Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 15 Haziran 2015 21:08

İran masalları ve efsaneleri - 83

İran masalları ve efsaneleri - 83

Geçen bölümlerde peri masallarının kahramanlarının özel ve has özelliklerinden söz ettik. Bu masalların en önemli karakterlerinden biri perilerdir. Periler insanlara benzemek, şekil değiştirmek gibi yeteneklere sahiptir. Geçen bölümlerde perilerin cinsiyetinden ve genellikle dişi olduklarından ve ayrıca perilerin bir başka önemli özelliği huyları ve davranışları ve sihir ve büyü gücüne sahip olduğundan ve genellikle bahçelerde ve hatta kuyuların dibinde yaşadıklarından ve devlerle ilişkilerinden ve masal kahramanı onlara nasıl musallat olduğundan söz ettik. Yine en son bölümde Kur'an'ı Kerim'de Hz. Süleyman'ın cinlere musallat olması İran edebiyatında bir çok masala konu olduğunu anlattık.
Şimdi ise İran masalları ve efsaneleri başlıklı dizi sohbetimizde peri masallarını noktalamak ve yeni bir halk masal türünden söz etmek istiyoruz. Bu tarz aslında mitolojilerden beslenen ve muhtevası da mitolojik olan tarzdır.


Bundan önce halk masalları her milletin kültürünü ve tarihi ve etnik düşüncelerini temsil ettiğini ve halk kitlelerinin arzuları ve hayallerinden kaynaklandığını söyledik. Gerçekte bu masalların kaynağı, insanların ilk inançları ve ayinleridir. Mitolojiler de her milletin eski ve tarihi kültürünün bir parçasıdır. Bu yüzden halk masallarının bir temeli de mitolojilere dayanır. Mitolojik masalların her biri bir nevi belli bir kökten beslenirken, muhteva bakımından birbirinden farklıdır.
Her halükarda İran'ın halk masalları en eski masallardan en yenilerine kadar ve peri masallarından mertlik ve pehlivanlık temalı masallara kadar hepsi mitolojik inançlarla doludur.


Rusya'nın antropoloji uzmanı Vladimir Propp şöyle diyor: etnik inançlara ve gelenek ve görenekleri itibar kazandırmak, milletlerin folklorunun bir başka rolüdür ve bu önemli görevi özellikle mitolojiler üstlenir.
Mitolojiler ilkel insanların dini inançlarıdır. Bu yüzden mitolojiler beşeri kültürün yapısının önemli bir elemanı sayılır.
Bu yüzden önümüzdeki bir kaç bölümlük sohbetimizde halk masallarında mitolojik unsurları ve inançları gözden geçirmeye çalışacağız.
Aslında mitoloji bir nevi eski insanların varlıkla ilgili bir nevi yorumudur ve insanın kendini ve sonuçta onu yaratanı tanıma çabası sayılır. Buna göre de mitolojiden varlığın kutsal başlangıcında yaşanan kutsal rivayet şeklinde de söz edilir.


Mitolojiler dini ve mezhebi boyutları çoktur, çünkü insanın fıtri olan tanrı ve yaratan arayışının sonucunda şekillenen inançlar sayılır ve işte bu noktadan itibaren mitolojilerin dini mahiyeti oluşmaya başlar. Aslında mitolojileri diğer halk masallarından farklı kılan en belirgin nokta ve özellik de bunda yatmaktadır. Masallar daha çok ahlaki ve sosyal boyutları söz konusunda ve mitolojilere kıyasla daha az dini ve mezhebi inançlara bulaşır.


Gerçi halk masalları ve mitolojiler farklı yönleri söz konusudur, ama yine de ikisine de derin açıdan bakıldığında mitolojilerin halk masallarını etkilediği açıkça anlaşılır. Çünkü masallar halkın inançları temelinde şekillenir ve mitolojiler de insanların ilk inançları sayılır ve zamanla kültür alanında özel bir konum kazanmıştır.
Büyü ve büyücülük, tılsım, dev, canavarlar, hayvanlar, bitkiler ve dört temel unsur, yani su, hava, toprak ve ateş mitolojilerin en bariz bileşenleridir ve halk masallarının ortaya çıkmasında önemli rol ifa eder.


Mitoloji masalları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz.
Bugün yeni bir masala başlıyoruz. Masalımızın adı ise "Kel kara Memoş".

Bir varmış, bir yokmuş, Allah'tan başka hiç kimse yokmuş diye başlıyor masalımız. Çok eski zamanlarda bir kel oğlan vardı. Adı kara Memoş olan masalımızın kahramanı dünya malından varı yoku, sadece yaşlı annesiydi.
Bir gün kara Memoş yaşlı annesinden sordu: Anne, sahi rahmetli babam dünya malından bana hiç bir şey miras bırakmadı mı? Yaşlı anne şöyle dedi: Evet oğlum, bıraktı, şu duvardan asılı tüfek var ya, işte o.
Kel kara Memoş babasının tüfeğini aldı ve omuzuna attıktan sonra gece karanlığında avlanmak niyetiyle evden çıktı. Kara Memoş henüz evden fazla uzaklaşmamışken birden gözüne bir yanından ışık saçılan ve öbür yanından da davul zurna sesi yükselen bir hayvanla karşılaştı. Kel kara Memoş tüfeğini aldı hayvana doğru nişan aldı ve ateş etti. Kara Memoş hayvana doğru ilerledi ve onu yaraladığını fark etti. Kara Memoş kendi kendine şöyle dedi: Şimdilik bu av bize yeter de artar bile. Onu eve götürürüm, böylece hem ışığından yararlanır, hem davul zurnasını dinler zevki sefa sürdürürüm.


Kara kel Memoş hayvanı aldı, torbasına attı ve evin yolunu tuttu. Eve varınca kapıyı çaldı. Annesi kapıya geldi ve gecenin bu vaktin kim olduğunu sordu. Kel kara Memüş da: benim anne, kapıyı aç, dedi. Yaşlı anne bağırdı: neden hemen döndün? Gidip kendinle ekmek getirmediğin müddetçe sana kapıyı açmam. Kel kara Memoş da şöyle dedi: anne, eli boş dönmedim, öyle bir av vurdum ki dünya dünya olalı hiç bir padişah onun gibi bir avı avlamadı. Aç kapıyı, çünkü artık lamba ve fener yakmaktan da kurtulduk.
Yaşlı kadın kapıyı açtı ve oğlunun bir yanından ışık saçan bir yanından da davul zurna sesi yükselen bir hayvanı avladığını gördü. Kel kara Memoş avını sürükleye sürükleye evin içine getirdi ve odanın bir köşesine bıraktıktan sonra duvara yaslandı. Kel kara Memoş bir ayağını öbür ayağının üzerine attı ve tabiri caizse, kendini vurdum duymazlığa vurup dünyanın acı ve kederini düşünmemeye karar verdi, ancak birden kapı çalındı. Acaba kimdi gecenin bu vaktinde onların kapısını çalan?


Yaşlı bir kadın kel kara Memoş'u ve avladığı avı görmüş ve padişaha haber götürmüştü. Yaşlı kadın padişaha: Aman ne duruyorsun, kel kara Memoş bir tarafından ışık saçan, öbür tarafından da davul zurna sesi yükselen bir hayvanı avladı. Yazık, böyle bir havyan ancak senin gibi bir padişaha layık, oysa şu kel oğlanın eline düşmüş.
Bu haberin üzerine padişahın adamları kel kara Memoş'u yakaladıkları gibi padişahın huzuruna getirdi. Padişah sordu: acaba ilk avında ancak padişahların avlamasına layık olan bir hayvanı avladığın doğru mudur? Kel kara Memoş da şöyle dedi: Padişahım çok yaşa, doğru ispiyonculuk yapmışlar. Padişah şöyle dedi: O zaman çabuk git onu getir ve bana takdim et. Böylesine emsalsiz ve eşsiz bir av, senin yıkıntı kümesine layık olamaz.


Kel kara Memuş da elini gözüne götürdü ve şöyle dedi: Padişahım çok haklı, şimdi hemen gider ve o hayvanı size getiririm.
Bu sözlerin üzerine kara Memoş saraydan ayrıldı ve hızla evine gitti ve avladığı hayvanı padişaha getirdi. Padişah düşündü taşındı, kara Memoş'a nasıl bir bahşiş vereceği konusunda kafasına bir şey gelmedi. Sonunda vezirini hatırladı ve hemen yüksek sesle: tamam, şimdi buldum, dedi. Veziri sordu: padişahım çok yaşa, buyurun neyi buldunuz ki ben tekrar kaybolmasın diye göz kulak olayım. Padişah şöyle dedi: Ey vezir, hemen kalk, makamını kara Memoş'a ver. Bizim ona verecek başka bahşişimiz yoktur. Vezir şöyle dedi: padişahım çok yaşa, kara Memoş bugün değil, yarın gelsin, makamımı teslim alsın.


Padişahın vezirinin sihirli bir şapkası vardı. Vezir bu şapkaya "Şapka baba" adını takmıştı ve ne zaman bir sıkıntıya düşecek olursa gider ve şapka baba ile istişarede bulunur ve ondan sorununa çare bulmasını isterdi.
Vezir hemen saraydan ayrıldı ve o gece şapka babasını getirdi ve önüne koydu ve şöyle dedi: ey şapka baba, canım sana feda olsun. Bak, sen de görüyorsun nasıl bir derde düştüğümü. Anlayamadım şu kel kara Memoş da birden nereden çıkıverdi, şimdi de benim yerimi almak istiyor. Şimdi sen söyle, ben nasıl vezirlik makamını bırakır ve yerimi şu hiç bir şeyi adama benzemeyen her şeyden habersiz kel oğlana verebilirim?
Şapka baba konuşmaya başladı ve şöyle dedi: Ey büyük vezir, sen merak etme, bu işin çaresi su içmekten de daha kolay. Yarın sabah padişaha git ve de ki eğer şu kel kara Memoş'u iyice tanımak istiyorsa onu göndersin ve kırk kısrağın sütünü getirsin. Sen de iyi bilirsin, kim kırk kısrağın sütünün peşinden giderse, bir daha geri dönemez.


Şapka babanın bu sözleri üzerine vezir rahat bir nefes aldı. Ertesi sabah erkenden ve güneş doğmadan vezir padişahın huzuruna çıktı. Padişah sonra: yahu vezir, sabahın köründe ne işin var? Vezir şöyle dedi: padişahım çok yaşa, dün gece bir rüya gördüm, onu anlatmaya geldim. Padişah vezirin rüyasının ne olduğunu sordu. Vezir şöyle anlattı: efendimiz, rüyamda kel kara Memoş'un gidip size kırk kısrağın sütünü getirdiğini gördüm. Bu yüzden onu gönder ki rüyam da tabir olmuş olsun.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile