Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 05 May 2015 08:49

İran Masalları ve Efsaneleri - 79

İran Masalları ve Efsaneleri - 79

Geçen bölümlerde peri masallarının kahramanlarının özel ve has özelliklerinden söz ettik. Bu masalların en önemli karakterlerinden biri perilerdir. Periler insanlara benzemek, şekil değiştirmek gibi yeteneklere sahiptir. Geçen bölümde ayrıca perilerin cinsiyetinden ve genellikle dişi olduklarından söz ettik.
Perilerin bir başka önemli özelliği huyları ve davranışlarıdır. Perilerin büyük bir bölümü iyi kalplidir ve insanlara yardımcı olur. Örneğin bazı masallarda periler öykünün kahramanına yardıma gelir ve hatta canını kurtarır.
Bazı masallarda periler öyküde yer alan bebeklere iyi ahlak ve özellikler kazandırır. Örneğin bir masalda şöyle anlatılır: Zavallı kadının her an doğum sancısı daha da şiddetleniyordu. O sırada peri olan ve aynı zamanda kardeş olan üç güvercin geldiler ve kalenin yıkılan duvarının enkazına oturdular. Üç güvercin biraz kanat çırptı ve o an üç kadına dönüştü. Bunlardan biri ebe oldu, biri de kadının koltuğundan tuttu, öteki de erzak, elbise ve gerekli başka şeyleri getirmeye gitti. O sırada nur topu güzel bir kız bebeği dünyaya geldi. Güvercinlerden biri kardeşlerine şöyle dedi: Gelin bu güzel kıza bir ad bulalım ve her birimiz de ona bir şeyimizi yadigar olarak verelim. O sırada üç perinin her biri bebeğe büyülü bir hediye verdi ve adını da Gülen Çiçek koydular.


Fakat unutmamak gerekir de bazen perilerin masallarda davranışları adeta kötü kalpli devleri andıracak kadar acımasız ve zalim olabiliyor. Örneğin Çin Maçin kızı masalında aslında bir peri olan bu kızın kim bahçesine ayak basarsa onu büyüleyerek taşa çevirdiğini okuyoruz. Perilerin bu acımasızlığı yüzünden öykünün kahramanı onları ele geçirdiğinde kendisine zarar vermeyeceklerine ve isteklerini yerine getireceklerine dair yemin etmedikleri müddetçe onları serbest bırakmıyor, çünkü aksi takdirde kurtulan peri hemen kahramanı öldürebiliyor.

Geçen bölümlerde beyaz kuş öyküsüne başladık ve dedik ki bir kral vardı, bu kral evlat sahibi olmuyordu, ama daha sonra bir erkek evladı sahibi oldu. Kral oğlunun canını korumak için annesiyle beraber sarayın dışında yaşamalarını emretti. Öte yandan kralın veziri çok kötü kalpli biriydi ve uzun yıllar kralın tahtını ele geçirmek istiyordu ve sonunda kralı öldürdü ve kendisi tahta oturdu ve ardından kralın eşi ve oğlunun da öldürülmesini emretti. Vezirin adamları kralın eşini öldürdü, ama annesi onu dereye attığı oğlunu da öldü zannederek kendi haline bıraktı, fakat çocuk ölmedi ve büyüdü, ta ki bir gün zalim vezirle mücadele etmek için arkadaşları ile dağa çıkan amcası onu buldu ve adını Şirzad koydu. Vezir ise Şirzad ve amcasını yok etmek için bir plan kurdu, ama sonunda Şirzad ve amcası savaşı kazandı ve Şirzad amcasını kral ilan etti.


Öte yandan Şirzad'ın amcasının iki oğlu Şirzad'ı kıskanmaya başladı, bu yüzden amcası bir şart koydu kim onun atının gitmediği yere gider ve onun görmediği bir şeyi getirirse gerçek pehlivan olduğunu söyledi. Şirzad'ın büyük amcaoğlu gitti ve çok uzak bir yerden çok büyük bir yakut buldu ve geri döndü. ama babası ona kentin yanında bir dağın altında bir mağara olduğunu, orada 40 odası olduğunu ve o yakutu götürüp 11. odaya koymasını söyledi ve oğlu da oraya varınca kendi bulduğu yakut gibi yakutlarla dolu odayı gördü.
Şimdi maceranın devamı.


Sıra kralın ikinci oğluna geldi. O da yola çıktı ve üç ay boyunca çölleri, ovaları ve dağları geride bıraktı ve bir ormana vardı. Ormandaki ağaçların üzerinde güzel meyveler vardı. Kralın ikinci oğlu meyvelerden yemek istedi, ama baktı ki hepsi altından. Hemen torbasını doldurdu ve geri döndü. Saraya vardığında babası alnından öptü ve bunları mağaradaki 21. odaya koymasını söyledi. Kralın oğlu oraya vardığında odayı aynı altın meyvelerle dolu buldu.
Sonunda sıra Şirzad'a geldi. Şirzad da kralın tahtının dört bir yanını öptü ve edeple diz çöktü ve amcasına: Müsaade ederseniz sizin atınızla bu yolculuğa çıkmak istiyorum, dedi. Kral amcası da atının Şirzad için hazırlanmasını emretti. Şirzad ata bindi ve yola koyuldu. Bir süre sonra Şirzad atı kendi haline bıraktı ki istediği yere ve istediği yöne gitsin. At hiç bir yöne bakmıyor ve yoluna devam ediyordu. Böylece altı ay geçti ve yedinci aya gelince birden at bir yerde durdu, kişnemeye ve ayaklarının üzerinde şahlanmaya başladı ve tekrar kişnedi ve geri geri çekildi. Şirzad atın bundan daha ileri gitmediğini anladı. Bu yüzden atın dizginini eline aldı ve yavaş yavaş ilerledi. At bir süre ilerledi ve her tarafı kolluyordu. Ki birden Şirzad, yerde bir şeyin yandığını fark etti. Şirzad atı durdurdu ve indi. Orada hiç bir yakıtı olmayan ama yanan ve her tarafı aydınlatan bir fener buldu. Şirzad belki amcası bunun bir benzerini bulmuş olabileceğini düşündü ve bu yüzden fenerin öteki benzerini bulmadan dönmemeye karar verdi ve yoluna devam etti. Şirzad her tarafı aradı ve artık çok yoruldu, ama yoluna devam etti ve sonunda bir kente vardı. Şirzad kentte bir kervansaya yerleşti ki bir kaç gün dinlensin.


Bir gece kervansarayın sahibi Şirzad'ın odasına bir başka adamı da yerleştirdi. Şirzad baktı ki adam torbasından bir fener çıkardı. İyice baktı, bu fenerin kendisinde bulunan fenerin tıpatıp benzeri olduğunu anladı.
Şirzad yeni gelen misafirle arkadaş olmak için onunla konuşamaya başladı ve kendi macerasını anlattıktan sonra adama fenerini satmasını teklif etti. Adam şöyle dedi: Ben sana bu feneri veririm, ama sen de bunun yerine bana bir şey vermelisin. Şirzad: Ne istersen veririm, dedi.
Adam şöyle dedi: Buradan devlerin kalesine bir aylık yol var. Orada çok güzel güvercinler var, eğer gidip bana oradan bir çift güvercin getirirsen, ben de feneri sana veririm.


Şirzad adamın bu şartını kabul etti ve yola çıkmak üzere hazırlandı. Ertesi sabah Şirzad erkenden uyandı ve adamla vedalaştıktan sonra yola çıktı. Şirzad dereleri dağları aştı ve sonunda adamın anlattığı kaleye geldi. Kalenin eteğinde dururken Şirzad bir ses duydu. Etrafına bakındı, dağın zirvesinde beyaz bir kuş gördü. Kuş Şirzad'a sesleniyordu. Şirzad durdu, kuş yanına geldi ve sordu: :Ey insanoğlu, seni kim ölüme yolladı? Bu devler güvercinlerini babalarından daha çok sever. Ama sen sabretmelisin. Gece yarısı olunca devlerin uykusu iyice ağırlaşır, o zaman kaleye girebilirsin. Şirzad atından indi ve gece yarısını bekledi, ardından kalenin duvarına tırmandı. Beyaz kuş yeniden Şirzad'a seslendi ve şöyle dedi: Ey Şirzad, sakın tamah yapma ve bir çiftten fazla güvercin alma. Şirzad duvara tırmandı ve öbür tarafa geçti, ardından süzülerek güvercinlerin yuvasına yaklaştı. Güvercinleri gören Şirzad güzelliklerine hayran oldu, öyle ki oturup saatlerce onlara bakmak istedi.


Şirzad bir çift güvercini yakaladı, ama kendine mani olamadı ve bir çift de kendisi için aldı. Ama güvercinler de sanki bunu bekliyor gibi öylesine gürültü yaptı ki kulakları sağır ediyordu. Gürültüyü duyan devler uykudan uyandı ve Şirzad'ı yakaladı. Şirzad macerasının baştan sona devlere anlattı. Devler ise ona bu güvercinlerden bir çift vereceklerini, ama bunun bir şartı olduğunu, yakınlarda başka devlerin yaşadığı bir kale olduğunu, orada iyi üzümler yetiştiğini Şirzad'ın gidip bu üzümlerden onlara getirmesi gerektiğini anlattı.015

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile