Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 01 Haziran 2015 07:49

İran masalları ve efsaneleri - 82

İran masalları ve efsaneleri - 82

Geçen bölümlerde peri masallarının kahramanlarının özel ve has özelliklerinden söz ettik. Bu masalların en önemli karakterlerinden biri perilerdir. Periler insanlara benzemek, şekil değiştirmek gibi yeteneklere sahiptir. Geçen bölümlerde perilerin cinsiyetinden ve genellikle dişi olduklarından ve ayrıca perilerin bir başka önemli özelliği huyları ve davranışları ve sihir ve büyü gücüne sahip olduğundan ve genellikle bahçelerde ve hatta kuyuların dibinde yaşadıklarından ve devlerle ilişkilerinden ve masal kahramanı onlara nasıl musallat olduğundan söz ettik.


Müslümanların kutsal kitabı Kur'an'ı Kerim'in Neml ve sebe suresinde Hz. Süleyman'ın bazıları peri tercüme ettikleri cinlere hakimiyetinden söz edilmiştir. Bu konu Fars edebiyatına da geniş ölçüde yansımış ve bazı şair ve yazarların yazdıkları şiir ve öykülerin konusu olmuş ve hatta Fars dilinin halk edebiyatını da etkilemiştir. Süleyman'ın mührü veya perilerin Hz. Süleyman'ın bahçesine girip çıktığı ile ilgili masallar bu iddianın ispatıdır.


Bir peri masalında şöyle deniliyor: Sihirli halı geldi ve Hz. Süleyman'ın kızının bahçesine indi. Kralın oğlu, bahçenin dört bir yanında devlerin nöbet tuttuğunu fark etti. Bahçenin ortasında üç taht vardı ve üç peri bu tahtların üzerinde oturuyordu.


Perilerin bir başka özelliği ölümsüz olmalarıdır. Periler masallarda ölmez ve sadece şekil değiştirir. Periler sürekli bir kılıktan bir başka kılığa girer. Örneğin periler bir bitkiye ya da bir hayvana veya bir inciye dönüşür, ama sonunda ilk kılığına geri döner.


Bazı peri masallarında perileri ele geçirmek ve onlara musallat olmak ancak özel bir yöntemle mümkündür ve eğer başka türlü hareket edilirse perilere ulaşmak mümkün olmadığı gibi bazen onları ele geçirmek isteyen kişi zarar görebilir ve hatta hayatını kaybedebilir.
Perileri ele geçirmek için genellikle onları saçlarından yakalamak ve bir yere bağlamak ve peri yemin etmedikçe onu bırakmamak gerekir. Bu özellik bir çok peri masalında anlatılmıştır. Örneğin bir masalda bu yönteme işaret ediliyor.


Dev sordu: Neden buraya geldin? Bana kırk metre saçlı kızın yerini göstermen için geldim. Dev şöyle dedi: Peki madem canından bezmişsin benim de sözüm yok. Biraz kuyruk yağı ve yedi tane çelik çivi alırsın ve falanca yoldan gidersin ta ki kırk metre saçlı kızın köşküne varırsın. Önce bir kedi karşına çıkar kuyruk yağı ona at. Sonra kırk basamağa ve bir boy aynasına varırsın. Sakın aynaya bakma, aynaya arkanı dön ve basamaklardan çık. Her basamakta bir peri uyuyordur. Sessizce basamakları tırman. Yedi çelik çiviyi yere çakarsın ve peri kızın saçını çivilere örersin. Sakın sağ eline yemin etmedikçe onu serbest bırakma.


Bir çok peri masalında yaşlı kadınlar veya devler öykünün kahramanına peri kızın yerine bulmasına ve ona nasıl musallat olması gerektiği konusunda yardımcı olur. Eğer hatırlayacak olursanız, beyaz kuş masalında kahramanımız kendisi de perilerden olan beyaz bir kuşun yardımı ile amacına ulaştı.


İran'da peri masallarında bir başka özellik, perilerin 40 sayısı ile ilişkileridir ki bu sayı İslam'da da özel yeri vardır. Dünyanın çeşitli yörelerinde sayıların özel yeri olduğuna ve sık sık kullandığına şahit oluyoruz. İran'ın peri masalları da bu kaideden müstesna değildir. İran'ın peri masallarında 3, 7 ve 40 sayıları çok yaygındır ve bu sayıların arasında en çok 40 sayısı perilerle ilgili olarak kullanılmıştır. Örneğin bir masalda şöyle okumaktayız:
Simurg şöyle dedi: perilerin kralının kızının 40 odası var, 40 dev de korumasıdır. Odaların anahtarını bir kedi taşır. Kedi köşkün duvarlarında dolaşır ve anahtarlar boynundadır. Eğer kediyi okla vurup köşkün dışına düşürebilirsen, anahtarları ele geçirebilirsin. Eğer 40 oda ve 40 devi geçebilirsen, dua et ki perilerin kralının kızı uykuda olsun.
40 sayısı İran masallarında hatta masalın adında da kullanılmıştır.

Geçen bölümlerde beyaz kuş öyküsüne başladık ve dedik ki bir kral vardı, bu kral evlat sahibi olamıyordu, ama daha sonra bir erkek evlat sahibi oldu. Kral oğlunun canını korumak için annesiyle beraber sarayın dışında yaşamalarını emretti. Öte yandan kralın veziri çok kötü kalpli biriydi ve sonunda kralı öldürdü ve kendisi tahta oturdu ve ardından kralın eşi ve oğlunun da öldürülmesini emretti. Vezirin adamları kralın eşini öldürdü, ama annesi onu dereye attığı oğlunu da öldü zannederek kendi haline bıraktı, fakat çocuk ölmedi ve büyüdü, ta ki bir gün, zalim vezirle mücadele etmek için arkadaşları ile dağa çıkan amcası onu buldu ve adını Şirzad koydu. Vezir ise Şirzad ve amcasını yok etmek için bir plan kurdu, ama sonunda Şirzad ve amcası savaşı kazandı ve Şirzad amcasını kral ilan etti.


Yine dedik ki Şirzad'ın iki amca oğlu onu kıskanıyordu ve bu yüzden amcası onlara şimdiye kadar gitmediği bir yerden görmediği bir şeyi getirmelerini söyledi. İki kardeşin getirdiği şeyler kralın daha önce gördüğü şeylerdi. Daha sonra Şirzad yola çıktı ve gittiği yerde yağsız yanan bir fener buldu, ama ikna olmadı ve fenerin ikinci benzerini bulmaya karar verdi ve yoluna devam etti. Şirzad sonunda gitti bir yerde ikinci feneri ve sahibini buldu. Fenerin sahibi ona devler kalesinden bir çift güvercin getirdiği takdirde feneri vereceğini söyledi.
Şirzad uzun bir maceranın sonunda beyaz bir devin kızını kaçırmak üzere yola çıktı ve kurtardı bir atla kızın yanına vardı ve onu da ele geçirip sağ salim kentine döndü ve tüm kazandıklarını kral amcasına gösterdi. Amcası da çok sevindi ve Şirzad'ın gerçek pehlivan olduğunu söyledi.

Kral daha sonra beyaz devin kızı ile Şirzad'ı evlendirdi ve kırk gün kırk gece düğün ve şenlik yapıldı. Gece vakti Şirzad odasına geçtiğinde beyaz kuş da onunla birlikte odaya girdi. Ancak Şirzad bu kez çok öfkelendi. Kral beyaz kuşu çağırdı ve neden böyle yaptığını sordu. Beyaz kuş şöyle dedi: Şirzad'dan sorun, acaba ben ona hiç kötülük ettim mi? Şirzad kaşlarını çattı ve öfke ile şöyle anlattı: Bu kuş fırtınadan kaçmama ve bir yerde saklanmama mani oldu. Yine altın dizginli atı ele geçirmemi engelledi. Dün gece de özel yaşamına girdi.


Bu sözlerin üzerine beyaz kuş derin bir nefes aldı ve şöyle anlattı: O fırtınada attan inmeni müsaade etmedim ve bir yere sığınmana engel oldum, çünkü o fırtına bu kızın babası beyaz devdi. Sen atın üzerinde oturduğun müddetçe sana bir şey yapamazdı. Fırtına senin attan inmeni bekliyordu, çünkü o zaman seni yok edebilirdi.
Beyaz kuş beyaz devin kızına döndü ve öyle değil mi? diye sordu. Kız da evet, doğru söylüyor dedi.
Beyaz kuş devam etti: eğer altın dizginli atı yakalamana mani olduysam, bunun sebebi de o at, bu kızın amcası olmasıydı. Eğer o atı ele geçirebilseydin seni yere vurur yok ederdi.
Beyaz kuş tekrar kıza döndü ve sordu. Öyle değil mi? kız yine evet doğru söylüyor, dedi.


Beyaz kuş tekrar anlatmaya devam etti: Dün gece de sizin odanıza girdim ve orada kaldım, çünkü bu kızın ağabeyi kara bir yılana dönüşmüş ve odada saklanmıştı ve gece vakti seni öldürmek istiyordu. Ben o yılanı öldürdüm, bu da leşi.
Beyaz kuş bu sözün ardından kara bir yılanın leşini yere fırlattı ve kıza sordu: öyle değil mi? kız yine evet doğru söylüyor dedi.
Beyaz kuş derin bir nefes daha aldı ve şöyle dedi: Benim kaderimde ömrümde bir kişiye yardım etmek yazılmış. Eğer o adam gerçekten bir yiğitse onun karısı olmalıydım, yoksa da ölmeliydim. Şimdi artık benim ömrüm sona erdi ve şimdi ölmeliyim.
Beyaz kuş bu sözün ardından yere yığıldı ve oracıkta can verdi ve taşa dönüştü. Orada bulunan herkes beyaz kuş acı kaderi için ağladı.015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile