten sonra ona yardımcı olur.
Şahname'den derin bir şekilde etkilenen halk mitolojilerinde de bazen devler öykünün kahramanın emirlerini yerine getirir. Menuçehr Han Hekim'in İskendername'sindeki dev Sadan pehlivanın emirlerini yerine getirir ve ona hazineyi bulmakta yardımcı olur veya bir başka dev İskender'in oğlu Tifur'u destekler. Bin bir gece masallarında dev öykünün kahramanının emri üzerine hayır işlerini yerine getirir.


Eski masallarda devler ne zaman ortaya çıkar veya ortadan kaybolursa korkunç bir fırtına veya kasırga kopar ki bu da devin fırlayarak göğe yükselmesidir. Devlerin bu özelliği en çok halk masallarında ve efsanelerde göze çarpar ve genellikle dev fırlayarak göğe çıktı, şekilde ifade edilir. Farsça 'da dev rüzgarı anlamına gelen "Divbad" da yerden göğe yükselen rüzgara verilen addır. Yine eğer devler gölgelerini birinin üzerine düşürür, ya da biri devi görüp ondan korkar, ya da dev onun cismine girecek olursa terim olarak "Devzede" olmuş veya "Divane" olmuş denir, ki bunun anlamı da davranışı dev gibi olmuş veya dev ruhuna oturmuş demektir.


İran mitolojilerinde devler aynı zamanda büyücüdür. Firdevsi Şahname'sinde yer alan Kavus öyküsünde beyaz dev büyü gücü ile İran ordusu üzerinde kara bir bulut oluşturur ve sonuçta tüm askerler kör olur. Halk masallarında devler insanları büyülemek için büyü gücünü kullanır.

Geçen bölümlerde çok eski zamanlarda bir padişahın yedi oğlu olduğunu, bunlardan altısı bir eşinden ve diğeri üvey olduğunu ve adı da Melik Muhammed olduğunu anlattık. Padişah gördüğü rüyanın ardından oğullarını çağırdı ve kim ona papağan ve altın kafesi getirirse onun yerine tahta geçeceğini söyledi. Altı kardeş papağanı ve altın kafesi bulmak için yola çıktı, ama eli boş döndü. Melik Muhammed babasından onun istediğini yerine getirmek için izin istedi ve yanına biraz mücevher ve çevik bir at alıp yola çıktı. Ancak kardeşleri onu takip etti ve bir çölde ona saldırarak öldüresiye dövdü. Melik Muhammed İmam Ali'ye –s– tevessül ederek bu olaydan sağ kurtuldu ve bir kente geldi ve burada yaşlı bir kadının evine yerleşti. Melik Muhammed kentin kızlarını bir bir götüren bir devin varlığından haberdar oldu. Bir gece sıra kralın kızına gelmişti. Melik Muhammed kılıcını çekti ve devin bir bacağını kesti. Kralın veziri ise iftira atarak Melik Muhammed'i yok etmek ve kralın kızını oğlu ile evlendirmek istedi. Macerayı öğrenen kral kızını Melik Muhammed'le evlendirdi ve vezirinin dilini kestirdi.
Öte yandan Melik Muhammed yakınlarda bulunan vezirin kentine uğramak istedi. Kral kentin hazırlanmasını emretti, Melik Muhammed ve sarayın önde gelen bazı büyükleri vezirin kentine doğru yola çıktı.

Hatırlanacağı üzere Melik Muhammed'in 6 kardeşi kentte dilencilik ve çıraklık yapıyordu. Onlar kralın damadı vezirin kentine gideceğini duyunca, onu görmek için vezirin kentine gitmeye karar verdi. Dilencilik yapan üç kardeş, vezirin kentinin üç kapısı bulunduğunu, her biri bir kapının önünde bekleyeceğini ve hazırladıkları nargileyi kralın damadına ikram edeceğini, belki iyi bir bahşiş alabileceğini söyledi.
Bunun üzerine üç kardeş nargileleri hazırladı. Melik Muhammed ilk kapıya gelince baktı ki elinde bir nargile alan bir genç duruyor. Genç adam öne geldi. Melik Muhammed hemen onu tanıdı, ama kardeşi onu tanıyamadı ve nargileyi uzattı. Melik Muhammed nargileden bir iki fırt aldı ve geri verdi ve yoluna devam etti. Aynı macera ikinci ve üçüncü kapıda da yaşandı ve Melik Muhammed diğer iki kardeşini de tanıdı ve nargileden bir iki fırt aldıktan sonra geri verdi ve yoluna devam etti. İkinci ve üçüncü kardeş de Melik Muhammed'i tanıyamadı.


Melik Muhammed şenlik düzenlenen yere geldi ve atından indi ve altından tahtın üzerine oturdu. O sırada bir baktı ki hamamcı çırağına sert bir tokat attı ve şöyle dedi: Ey beceriksiz herif, şimdi kralın damadı hamama gelecek, ama sen hala burada duruyorsun ve hiç bir şey yapamıyorsun. Çabuk git hamamın ateşini arttır.
Melik Muhammed iyice baktı, bu çırak da kendi kardeşiydi. Öbür tarafa baktı, bu kez aşçıbaşı çırağına bir tokat attı ve şöyle dedi: şimdi öğle vakti olacak ve kralın damadı benden yemek isteyecek, ama sen hala burada duruyor, şaşkın şaşkın bana bakıyorsun.
Melik Muhammed yine baktı ki bu çırak da kendi kardeşi. Başını başka yöne çevirdi, tam o sırada kelle paçacı çırağına tokat attı ve şöyle dedi: yarın sabah kralın damadı benden kelle paça isteyecek, ama sen hala burada duruyorsun.


Melik Muhammed baktı ki kelle paçacının çırağı da kendi kardeşi, artık dayanamadı ve ordusuna kente saldırmasını emretti. Fakat dili kesilen vezir Melik Muhammed'in eline ayağına sarıldı ve orduyu durdurmasını rican etti.
Melik Muhammed şöyle dedi: Ancak bir şartla orduyu durdururum, o da şu ki gidip aşçıbaşı, hamamcı ve kelle paçacıyı buraya getir. Vezir hemen gitti her üç kişiyi getirdi. Melik Muhammed'in emri üzerine onlara iyi bir dayak atıldı ki artık suçsuz olan çıraklarını dövmesinler.


Melik Muhammed kardeşlerini iyi tanıyor ve hepsi kumarbaz olduklarını biliyordu. Kim bilir belki kumarbazlar kardeşlerini bu hale getirmişti. Bu yüzden kentte ne kadar kumarbaz varsa getirtti ve onlara da iyi bir dayak attırdı ve şöyle dedi: bu üç kişiden ne kadar aldıysanız geri verin. Korkudan tir tir titreyen kumarbazlar bu yabancılardan ne kadar para ve mücevher kazandıysa geri verdi. Melik Muhammed daha sonra da kentin kapılarına kendisine nargile ikram eden üç dilenciyi getirmelerini emretti. Onlar da getirilince Melik Muhammed 6 kardeşini tenha bir yere götürdü ve şöyle dedi: iyi bakın, ben sizin kardeşinizim. Kardeşler baktı ve Melik Muhammed'i tanıdı, ama hepsi utancından başını eğdi. Melik Muhammed kardeşleri daha fazla utanmasını istemiyordu, bu yüzden gülümsedi ve şöyle dedi: Boş verin, iş işten geçti artık, şimdi benle birlikte kralın kentine gelin.


Melik Muhammed emretti, 6 kardeşe prenslere layık elbiseler hazırlandı ve 6 kardeş Melik Muhammed'e eşlik ederek kralın kentine geldi ve birlikte kralın sarayına gittiler. Melik Muhammed şöyle dedi: Ey padişahım, kardeşlerim benim ülkemden gelmişler ve şimdi ben onlarla birlikte gidip altın kafesi ve papağanı bulmam gerekiyor.
Padişah izin verdi ve Melik Muhammed yolculuk için hazırlık yaptı ve ardından birlikte yola çıktılar. Kardeşler uzun bir yol kat ettikten sonra bir kente yaklaştılar. O sırada kentin padişahı sarayın çatısında duruyor etrafı seyrediyordu, ki birden uzaktan 7 genç at üzerinde kente yaklaştığını fark etti. Padişah kendi kendine bu gençlerin görüşünü asil insanlar olduğunu gösteriyor. Benim de yedi kızım var. Onları bu gençlere veririm.


Padişah hemen Melik Muhammed'i ve kardeşlerini karşılamak üzere bazı yakınlarını gönderdi. Yedi kardeş kente gelince padişahın adamları onları saraya götürdü. Padişah gelen yedi kişinin prens olduklarını öğrenince çok sevindi ve onları ağırladıktan sonra şöyle dedi: Ey şehzadeler, benim yedi kızım var ve onları sizlerle evlendirmek istiyorum.
Melik Muhammed ve kardeşleri kabul etti. Padişahın emri üzerine kentte yedi gece gündüz düğün şenliği yapıldı ve yedinci gece padişahın yedi kızı ile yedi kardeşin nikahı kıyıldı.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile