Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 17 Ağustos 2014 00:22

İran masalları ve efsaneleri - 46

İran masalları ve efsaneleri - 46

Masalları nakletme ve sözlü rivayet şeklinde veya musiki ritmi ile beraber şiir kalıbında anlatmak ta eski çağlardan günümüze dek dünyanın tüm milletleri arasında yaygın olan bir tarzdır. Gerçekte dünyanın bir çok dini veya milli hamaseti yazılmadan ve ebedi kalıba dökülmeden önce profesyonel şairler, raviler ve masal anlatan ustalar tarafından çeşitli meclislerde ve topluluklarda halka anlatılmıştır. Yunanlıların İliyad ve Odise hamaseti, Hindistan’ın Mahabaharata ve Ramanaya öyküsü, ortaçağ Avrupa’sının mitolojileri, İran’ın Firdevsi adlı şairinin Şahname adlı eseri ve diğer milli hamasetler tarihin de şahadet getirdiğine göre yazılmadan önce sözlü olarak anlatılan öykülerdir. Günümüzde çeşitli milletlerin yazılı edebiyatını oluşturan aşk romanları ve maceraları da bu grupta yer alır. Bu öyküler de ilkin saraylarda, dostane mahfillerde, evlerde düzenlenen meclislerde veya kentlerde ve köylerde halk kalabalığı arasında ravilerce beyan edilmiştir. Fransız araştırmacı Joul Mol’a göre geçmiş kuşaklarda kuşaktan kuşağa aktarılan şifahi öyküler ve rivayetler milletlerin tarihinin temelini oluşturur. Gerçekte tarih bu öykülerle başlamıştır, çünkü insanlar yazmaktan önce öykü anlatmaya ve şarkı söylemeye başlamıştır. Bu tür öyküleri anlatanlara Nakkal ya da hikayeci adı verilir. Nakkallık veya hikaye anlatmak bir teknik sayılır. İran halk edebiyatının ünlü araştırmacısı Dr. Cafer Mahcub’un tabiri ile nakkallar, güzel konuşan ve öykü ve efsane anlatmakta usta olan insanlardı. Bu insanlar her yerde halkı eğlendirir ve böylece geçimini sağlardı. Masal ve hikaye anlatma geleneği çok eskiden beri İran’da ve diğer Müslüman milletlerin arasında yaygın bir gelenektir ve İranlı ve Arap bir çok hikayecinin adı tarih kitaplarında geçmiştir. Kureyş eşrafından olan Nasr Bin Haris’in İslam zuhur ettiği ilk yıllarda İran’a geldiği ve burada İranlı nakkallardan Rüstem ve İsfendiyar ve yine Rüstem ve Sührab öykülerini öğrendiği ve yurduna döndükten sonra Hicaz yarımadasında yaşayan insanlara naklettiği rivayet edilir. Ebu Mansuri Şahnamesi’nde de İranlı bazı nakkal ve hikayecinin adından söz edilir. Firdevsi’nin şaheseri Şahname’de yer alan masalların bir çoğu da aslında Azad Serv, Şadan Berzin, Horasan Piri lakaplı Mah, Şahu ve Hurşid Behram gibi hikayecilerin anlattığı masallardı. Değerli dinleyiciler halk şarkıları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz. Geçen bölümlerde Cuzer ve Şamardal hazinesi adlı masalımızda Cuzer’le Abdussamed’in uzun bir yolculuğa çıktığını anlattık. Abdussamed’in sihirli bir kesesi vardı ve içinden istediği her türlü yemeği çıkarırdı. İki yol arkadaşı 4 gün süren ancak 4 aya denk gelen bir yolculuğun ardından Şamardal hazinesinin bulunduğu kente vardılar. Cuzer ve Abdussamed kentte Abdussamed’e ait olan bir eve yerleştiler ve orada 20 gün boyunca türlü yemekler ve güzel elbiselerle ağırlandılar. 21. günde Cuzer ve Abdussamed hazinenin bulunduğu bir gölete gittiler ve orada Abdussamed Cuzer’e hazineye nasıl ulaşacaklarını Cuzer’e anlattı ve karşılaşacağı her sorunu nasıl bertaraf edeceğini öğretti ve ardından şöyle dedi: Hazinenin kapısı açılınca içeri gir ve tavandan asılı duran uzunca bir perdeyi kenara it. Perdenin ardından bir tahtın üzerinde oturan Şamardal’ı göreceksin. Şamardal’ın üzerinde yuvarlak ve parlak bir küre göreceksin ki bu küre dünyada olup biten her şeyi gösteren küredir. Şamardal’ın beline sihirli bir kılıç ve parmağında Hatem bir yüzük vardır. Boynuna ise bir zincir göreceksin ki sürme kutusu ona bağlıdır. Bu dört şeyi al ve dışarı çık. Ben dışarıda seni bekliyor olacağım. Cuzer bu sözlerin ardından yerinden kalktı ve şöyle dedi: Allah’a tevekkül ediyorum ve gidiyorum. Abdussamed de ateşe buhur döktü ve dua okumaya başladı. Birden Cuzer nehrin suyu kuruduğunu ve yerine altından büyük bir kapı göründüğünü fark etti. Cuzer kapıya doğru gitti, altın halkaları tuttu ve üç kez kapıya vurdu. Kapının ardından bir ses: kimsin ve neden kapıyı çalarsın? Diye sordu. Cuzer şöyle dedi: Ben balıkçı Cuzer’im. Kapı açıldı ve Cuzer, Abdussamed’in anlattığı tüm merhaleleri geride bıraktı ve 6 kapının büyüsü bozuldu ve kapılar bir biri ardı sıra açıldı. Cuzer 7. Kapıya vardı ve kapıya vurdu. Kapı açıldı ve Cuzer sevgili annesinin yüzü ile karşılaştı. Anne Cuzer’i kucaklamak ve öpmek için yaklaştı. Ancak Cuzer Abdussamed’in sözlerini hatırladı ve haykırdı: Benden uzaklaş ve gerçek yüzünü göster. Anne şöyle dedi: Bu ne söz evladım? Yoksa unuttun mu, ben senin annenim. Cuzer duvara dayalı duran kılıcı aldı, annesine doğrulttu ve haykırdı: Hayır sen benim anam değilsin, gerçek yüzünü göster yoksa seni öldürürüm. Anne ağlamaya başladı ve şöyle dedi: Ben seni emzirdim, büyüttüm, ne zorluklara katlandım, bu mu sevgimin karşılığı? Bu sözleri duyan Cuzer birden gevşeyiverdi, yüreği sızladı, kılıcı yere attı ve şöyle dedi: Beni affet anam, senin benim üzerimdeki hakkın çok büyük. Ancak Cuzer daha sözünü tamamlamadan birden annesinin yerine çirkin mi çirkin bir cadı ortaya çıktı. Cadı haykırdı: Cuzer hata yaptı, vurun onu. O sırada hazinenin bekçileri her taraftan Cuzer’in başına yığıldı ve onu vurmaya başladı. Bekçiler Cuzer bayılıncaya dek vurdu ve ardından sürükleyerek dışarı attı. Hazinenin kapıları bir bir kapandı ve nehrin suyu tekrar eski haline döndü. Cuzer ayıldığında Abdussamed yanı başındaydı. Cuzer ağlamaya başladı ve olup bitenleri bir bir anlattı. Abdussamed bir ah çekti ve şöyle dedi: sana demiştim, o senin anan değil ve ona kanmaman gerekir. Eğer o cadının büyüsünü de bozmuş olsaydın şimdi çoktan hazineyi ele geçirmiştik. Şimdi geri dönmemiz ve bir yıl daha beklememiz gerekecek. Sen o güne kadar benim yanımda kalacaksın. Bu sözlerin ardından Cuzer ve Abdussamed kente döndü. Cuzer bir yıl daha Abdussamed’in yanında kaldı ve sonunda beklenen gün geldi. Cuzer ve Abdussamed nehrin yanına geldi ve tekrar Cuzer altı kapının büyüsünü bozdu ve 7. Kapıya geldi. 7. Kapıyı yine annesi açtı. Cuzer duvara dayalı duran kılıcı aldı. Annesi Cuzer’e yalvarmaya başladı ve kararından vaz geçmesini istedi. Ancak bu kez Cuzer bu sözlere kanmadı ve cadıyı gerçek yüzünü göstermeye zorladı. Cadı yere düştü ve çirkin yüzü ortaya çıktı ve büyüsü bozuldu. Cuzer ilerledi ve hazineye ulaştı ve kapısını açarak içeri girdi. Cuzer kılıcı, yüzüğü, sürme kutusunu ve küreyi aldı ve hızla hazinenin kapısına koştu. Birden her taraftan davulların sesi gelmeye başladı. Bekçiler davul çalıyor ve hep birlikte şöyle diyordu: Ey Cuzer bu hazine sana kutlu olsun. Cuzer hazinenin kapısından dışarı çıktı. Abdussamed Cuzeri karşıladı, onu kucakladı ve öptü. Cuzer hazineden getirdiği dört şeyi Abdussamed’e verdi ve birlikte kente döndüler. Eve varınca yemek yediler ve yorgunluk giderdiler. Ardından Abdussamed Cuzer’e sordu: bak Cuzer sen benim için büyük zorluklara katlandın, şimdi söyle bana benden nasıl bir mükafat beklersin? Cuzer şöyle dedi: Ben Allah’tan başka kimseden bir şey istemem, ama eğer şu sihirli keseni bana verirsen çok sevineceğim. Abdussamed sihirli keseyi Cuzer’e verdi ve şöyle dedi: Keşke daha değerli bir şey isteseydin. Bu kese sana sadece yiyecek verecek. Şimdi dinle ki sana bu keseden nasıl yemek hazırlamasını istemeni öğreteceğim. Önce elini kesenin içine sokmalı ve sonra şöyle demelisin: Ey kesenin hademesi seni bu keseye yazılan büyük adlara yemin ettiririm ki bana falanca yemeği hazırlayasın. Kesenin hademesi sana istediğin her türlü yemeği verecektir. Ancak ben bu keseden başka sana altın ve mücevher dolu bir kese daha vereceğim. Bu sözlerin ardından Abdussamed iki hizmetkarını çağırdı ve şöyle emretti: Hemen Cuzer için altın ve mücevher dolu bir kese hazırlayın ve onu katıra bindirin ve kentine ve evine götürün ve ardından katırı geri getirin. Cuzer Abdussamed’den aldığı iki kese ile katıra bindi ve yola çıktı. Cuzer ertesi gün yaşadığı kente vardı. Yolda annesini dilenirken buldu ve büyük şaşkınlık içinde bağırdı. Cuzer hemen katırı durdurdu ve annesine koştu, onu kucakladı ve ağladı. Cuzer annesini katıra bindirdi ve eve gittiler. Annesi Cuzer’in onu verdiği altınları kardeşleri hile yaparak elinden çıkardığını anlattı. Cuzer annesini sakinleştirdi ve şöyle dedi: Merak etme ana, artık ben buradayım, yanındayım. Cuzer ardından annesi için türlü yemeklerden oluşan güzel bir sofra hazırlattı. 015

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile