Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 20 Temmuz 2015 21:14

İran masalları ve efsaneleri - 86

İran masalları ve efsaneleri - 86

Geçen bölümlerde halk masallarının bir çeşidi olan mitoloji masallarından söz ettik ve dedik ki mitolojiler ilkel insanların dini inançlarıydı ve bu yüzden beşeri toplumların kültürünün önemli bir unsuru haline geldi.
Yine geçen bölümde büyüyü tanımladık ve dedik ki Büyü bazı kelimelerin yüksek sesle veya şiir ve şarkı biçimde okunmasından kaynaklanan bir güçtür ve halk masallarında büyücüler genellikle Müslümanlarla karşı karşıya gelir ve ayrıca olağanüstü işler yapar ve doğaya müdahalede bulunur veya türlü hayvanların ve canavarların kılığına girer.


Mitolojik masalların büyücülerinin bir başka yetenekleri tılsım kullanmalarıdır. Bir çok halk masallarında masal kahramanının geride bırakması gereken en önemli sınavlardan biri, büyücünün tılsımını kırmaktır. Bin bir gece masalları adlı kitapta bir masalda büyücü bir kadın kocasına büyü yapar ve vücudunun yarısını taşa çevirir ve ardından bir büyü okuyarak ve üzerine su serperek tılsımı kırar.
Bir başka masalda bir adada yer alan bir tılsımdan söz edilir. Bu tılsım oradan geçen gemileri yok eder.


Büyülü ada masalında şöyle deniliyor:... Bu dağın düz olmayan bir zirvesi var, üzerinde ise bronzdan bir kubbe dört bronz sütun üzerinde duruyor ve kubbenin üzerinde de aynı metalden bir at heykeli duruyor. Atın üzerinde bir adam oturuyor, adamın göğsünde kalaydan bir levha var, üzerinde büyü harfleri yazılı. Halk arasında bu heykel gemileri yok ettiği inancı var ve bu felaketten tek kurtuluş yolu da heykeli kubbenin üzerinden devirmektir.


Fars edebiyatının ayyarlarla ilgili en önemli eseri olan Semek-i Ayyar adlı kitapta büyüce Şervane, bir yüzüğe yerleştirdiği tılsımla padişahın kızı Mah Peri'yi büyülemiş ve evlenmesine mani oluyor. Masalın bir bölümünde şu ifadeler yer alıyor:... O zaman mum istedi ve mumla yüzüğün taşı üzerindeki deseni kaldırdı, ağaçlı bir tılsım ortaya çıktı, kimse bu tılsımı kıramadı.
Yine bir başka öyküde devler masalın kızını tılsımla esir alıyor ve öykünün kahramanı çeşitli aşamaları geriden bırakarak devleri yok ediyor ve sonunda tılsımı kırıyor.


Mitoloji masalları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz.


Geçen bölümde kel kara Memoş adında bir kel oğlanın yaşlı annesiyle yaşadığını anlattık ve dedik ki bir gün kara Memoş babasından miras kalan tüfeği ile ava çıktı ve bir yanından ışık saçan ve bir yanından da davul zurna sesi çıkaran bir hayvanı avladı. Padişah kara Memoş'u saraya çağırdı ve avını elinden aldı ve ödül olarak da vezirinden mevkiini ona vermesini istedi. Vezir mevkiini kaybetmek istemedi ve bu yüzden şapka baba adını verdiği sihirli şapkasından yardım istedi, o da kara Memoş'tan padişaha kırk kısrağın sütünü getirmesini istemesini söyledi.
Kel kara Memoş bu işi başardı, bu kez vezir kara Memoş'un gidip ejderhayı öldürmesini istedi. Kara Memoş yine yola çıktı ve en son uyuyan ejderhanın başındayken sizlere veda etmiştik.

Kel kara Memoş yine annesinin yardımlarıyla ejderhayı tam da uyurken bulmuştu. Kara Memoş annesinin anlattığı gibi ejderhanın tam alnının ortasını nişan aldı ve okunu fırlattı. Ejderha korkunç bir nara attı ve can vermeden önce dağları taşları titretti.
Artık kimse kel kara Memoş'un ejderhanın devası leşini nasıl kente kadar getirdiğini bilemedi. Kara Memoş leşi sarayın önüne attı ve şöyle dedi: Ey padişah al, düşmanın bu hale geldi. Padişah ejderhanın leşine baktı ve vezire şöyle dedi: Ey vezir artık mazeret uydurmaya mahal bırakmadı şu kel oğlan, onu eli boş geri çeviremeyiz. Hadi çabuk yerini ona ver. Vezir yine hilesi fayda etmediğini anladı ve yine padişahtan süre istedi ve yarın mevkiini kayıtsız şartsız kara Memoş'a vereceğini söyledi.

Vezire yine üzgün üzgün evine döndü ve gece yine şapka babayı çıkardı ve karşısına aldıktan sonra şöyle dedi: Ey şapka baba, canım sana feda, şu kel kafalı oğlan yine başımı derde soktu ve beni onun bunun önünde rezil etti. Şimdiye kadar ne söylediysen nafile, hiç fayda etmedi. Bu kez bana öyle bir yol göster ki şu çapulcu kel kara Memoş vezirlik mevkiimi elimden almasın. Yahu şu kel nere, padişahın vezire olmak nere? Çabuk söyle ne yapayım, üzüntümden çatlayacağım yoksa.
Şapka baba konuşmaya başladı: ey büyük vezir sen hiç merak etme, bunun çaresi su içmekten kolay. Yarın git padişah de ki kara Memoş'u göndersin, komşu ülkenin padişahının kızını getirsin. Ey vezir, bil ki bu iş herkesin işi değildir. Eğer bir kelin yerine bin kel komşu ülkenin padişahının kızını getirmeye gitse biri sağ geri dönmez.
Vezir yine sevindi, şapka babayı öptü ve rahat bir nefes aldı.


Ertesi gün sabah erkenden vezire yine padişahın sarayında soluğunu aldı ve şöyle arz etti: Efendimiz dün gece bir rüya gördüm. Padişah vezire, yine ne rüya gördün bakayım, diye sordu. Vezir şöyle dedi: rüyamda kara Memoş gitmiş komşu ülkenin padişahının kızını getirmiş. Efendimiz eğer onu bu göreve gönderirseniz rüyam tabir olur. Sizin için bundan daha iyi bir fırsat olamaz. Padişah şöyle dedi: yahu vezir, sen aklını mı kaçırdın? Sen de bilirsin, bizim ordumuzun tümü komşu ülkenin padişahının üstesinden gelmedi, şimdi sen şu kel oğlanı tek başına mı komşu ülkenin padişahı ile savaşa göndermemi istiyorsun? Vezir şöyle dedi: padişahım çok yaşa, hayatının ilk avında bir yanından ışık saçan ve öbür yanından davul zurna sesi gelen bir hayvanı avlayan, ardından gidip kırk kısrağı yakalayıp getiren, o korkunç ejderhayı öldüren biri bu işi de yapabilir. Bu iş kara Memoş için su içmekten daha kolaydır. Padişah şöyle dedi: ciddi mi söylüyorsun? Vezir de şöye karşılık verdi: canım sana feda, ben şimdiye kadar hiç bu kadar ciddi olmamıştım.


Kel kara Memoş evinde daha yeni yeni uykudan uyanmıştı ki kapı çalındı. Annesi oğluna seslendi: oğlum, hadi kalk kapıya bak. Bakalım bu kez başına ne iş açacaklar. Kara Memoş şöyle dedi: Malum, padişah yine beni çağırmış.
Kel kara Memoş giyindi ve padişahın sarayına gitti ve geri döndü ve annesine şöyle anlattı: anne, mendilimi ekmeğimi hazırla, yine gitmeliyim. Bu kez padişah, gidip komşu ülkenin padişahının kızını getirmemi emretti.
Yaşlı anne şöyle dedi: oğlum gel de bu sevdadan vaz geç. Vezir seni yok etmek istiyor. Senden önce nice pehlivanlar ve yiğitler gitti, ancak komşu ülkenin padişahının kızını getiremedi, şimdi sen tek başına gidip padişahla savaşıp kızını getirebileceğini mi zannediyorsun?
Kel kara Memoş şöyle dedi: bak anne, artık bu sözlerin sırası değil, ben bu yoldan başımı versem yine dönmem. Bunun yerine eğer bir bildiğin varsa anlat bana.


Kel kara Memoş'un annesi bu kez şöyle dedi: oğlum, ben komşu ülkeden ve padişahından anlamam, şimdi sen kendi başının çaresine bakmalısın. Git bak, nasıl bu işi becereceksin?
Kel kara Memoş ekmeğini koyduğu mendiline beline bağladı, pabuçlarını giydi ve yine evden çıkıp yola koyuldu. Kara Memoş rüzgar gibi dereleri aştı, sel gibi tepelerden aktı, ta ki deniz kenarına vardı. Deniz kenarında hiç bir şeyi insanoğluna benzemeyen ve kafasını denize sokup su içen birine rastladı, hem de ne içmek, her yudumunda deniz bir buçuk karış alçalıyordu.
Kel kara Memoş bu duruma şaştı kaldı ve kendi kendine: yahu bu ne biçim su içmekmiş? Dedi.


Denizin kenarındaki adamın adı "Deniz kurutan"dı. Adam kel kara Memoş'a döndü ve şöyle dedi: ne o? Benim su içmemi göremiyor musun? Ama ilk avında bir yanından nur saçan ve öbür yanından davul zurna sesi yükselen bir hayvanı avlayan kel kara Memoş'u görebiliyorsun! Yazık, şu kel kara Memoş'un nerede olduğunu bilmiyorum, yoksa gider, ömrümün sonuna kadar onun kul kölesi olurdum.
Kel kara Memoş güldü ve şöyle dedi: Hadi kalk, kel kara Memoş benim. Deniz kurutan şaşırdı ve sordu: sahi mi söylüyorsun? Kara Memoş: tabi niye yalan söyleyeyim, dedi.
Bu sözün üzerine deniz kurutan kel kara Memoş'un kölesi oldu ve birlikte yola devam ettiler.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile