Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 19 Temmuz 2015 17:59

İran masalları ve efsaneleri - 85

İran masalları ve efsaneleri - 85

Geçen bölümlerde halk masallarının bir çeşidi olan mitoloji masallarından söz ettik ve dedik ki mitolojiler ilkel insanların dini inançlarıydı ve bu yüzden beşeri toplumların kültürünün önemli bir unsuru haline geldi.
Yine geçen bölümde büyüyü tanımladık ve dedik ki Büyü bazı kelimelerin yüksek sesle veya şiir ve şarkı biçimde okunmasından kaynaklanan bir güçtür ve insan böylece Ruhani mahlukları üzerinde etki yapabilirken, bazı özel sözler ve hareketler de doğayı etkileyebilir. Halk masallarında büyücüler genellikle Müslümanlarla karşı karşıya gelir.


Büyücüler harikulade işleri yapabilir. Örneğin büyücüler uçabilir. İskendername adlı eserde şöyle deniliyor: Ehremen bir büyü yaptı ve ağaçlar yerden yükselerek göklere çıktı ve 7. Kata kadar yükseldi.
Yine büyücüler hava şartlarını değiştiriyor ve doğaya büyüleri ile müdahalede bulunabiliyor. Örneğin Kirmani'nin Samname adlı eserinde büyücü bir büyü okuyarak korkunç bir şimşek yaratıyor. İskendername adlı eserde bu tür özelliklere sık sık temas ediliyor.
Mercan bir büyücünün adıdır ve İslam ordusunu sıkıntıya düşürür. Eserde şöyle yazıyor: büyücü Mercan ayağa kalktı, leğenini ve süpürgesini aldı ve dağın zirvesine çıktı ve büyü yapmaya başlayarak odunlardan büyük bir ateş yaktı ve leğeni su ile doldurdu. Mercan süpürgeyi leğene batırıyor ve ateşin üzerine koyuyordu. Ateşten yükselen su buharı bulut oluyor ve göklere yükselerek şimşek, yıldırım ve gök gürültüsü oluyordu. Herkes soğuktan tir tir titriyordu.


Büyücülerin bir başka özelliği, kalıp değiştirmektir. Kalıp değiştirmekten maksat, büyücülerin doğa ötesi güçlerini kullanarak şekil değiştirmeleridir. Halk masallarında perilerden başka büyücüler de bu özellikten yararlanır. Büyücüler çeşitli şekillere dönüşebilir. Yine halk masallarında büyücüler kalıp değiştirmek için türlü hayvanlardan yararlanır. Bin bir gece masallarında bu yetenek daha çok göze çarpar. Yine ayyarlarla ilgili olan İskendername'de büyücülerin kılık değiştirmesine sık sık rastlanır. Örneğin Emir Arslan öyküsünde vezir ejderha kılığına girerek masalın kahramanının karşısına çıkar.

Geçen bölümde kel kara Memoş adında bir kel oğlanın yaşlı annesiyle yaşadığını anlattık ve dedik ki bir gün kara Memoş babasından miras kalan tüfeği ile ava çıktı ve bir yanından ışık saçan ve bir yanından da davul zurna sesi çıkaran bir hayvanı avladı. Padişah kara Memoş'u saraya çağırdı ve avını elinden aldı ve ödül olarak da vezirinden mevkiini ona vermesini istedi. Vezir mevkiini kaybetmek istemedi ve bu yüzden şapka baba adını verdiği sihirli şapkasından yardım istedi, o da kara Memoş'tan padişaha kırk kısrağın sütünü getirmesini istemesini söyledi.
Kel kara Memoş bu işi başardı, bu kez vezir mevkiini kaybetmemek için şapka babadan yardım istedi, o da kara Memoş'un gidip ejderhayı öldürmesini istemesini söyledi.


Ertesi gün vezir sabah erkenden padişahın sarayına gitti. Veziri gören padişah sordu: ne oldu vezir? Vezir şöyle dedi: Efendimiz, dün gece bir rüya gördüm. Padişah da hayırdır inşallah dedi. Vezir anlattı: efendimiz, rüyamda kara Memoş'u gördüm, gitti ejderhayı öldürdü ve sağ salim geri döndü. Padişah güldü ve şöyle dedi: bu ne söz vezir? Sen bilirsin bizim ordumuzun yarısı ejderha ile savaşta öldü, ama ejderhanın kılı bile kıpırdamadı. Şimdi sen şu kel oğlanı tek başına ejderha ile savaşa mı göndermemi söylüyorsun? Vezir şöyle dedi: padişahım çok yaşa, hayatının ilk avında bir yanından ışık saçan ve öbür yanından davul zurna sesi gelen bir hayvanı avlayan, ardından gidip kırk kısrağı yakalayıp getiren biri bu işi de yapabilir.
Padişah baktı ki vezir pek de saçma söylemiyor, bu yüzden emretti kara Memoş'u getirdiler. Padişah şöyle dedi: bak seni vezirim yapacağım, ama gidip şu ejderhanın şerrini bertaraf etmeli ve onu ölü veya diri bize getirmelisin. Kara Memoş kendi kendine, yahu bu padişah da beni öldürmeden kel kafamdan el çekmeyecek galiba, dedi.


Kel Kara Memoş eve döndü ve annesine şöyle dedi: anne, kalk mendilime ekmek sar, yine gitmeliyim. Yaşlı kadın sordu: yine neler hayal etmeye başladılar? Kel oğlan cevap verdi: padişah benden ölü veya diri, ejderhayı getirmemi istiyor. Yaşlı kadın şöyle dedi: oğlum, gel de inat etme, bu işin sonu hayır değil, ejderha bir anda padişahın ordusunu yuttu, bir tek kişi de ağzının içinden sağ salim kurtulmadı. Bu canavarı öldürmek herkesin işi değil, vezir seni yok etmek istiyor. Ancak kara Memoş şöyle dedi: hayır anne, mutlaka gitmeliyim, bu yolda başım gitse bile dönmem. Sen bu sözlerin yerine bana bildiği bir şey varsa öğret.


Kara Memoş'un yaşlı annesi şöyle dedi: Madem bana kulak vermiyor ve gitmek istiyorsun, o zaman iyice dinle de sana bu işin yolunu anlatayım. Ejderhanın boyu yaklaşık bin metredir ve derin bir derenin dibinde yatar. Yolda giderken bir dağa varırsın, dağı tırman, zirveye vardığında orada hiç bir şey yerinde durmadığını görürsün, kuşundan sürüngeninden, otlayan hayvanından yırtıcı hayvanına kadar ve yine tozundan toprağından çalı çırpısına kadar her şey hızla dereye doğru yuvarlanır. Sakın sen de dereye ayak basma, çünkü hemen içine doğru çekilir ve doğruca ejderhanın ağzına girer ve kıyamet gününe dek de oradan çıkamazsın. Sen orada saklan ve ejderhanın uyumasını ve her şeyin sakinleşmesini bekledi. Ne zaman ki kuşlar uçmaya başlayınca ve taşlar yerinde durunca o zaman yola çık ve dereye in. Derenin dibine indiğinde ejderhayı uykuda ve horlar halde bulursun. İşte o zaman onu öldürebilirsin. Ama yine söylüyorum, sakın ejderha uyanıkken dereye inme ki, eğer bin canın bile olsa birini bile kurtaramazsın.


Kel kara Memoş annesine söz verdi ve ardından içinde ekmeği olan mendilini beline bağladı ve pabuçların giyerek yola koyuldu. Kara Memoş rüzgar hızıyla yoluna devam etti, ta ki büyük bir dağa vardı. Kara Memoş bir an bile beklemeden dağa tırmandı ve zirvesine çıktı. Oraya vardığında annesinin anlattığı gibi her şey derenin dibine yuvarlandığını fark etti. Kara Memoş bu durumdan ejderhanın uyanık olduğunu ve her şeyi kendine çekerek yuttuğunu anladı. Bu yüzden hemen bir köşeye sığındı ve beklemeye başladı. Ortalık sakinleşince kara Kel Memoş dereden inmeye başladı. Derenin dibine vardığında, dillerin heybetini anlatmaktan aciz olan bir ejderha ile karşılaştı. Ejderha yan yatmış, dereyi baştan başa doldurmuş horlayarak uyuyordu.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile