Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Çarşamba, 24 Haziran 2015 09:53

İran Masalları ve Efsaneleri - 84

İran Masalları ve Efsaneleri - 84

Geçen bölümde halk masallarının bir çeşidi olan mitoloji masallarından söz ettik ve dedik ki mitolojiler ilkel insanların dini inançlarıydı. Bu yüzden beşeri toplumların kültürünün önemli bir unsuru haline geldi.
Yine dedik ki aslında mitoloji bir nevi eski insanların varlıkla ilgili bir nevi yorumudur ve insanın kendini ve sonuçta onu yaratanı tanıma çabası sayılır. Buna göre de mitolojiden varlığın kutsal başlangıcında yaşanan kutsal rivayet şeklinde de söz edilir. Mitolojilerin dini ve mezhebi boyutları çoktur. Gerçi halk masalları ve mitolojileri bazı açılardan birbirinden farklı şeylerdir, fakat bu konuda biraz derin düşünüldüğünde mitolojilerin halk masallarını etkilediği anlaşılır. Bu arada büyü ve büyücülük de mitolojilerin en seçkin unsurlarından biridir ve halk masallarının yapısında önemli bir yeri vardır.
Halk masalları uzmanları büyüyü şöyle tanımlıyor: Büyü bazı kelimelerin yüksek sesle veya şiir ve şarkı biçimde okunmasından kaynaklanan bir güçtür. İnsan böylece Ruhani mahlûkların üzerinde etki yapabilirken, bazı özel sözler ve hareketler de doğayı etkileyebilir.


Büyü ve büyücülük halk masallarında sık sık olumsuz bir güç olarak karşımıza çıkar ve büyücülerin varlığı her zaman masal kahramanının korku ve nefretine vesile olur. Ayyarlarla ilgili eserlerden biri olan İskendername adlı eserde ayyarlığı ve kurnazlığı ile her zaman hakkın batıla galip gelmesine vesile olan Mehter Nesin, büyücülerin yer aldığı bir göreve çıkmaktan kaçınır.
Halk masallarında büyücüler genellikle Müslümanlarla karşı karşıya gelir. Örneğin Nakibulmülk'ın yazdığı Emir Arslan öyküsünde usta bir büyücü olan Kamer vezir, Müslüman olan Şems vezir'in karşısında yer alır. Bin bir gece masalları adlı eserde de ateşe tapan büyücülerin kentinde Müslümanlar kurbanlık olarak hapse atılır. Bu düşünce İranlıların kültüründe sihir ve büyünün reddedildiğinin işaretidir.

Mitoloji masalları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz.


Geçen bölümde kel kara Memoş adında bir keloğlanın yaşlı annesiyle yaşadığını anlattık ve dedik ki bir gün kara Memoş babasından miras kalan tüfegi ile ava çıktı ve bir yanından ışık saçan ve bir yanından da davul zurna sesi çıkaran bir hayvanı avladı. Padişah kara Memoş'u saraya çağırdı ve avını elinden aldı ve ödül olarak da vezirinden mevkiini ona vermesini istedi. Vezir mevkiini kaybetmek istemedi ve bu yüzden şapka baba adını verdiği sihirli şapkasından yardım istedi, o da kara Memoş'tan padişaha kırk kısrağın sütünü getirmesini istemesini söyledi. Vezir de ertesi sabah padişahın yanına gitti ve bir rüya gördüğünü ve rüyasının tabir olması için kara Memoş'un kırk kısrağın sütünü getirmesi gerektiğini anlattı.

Padişah vezirin sözlerini duyunca gülmeye başladı ve şöyle dedi: Ey vezir, sen de bilirsin, kırk kısrağın sütünü getirmek için bizim ordumuzun yarısı helak oldu, sonunda da elimize hiç bir şey geçmedi. Şimdi şu keloğlan tek başına nasıl bunu yapabilir?
Vezir şöyle dedi: Hayatının ilk avında böylesine bir hayvanı avlayabilen biri için bu iş asla zor olmasa gerek.
Padişah baktı ki vezir pek de saçma konuşmuyor. Bu yüzden emretti kara Memoş'u getirdiler. Kel kara Memoş gelince şöyle dedi: Padişahım çok yaşa, siz neden zahmet ettiniz, neden bahşiş vermek için niye bu kadar acele ediyorsunuz, ben kendim bizzat huzurunuza gelirdim?
Padişah şöyle dedi: Bahşişin yerinde duruyor ama bahşişini almadan önce gidip kırk kısrağın sütünü bana getirmelisin.
Kel kara Memoş kendi kendine yakındı: Yahu sen kırk kısrağın ne demek olduğunu bilir misin hiç? Niye beni onun peşinden gönderiyorsun ki?
Kara Memoş bunları kendi kendine söyledi, ama yüzüne getirmedi ve padişaha: Başüstüne, hemen şimdi yola çıkarım, dedi.


Kel kara Memoş hemen eve döndü ve annesine şöyle dedi: Anne, kalk bana mendile bir parça ekmek koy, çünkü yola çıkmalıyım. Yaşlı anne oğluna nereye gideceğini sordu. Oğlu şöyle dedi: Padişah emretti, gidip kırk kısrağın sütünü getirmeliyim. Yaşlı anne şöyle dedi: Oğlum, seni yok etmek istiyorlar. Şimdiye kadar birçok pehlivan bu işe heveslendi, ama hepsi bu yolda canından oldu. Şimdi sen nasıl cesaret edip kırk kısrağın sütünü getireceksin?
Kel kara Memoş şöyle dedi: Bak anne, başka çarem yok, eğer bu yolda ölsem bile, buna mecburum. Yaşlı anne bunun üzerine şöyle dedi: Madem mecburum diyorsun ve sözüm söz diyorsun, git ve padişaha de ki sana kırk tulum şarap, kırk kese kireçe kırk kese pamuk versin. Bunları al gel, sana ne yapacağını anlatayım.


Kel kara Memoş padişahın yanına gitti ve annesinin söylediklerini aldıktan sonra tekrar annesine döndü. Yaşlı kadın şöyle anlattı:
Bak oğlum şarabı, kireci ve pamuğu al ve yola çık, o kadar git ki denize varasın. Denizin kenarına vardığında kireç ve pamukla büyük bir havuz yap ve içini de şarapla doldur, daha sonra da havuzun yakınında bir çukur kaz ve içinde saklan. Kısa bir süre gökyüzünün karardığını ve naralar attığını görürsün. O sırada deniz de dalgalanır ve suyu ikiye bölünür ve içinden dağ kadar büyük bir kısrak suyun ortasından atlayıp karaya çıkar, ardından da her biri dağ kadar büyük 39 tay denizden çıkar ve hepsi denizin kenarındaki otlakta otlanmaya başlar ve susadıklarında da su içmek için geri dönerler. Dikkat et ki seni görmesinler, yoksa halin duman olur. Kırk kısrak şarap havuzunun başına gelir ve onu koklar ve sonra tekrar dönerler ve yine susadıklarında gelir ve yeniden şarabı koklar ve tekrar dönerler. Fakat üçüncü kez iyice susadıklarında ve artık dayanamadıklarından gelip şaraptan doyasıya içerler. O sırada sen çok çevik bir şekilde atlamalı ve büyük kısrağa binmelisin. Ardından da yumruğunu iyice sıkıp kısrağın alnının tam ortasına güçlü bir şekilde yumruğunu indirmelisin. Bundan sonra gönlün rahat olsun, çünkü büyük kısrak rüzgâr gibi koşar ve tayları da peşinden gelir.


Kel kara Memoş anasının verdiği ekmeği mendili ile beraber beline bağladı, pabucunu giydi ve yola çıktı. Kara Memoş rüzgâr gibi dağı dereyi aştı ve seller gibi tepelerden aktı, gitti gitti, ta ki deniz kenarına geldi. Kara Memoş annesinin söylediklerini bir bir yerine getirdi ve kırk kısrağın gelmesini bekledi. Kısa bir süre sonra gök karardı ve büyük kısrak ve tayları denizden çıktı ve otlanmaya başladı. Kısraklar anasının anlattığı gibi şaraptan içti. O sırada kel kara Memoş fırsatın uygun olduğunu anladı ve hemen saklandığı yerden zıplayarak büyük kısrağın üzerine atladı ve yumruğunu sıkarak alnına bir yumruk vurdu. Sarhoş kısrak korkunç bir sesle kişnedi ve adeta bir kuş gibi kanatlandı, 39 tayı da peşinden rüzgâr gibi koşmaya başladı. Kara Memoş ve kısraklar kente varınca kısrakları evinin bahçesine götürdü ve orada sütlerini sağdıktan sonra padişaha gönderdi.


Öte yandan ispiyoncu yaşlı kadın kel kara Memoş ve kırk kısrağı görünce hemen padişaha koştu ve şöyle dedi: Ey padişah, ne oturursun ki kara Memoş sadece kırk kısrağın sütünü değil, büyük kısrağı ve taylarını da getirmiş ve yıkıntı evinin bahçesine bırakmış.
Padişah kel Kara Memoş'u getirmelerini emretti. Kara Memoş gelince padişah sordu: Kırk kısrağı da getirdiğin doğru mu? Kel kara Memoş şöyle dedi: Evet padişahım, yine doru ispiyonculuk yapmışlar. Padişah şöyle dedi: Şimdi çabuk git ve onları bize getir. Kırk kısrak ancak padişahın ahırına yakışır.
Kel kara Memoş gitti ve kırk kısrağı getirdi ve padişahın ahırına bıraktı. Padişah vezire şöyle dedi: Ey vezir, artık yerini şu kel oğlana vermelisin. Vezir yine şöyle dedi: Efendimiz, bugün değil, yarın gelsin makamını teslim alsın.


Vezir apar topar saraydan ayrıldı, evine gitti ve gece vakti yine şapka babayı çıkardı ve karşısına aldıktan sonra şöyle dedi: Ey şapka baba, sen bilirsin ben vezirlik mevkiinden kopamam ve yerimi bedavadan şu her şeyden habersiz, hiç bir şeyi insana benzemeyen ve nereden çıktığı belli olmayan ve benim yerime geçmek isteyen keloğlana veremem. Söyle bana şapka baba, ondan nasıl kurtulabilirim.
Şapka baba baktı ki vezir kendini iyice kaybetmiş, şöyle dedi: Ey büyük vezir, sen merak etme, bunun çaresi su içmekten daha kolay. Yarın git ve padişaha de ki ancak bu keloğlan onun gününü karartan ve ordusunun yarısını yutan ejderhayı helak edebilir. Söyle ey padişah, sen bilirsin, hiç bir pehlivan şu keloğlandan başka o ejderhayla baş edemez, onu ejderhaya gönder.
Şapka baba şöyle devam etti: Ey vezir, sen bilirsin, hiç kimse bu ejderhanın elinden sağ kurtulamamıştır.
Bu sözlerin üzerine vezir rahat bir nefes aldı ve ertesi sabah yine padişahın sarayına gitti.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile