Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 02 Ağustos 2015 10:11

İran masalları ve efsaneleri - 87

İran masalları ve efsaneleri - 87

Geçen bölümlerde halk masallarının bir çeşidi olan mitoloji masallarından söz ettik ve dedik ki mitolojiler ilkel insanların dini inançlarıydı ve bu yüzden beşeri toplumların kültürünün önemli bir unsuru haline geldi.
Yine geçen bölümde büyüyü tanımladık ve büyücülerin genellikle Müslümanlarla karşı karşıya geldiğini ve ayrıca olağanüstü işler yaptığını ve doğaya müdahalede bulunduklarını veya türlü hayvanların ve canavarların kılığına girdiğini anlattık.


Halk masallarında mitolojik öykülerin en aktif ve en seçkin karakterlerinden biri de devlerdir. Mitolojik öykülerde şer ve kötü şeyler genellikle devlerle simgelenir. Devler hile, yoksulluk, kıtlık, kuraklık ve zulüm gibi olumsuz özellikleri temsil eder. İran mitolojilerinde ise devler genellikle şeytani ve Allah karşıtı mahluklardır. İranlı büyük şair Firdevsi de ebedi eseri Şahname'de devlerden kötü ve Allah karşıtı mahluklar şeklinde söz ediyor.
Devlerin mitolojilerde bir takım özellikleri ve işlevleri söz konusudur ve bunlar bazı mitolojik halk masallarına da yansımıştır.


Devler ve şer mahluklar aslında insanların hayal gücünün ürünüdür. Devlerin hem insani ve hem insani olmayan sıfatları söz konusudur. Devlerin insani olmayan sıfatları genellikle insanları imkansız arzu ve hayallerini yansıtır ve bazen o kadar tuhaftır ki bazen onları kaçınılmaz olarak doğa ötesi güçler olarak tanımlarız.
Devlerin insani olmayan en bariz özelliği toprak dışı mahiyetleridir. Devler genellikle ateşten, havadan veya sudan yaratılmıştır ve farklı özellikleri sayesinde bir anda istedikleri yere gidebilir, ya da bir bitkiye, bir hayvana veya bir insana dönüşür. Devler çok hızlıdır ve her an gözden kaybolabilir ya da istedikleri dilde konuşabilir. Devler genellikle sırları, kaderleri, gizli hazinelerin yerini veya geleceği bilir. Bu tür özelliklerin ve insan ötesi sıfatların sayesinde devler istedikleri herkese yardım edebilir veya zarar verebilir. Devler bu tür yetenekleri yüzünden doğa üstü sıfatını kazanmıştır.


Doğa üstü mahluklar her toplumda halk kültürünün bir parçası sayılır ve geçmiş toplumların dünya görüşünde, inanç ve kanaatlerinde ve ayinlerinde yer alır. Günümüzde insanların doğa üstü mahluklara yönelik inancı yavaş yavaş yok olmuş veya başka şekillere dönüşmüştür.

Mitoloji masalları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz.


Geçen bölümde kel kara Memoş adında bir kel oğlanın yaşlı annesiyle yaşadığını anlattık ve dedik ki bir gün kara Memoş babasından miras kalan tüfeği ile ava çıktı ve bir yanından ışık saçan ve bir yanından da davul zurna sesi çıkaran bir hayvanı avladı. Padişah kara Memoş'u saraya çağırdı ve avını elinden aldı ve ödül olarak da vezirinden mevkiini ona vermesini istedi. Vezir mevkiini kaybetmek istemedi ve bu yüzden şapka baba adını verdiği sihirli şapkasından yardım istedi, o da kara Memoş'tan padişaha kırk kısrağın sütünü getirmesini istemesini söyledi.
Kel kara Memoş bu işi başardı, bu kez vezir kara Memoş'un gidip ejderhayı öldürmesini istedi. Kara Memoş yine bunu başardı, fakat vezir yine komşu ülkenin padişahının kızını getirme şartını ileri sürdü. Kel kara Memoş kızı getirmeye çıktığı yolculuğunun devamında deniz suyunu bir yudumda içen birine rastladı ve onu da yanına alarak yoluna devam etti.

Kel kara Memoş yolun devamında boynuna bir kaç değirmen taşı atan ve döndüren ve önüne çıkan her şeyi yıkan birine rastladı. Kara Memoş şöyle dedi: Şu aptal adama bakın. Değirmen taşını döndüren adam şöyle karşılık verdi: aptal sensin ki benim bu taşlarımı göremiyorsun, ama ilk avında bir yanından nur saçan ve öbür yanından davul zurna sesi yükselen bir hayvanı avlayan kel kara Memoş'u görebiliyorsun! Yazık, şu kel kara Memoş'un nerede olduğunu bilmiyorum, yoksa gider, ömrümün sonuna kadar onun kul kölesi olurdum.
Denizi kurutan adam şöyle dedi: Bu adam kel kara Memoş'un ta kendisi. Değirmen taşını döndüren adam şaşırarak sordu: Sahi mi söylüyorsun? Denizi kurutan şöyle dedi: neden yalan söyleyeyim ki? Bu adam ta kendisi.
Değirmen taşını döndüren adam da kara Memoş'un kölesi oldu ve birlikte yola devam ettiler.


Kel kara Memoş ve arkadaşları yola devam ettiler. Yolda giderken elindeki sapanı ile büyük kayaları sağa sola fırlatan bir adama rastladılar. Kel kara Memoş şöyle dedi: bana bak deli adam, dur bakalım, nedir bu yaptığın? Bu ne biçim sapan kullanmaktır? Sapancı durdu ve şöyle dedi: asıl deli sensin ki benim sapanımı göremiyorsun ama ilk avında bir yanından nur saçan ve öbür yanından davul zurna sesi yükselen bir hayvanı avlayan kel kara Memoş'u görebiliyorsun! Yazık, şu kel kara Memoş'un nerede olduğunu bilmiyorum, yoksa gider, ömrümün sonuna kadar onun kul kölesi olurdum.
Deniz kurutan ve değirmen taşını döndüren birlikte şöyle dediler: bu gördüğün adam kel kara Memoş'un ta kendisi. Sapancı şöyle dedi: Allah aşkına doğru mu söylersiniz? İki adam, evet diye karşılık verdiler. Böylece sapancı da kel kara Memoş'un kölesi oldu ve birlikte yola devam ettiler.


Kel kara Memoş ve arkadaşları yolda giderken hiç bir şeyi insana benzemeyen ve bir kulağını altına sererek üzerinde yatan ve öteki kulağını da üzerine örten birine rastladılar. Kel kara Memoş şöyle dedi: Yahu bu ne biçim kulaktır ki birini altına yatak öbürünü da üstüne yorgan etmiş, yatıyorsun? Yorgan kulak şöyle dedi: sen nasıl benim hem yatağım hem yorganım hem de kırk fersahtan her sesi duyabilen kulaklarımı göremiyorsun ama ilk avında bir yanından nur saçan ve öbür yanından davul zurna sesi yükselen bir hayvanı avlayan kel kara Memoş'u görebiliyorsun! Yazık, şu kel kara Memoş'un nerede olduğunu bilmiyorum, yoksa gider, ömrümün sonuna kadar onun kul kölesi olurdum.
Deniz kurutan ve değirmen taşını döndüren ve sapancı birlikte şöyle dediler: bu gördüğün adam kel kara Memoş'un ta kendisi. Yorgan kulak şöyle dedi: Allah aşkına doğru mu söylersiniz? Her üç adam, evet diye karşılık verdiler. Böylece yorgan kulak da kel kara Memoş'un kölesi oldu ve birlikte yola devam etti.


Kel kara Memoş ve arkadaşları yola devam ettiler ve sonunda komşu ülkeye vardılar, ancak padişahın sarayına vardıklarında tüm kapıların kapalı olduğunu ve sarayın etrafında çok sayıda askerin nöbet tuttuğunu ve hiç kimse onların izni olmadan içeri giremediğini fark ettiler.
Sapancı bunlar da kim, diye sordu. Kel kara Memoş şöyle dedi: bunlar komşu ülkenin padişahının askerleri ve birini tanımadan içeri girmesine izin vermiyorlar. Sapancı şöyle dedi: nasıl bizi içeri almazlar? Bu sözün üzerine sapancı elini uzattı ve tüm askerleri topladı ve sapanına koydu ve hepsini çok uzaklara fırlattı. O sırada padişah sarayında oturmuş eşrafla sohbet ediyordu ki birden askerlerini havada sağa sola uçarken gördü.


Komşu ülkenin padişahı henüz gördüklerinin şaşkınlığını üzerinden atmamıştı ki haber geldi: Ey padişah, ne oturursun ki hiç bir şeyleri insana benzemeyen beş kişi kapıya gelmiş ve padişahın kızını götürmek istediklerini söylüyorlar.
Padişah emretti: hemen gidin onları getirin. Bakalım hangi cesaretle bu sözleri söyleyebiliyorlar.
Değirmen taşını döndüren adam önden hareket etti ve yolunda ne kadar duvar varsı yıkmaya başladı, ötekiler de peşinden gitti ve sonunda padişahın yanına vardılar. Bu manzarayı gören padişah hayretler içinde kaldı ve şöyle dedi: bugün gidin dinlenin, yarın gelin, kızımı o zaman size vereceğim.
Kel kara Memoş ve adamları gitti. Padişah hemen vezirini çağırdı ve şöyle dedi: Ey vezir biz bu tuhaf canavarların üstesinden gelemeyiz. Çabuk kızım elden gitmeden bir çare bul. Vezir şöyle dedi: bunlarla çatışamayız. Bu yüzden bir numara yapmalıyız. Padişah nasıl bir numara, diye sordu. Vezir şöyle dedi: emret adamların yarın sabah sokaklarda herkesi saraya senin ziyafetine çağırsın. Ardından aşçıbaşına da kırk kazan pilav yapmasını ve kırkıncı kazana zehir koymasını ve bu beş kişiye de zehirli pilavı vermesini söyleriz.015

 

Benzer Öğeler (etikete göre)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile