Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 11 Eylül 2015 01:27

İran masalları ve efsaneleri - 91

Geçen bölümlerde devlerin doğa üstü mahlûklar olduğunu ve her toplumda halk kültürünün bir parçası sayıldığını, mitolojilerde tüm kötülüklerin ve tüm çirkinliklerin simgesi devler olduğunu anlattık.
Sözlü edebiyatta ve masallarla devlerin imajı çok korkunç ve çok tiksindirici anlatılır ve hatta devlerin yamyam olduğu ve insanları diri diri yedikleri de söylenir. Hırsızlık ve her şeyi ters yapmak, devlerin başka özelliğidir. İnanç bakımından da devler farklıdır. Bazı devler tanrı olduklarını iddia eder. Tarsusi'nin Darabname adlı eserinde tanrı olduklarını iddia eden devlere rastlıyoruz. Kitapta şöyle yazıyor: İskender o yörede her kentte bir dev yaşadığını ve orayı kendine yurt edindiğini ve başkalarına ben sizin tanrınızım, dediğini duymuştu. Menuçehr Han Hekim'in İskendername adlı eserinde de Hazardestan, iblise tapan büyücü bir devin adıdır.


Öte yandan devlerin mitolojik masallarda konumu da farklıdır. Daha önce belirtildiği üzere devler insanlardan saklanarak yaşar ve bazıları dağlarda ve mağaralarda mesken edinir. Halk masallarında ise devler çok uzak olan efsane Kaf dağında yaşar. Örneğin Menuçehr Han Hekim'in İskendername adlı eserinde Hazardestan adlı dev Kaf dağında yaşamaktadır.
Bu arada mitolojilerde dağın kutsal bir mekan ve tanrıların yaşadığı bir yer olduğu belirtilmelidir. Bazen devler mağaralarda veya adalar yaşar. Örneğin yedi başlı devin evi bir dağın içindeki bir mağaradır. Menuçehr Han Hekim'in İskendername adlı eserinde Erçeng adlı dev, Mazandaran yöresinde bir mağarada yaşar ve Zerrinten adlı dev de bir adada yaşamaktadır.
Mitolojik masallarda şer simgesi olan devlerin bir başka özelliği kılık değiştirmeleridir. Şahname'de Ekvan devin bir zebra kılığına girerek Rüstem Pehlivan'ın karşısına çıktığı ve böylece onu kandırmaya çalıştığı anlatılır. Bu tür mitolojik durumlara bazen halk masallarında da rastlamak mümkün. Menuçehr Han Hekim'in İskendername adlı eserinde Hazardestan adlı dev kendini Sadan adlı bir pehlivanın kılığına sokar.


Halk kültürü ve inançlarında şer ve kötülük simgeleri hiç bir zaman zafer kazanmadığından, devlerin çoğu canı ve ruhunun bekası, genellikle camdan yapılan ve ömür tılsımı adı verilen bir şeye bağlıdır ve devler onu çok sıkı korur. Eğer bu cam kırılırsa dev toz duman olur ve yok olup gider. Buna göre İran'ın bir çok efsanesinde kahramanın tüm çabası devin ömür tılsımını bulmaya yöneliktir. Kahraman devin ömür tılsımını kırarak devi öldürdükten sonra da genellikle devin elinde esir olan kızı kurtarır ve onunla evlenir. Yine devlerin yaşadığı yerlerde büyük hazineler ve altınlar ve mücevherler bulunur. Devler demir ve değersiz metalleri altına çevirme yeteneğine de sahiptir. Buna göre kim devin ömür tılsımını kırarsa, hazinelerini de ele geçirir.

Geçen bölümlerde çok eski zamanlarda bir padişahın yedi oğlu olduğunu, bunlardan altısı bir eşinden ve diğeri üvey olduğunu ve adı da Melik Muhammed olduğunu anlattık. Padişah gördüğü rüyanın ardından oğullarını çağırdı ve kim ona papağan ve altın kafesi getirirse onun yerine tahta geçeceğini söyledi. Altı kardeş papağanı ve altın kafesi bulmak için yola çıktı, ama eli boş döndü. Melik Muhammed babasından onun istediğini yerine getirmek için izin istedi ve yanına biraz mücevher ve çevik bir at alıp yola çıktı. Ancak kardeşleri onu takip etti ve bir çölde ona saldırarak öldüresiye dövdü. Melik Muhammed İmam Ali'ye –s– tevessül ederek bu olaydan sağ kurtuldu ve bir kente geldi ve burada yaşlı bir kadının evine yerleşti. Melik Muhammed kentin kızlarını bir bir götüren bir devin varlığından haberdar oldu. Bir gece sıra kralın kızına gelmişti. Melik Muhammed devle savaşmak için kralın kızının bulunduğu kubbeye gitti. Dev kızı götürmeye gelince, Melik Muhammed kılıcını çekti ve devin bir bacağını kesti. Melik Muhammed'in cesaretini gören dev korkudan bir buluta dönüştü ve göklere çıktı.


Kralın kızı ve Melik Muhammed şaşkın şaşkın birbirine baka kaldı. Devin pis kokusu artık yoktu ve her ikisi Allah'a şükretti. Sabah olunca caminin müezzini kubbenin karşısında bulunan caminin minaresine çıktı ve ezan okumak istedi ki, birden eli çöplerin arasında yatan büyükçe bir şeyi gördü. Müezzin o korkunç şeyi görünce ezanı yanlış okudu. Kızını merak etmekten sabaha kadar uyuyamayan ve gözü kulağı kubbenin üzerinde olan kral müezzinin sesini duyunca onu getirmelerini emretti. Kralın adamları gidip müezzini getirdi. Kral adamı görünce, ne olduğunu sordu. Müezzin: Ey padişahım, bilemiyorum ne olmuş, ama galiba dev dün gece doymamış ve kubbenin önünde uyuya kalmış. Belki de artık kente yerleşmek istiyor.


Bu sözlerin ardından padişah yaşlıca bir adamı çağırdı ve ona yüklü miktarda para verdi ve gidip kubbeden haber getirmesini istedi. Zavallı yaşlı adam parayı aldı, ama büyük bir korku içinde titreye titreye kubbeye doğru yola koyuldu. Kubbeye yaklaştığında, hava iyice aydınlanmıştı. Yaşlı adam baktı ki kubbenin yanında dev falan yok, yerde yatansa devin bacağı. Yaşlı adam kendi kendine belki de rüya görüyorum, dedi. Bu yüzden iyice yaklaştı ve doğru görüp görmediğinden emin olmak ve devin sırrını çözmek istedi. Yaşlı adam yine korka korka ve titreye titreye basamakları aştı ve kubbenin içine girdi. Baktı padişahın kızı ve güzel bir genç kubbede yerde uyumuşlar. Yaşlı adam çok sevindi ve apar topar kralın yanına döndü ve şöyle dedi: Ey Padişahı, kubbenin yanında dev yok, sadece bir bacağı kopmuş oraya düşmüş. Kızın da sapa sağlam kubbenin içinde yanında da güzel bir genç var.
Yaşlı adamın sözlerine duyan padişah mutluluktan yerinde duramaz oldu ve büyük bir sevinçle şöyle dedi: bu işi ancak o genç yapmıştır. Şimdi birileri gidip bu iki genci aynen uyudukları gibi getirip benim tahtımın yanına koymalarını istiyorum.


Öte yandan padişahın veziri bir oğlu vardı. Bu oğlan da kralın kızına aşıktı. Vezir kızın sapa sağlam yaşadığını duyunca kendi kendine sonunda benim oğlum da arzusuna kavuşacak, dedi. Ardından krala döndü ve şöyle dedi: Ey padişahım, şimdi ne yapacaksınız onları uyurken buraya getirip de? Bekleyin sabah olsun, onlar uyanınca, adam gönderir, getirtiriz, sonra da o gence bir iftira atar öldürürüz ve kızınızı da benim oğlumla evlendiririz.
Padişah bu sözlere çok öfkelendi ve hemen cellada vezirin dilini kesmesini emretti. Orada bulunan cellat hemen vezirin dilini kesti. Daha sonra padişah tekrar gidip o iki gencin getirilmesini istedi. Bir kaç kişi gitti ve onları getirdi ve padişahın tahtının yanı başına yatırdı.


O sırada Melik Muhammed birden uykudan uyandı ve baktı ki padişahın tahtının yanında yatıyor. Padişah şöyle dedi: Ey genç, sen her kim olursan ol, ama benim kızımı kurtardın ve o devin şerrini de benim ve halkımın başından bertaraf ettin. Padişah su sözleri söyler söylemez, kızı da uyandı ve dün gece yaşananları babasına anlattı. Padişah Melik Muhammed'in mertliğini ve yiğitliğini öğrenince şöyle dedi: Ey genç, şimdi benim kızımı eşin olarak kabul edeceksin. Ben ikinizi evlendiririm.
Melik Muhammed de kabul etti, ardından padişah emretti kentte yedi gece gündüz düğün şenliği düzenlendi. Yedinci gece padişah kızı ile Melik Muhammed'in nikahını kıydırdı.


Gece olunca Melik Muhammed kıza şöyle dedi: Bak, benim gitmem gerekin uzun bir yolum var. Bu yol çok tehlikeli. Eğer gider ve dönersem, sen benim eşimsin ve eğer dönmezsem başkası ile evlenebilirsin.
Kız Melik Muhammed'in mertliğini takdir etti. O gece geçti ve sabah oldu. Güneş doğunca Melik Muhammed padişahın veziri yakınlarda bir kenti olduğunu duymuştu ve bu yüzden kralın yanına gitti ve şöyle dedi: Ey padişahım, bugün gidip vezirin kentini gezmek istiyorum. Padişah emretti, vezirin kentini hazırlattı. Melik Muhammed ve sarayın bazı büyükleri vezirin kentine doğru yola çıktı.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile