Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 11 Ağustos 2014 23:55

İran masalları ve efsaneleri - 44

İran masalları ve efsaneleri - 44

Geçen bölümlerde Fars dilinde halk edebiyatının en önemli dallarından biri olan ninnileri ele aldık ve ninnilerin çıkış noktalarını ve içeriklerini ve önemini masaya yatırdı. Fars dilinin halk edebiyatında bir başka halk şarkı grubu masallarla ilgili şarkılardır. Bu şarkılar ya bağımsız olarak bir masalı anlatır, ya da bir masalın başında ve sonunda veya ortalarında yer alır. Masalların şarkıları sayı bakımından da çok çeşitlidir. Masalların anlatımında genellikle muhatabın ilgisini çekmek için masalı anlatan kimse masalına bir varmış bir yokmuş cümlesi ile başlar. İran’da masalların başlangıcında en yaygın olan tekerleme ise şöyledir: Bir varmış, bir yokmuş, mavi kubbenin altında, yaşlı nine otururmuş,... Tekerlemenin devamında insanlara yakın olan hayvanların her birinin bir iş yaptığı anlatılır. Evet, masal anlatımında kullanılan bu girişler ve tekerlemeler kendi başına kısa bir öykü gibidir ve halk şarkıları kategorisinde yer alır ve esas amacı muhatabın anlatılan masala odaklamaktır. Masalların sonunda da genellikle bu tür bir tekerleme anlatılır ve bu da genellikle çeşitli şiirlerden oluşur. Örneğin şu tekerleme Farsça masalların sonunda sık sık kullanılır: Yukarı çıktık ayrandı, aşağı indik yoğurttu, masalımız doğruydu. Yukarı çıktık yoğurttu, aşağı indik ayrandı, masalımız yalandı. Ya da şu tekerleme kullanılır: Masalımız erdi sona, karga varamadı evine. Şimdi de size baştan başa şarkı gibi söylenen bir masalın örneğini vermek istiyoruz: Çöle doğru gittik, yalnız bir atlı gördük. Ona sen kimsin ey atlı dedim. Ben bir pehlivanım dedi. Elinde ne var, dedim. Gazel dolu bir kitap dedi. Oku da dinleyelim dedim. Okudu: Gökler bezenmiş, konuklar ayağa kalkmış, güneş hoş, mehtap hoş, davul çalıyoruz, Allah’a doğru gidiyoruz. Ey yüce Rabbimiz, yüz bin adınla teksin, keşke bir kuş olsaydım, simurg kuşu olsaydım, havada uçardım, karaya konardım. Bu kapıyı açsan aş gelir, şu kapıyı açsan aş gelir, buradan kızılaş gelir. Halk şarkıları araştırmacılarına göre bu son örnekte şarkının son bölümü romantik bir hava kazanmış ve belki de masalı anlatan kimse hayal dünyasını daha fazla sürdürmek istemiyor. Bu masal baştan başa şairane bir hava sergiliyor ve insanların arzularını ve kaderlerinin tam tersi çıktığını yansıtıyor. Bu arada dizelerin açılımı da şarkının efsane türünden olduğunu gösteriyor. Değerli dinleyiciler halk şarkıları ile ilgili sohbetimizi burada noktalıyor ve devamını bir sonraki bölümüne bıraktıktan sonra her hafta olduğu gibi şimdi bugünkü öykümüze geçiyoruz. Hatırlanacağı üzere geçen haftalarda Cezer ve Şamardal hazinesi adlı bir öyküye başladık ve dedik ki çok eski zamanlarda bir bezirgan yaşıyordu. Bezirganın Selim, Salim ve Cuzer adında üç oğlu vardı. Cuzer en küçükleriydi. Bezirgan oğulları arasında da en çok küçük oğlu Cuzer’i seviyordu ve bu yüzden Selim ve Salim sürekli Cuzer’i kıskanır ve ona karşı kin ve nefret beslerdi. Bezirgan hayattayken malını dörde böldü ve üç payını üç oğluna ve bir payını de kendisine ve eşine ayırdı. Ancak bezirgan öldükten sonra iki büyük oğlu kendilerine düşen payı heba etti ve ardından analarının payına da el koydu. Cuzer ise annesine yanına aldı ve balıkçılıkla geçinmeye başladı, ta ki parasız pulsuz kalan kardeşleri de onun yanına geldi ve iyi kalpli Cuzer onları bağışladı ve himayesi altına aldı. Daha sonra da Cuzer’in Karun çölünde tuhaf adamlarla karşılaştığını ve her defasında bu adamlar ölünce eline büyük para ve servet geçtiğini ve en sonuncu adamın gölden ölmeden kurtulduğunu ve Cuzer’e maceranın ne olduğunu anlatmayı kabul ettiğini anlattık. Gölden sağ kurtulan üçüncü adam macerayı şöyle anlattı: gölde boğularak ölen iki kişi benim kardeşlerimdi. Şamia olarak tanıdığın o adam da benim diğer kardeşimdir. Şamia yahudi değil, müslümandır ve gerçek ismi de Abdurrahim’dir. Benim adım ise Abdussamed. Biz dört kardeştik. Bizim sırlar alemini bilen ve hazineleri açmayı beceren bir babamız vardı. Babamız bu bilimi bize de öğretmişti. Babamız daha sonra öldü ve biz de servetini kendi aramızda paylaştık. Babamın bir çok kitabı da vardı, onları da paylaştık, ancak bir kitap üzerinde anlaşamadık. O kitap çok değerliydi ve dünyada eşi yoktu, çünkü içinde tüm hazinelerin adı ve açılmalarının sırrı yazılmıştı. Babamın yaşlı bir hocası vardı, onun yanına gittik ve aramızda hükmetmesini ve kitap kimin olması gerektiğini söylemesini istedik. Abdussamed maceraya şöyle devam etti: Yaşlı hoca bu kitabın sahibi olabilmek için bir şart belirledi ve şöyle dedi: sizlerden kim bu kitaba sahip olmak istiyorsa, Şamardal hazinesini açması ve içindeki dört değerli şeyi getirmesi gerekir. Ona sorduk: nedir bu dört değerli şey? Yaşlı hocca şöyle dedi: bir hatem yüzük, bir kılıç, bir küre ve bir sürme kutusu bu hazinenin içindedir ve her birinin acayip özelliği vardır. Hatem yüzüğün bir kulu vardır ki adı Rad’dır. Rad çok güçlü bir devdir, öyle ki irade ederse tüm dünyayı ele geçirebilir. Kılıç ise kılıfından çekilince karşısındaki düşmanı tarumar eder ve eğer kılıcın sahibi ey kılıç, düşman ordusunu öldür derse, kılıçtan bir ateş çıkar ve düşman ordusunu yakıp yok eder. Küre ile tüm dünyayı ve kentleri ve insanları görmek mümkün ve eğer onu güneşe karşı tutar ve falanca şehir yok olsun diye irade edersek, o kent ateş içinde yanar. Sürme kutusuna gelince, kim bu sürmeyi gözüne sürerse gözleri o kadar keskinleşir ki dünyada yeraltında bulunan tüm hazineleri görebilir. Abdussamed şöyle devam eder: Hocadan sorduk: Şamardal hazinesine nasıl ulaşabiliriz? Hoca hazine hakkında biraz açıklama yaptı ve şu anda Melik Ahmar oğullarının elinde bulunduğunu ve ancak Cuzer adında genç bir balıkçının yüzüne açılacağını söyledi. Hoca bize kim bu hazineyi istiyorsa Karun göletinin yanına giderek Cuzer’le görüşmesi ve ondan ellerini bağlayarak suya atmasını istemesi gerektiğini anlattı. Suya atılan kardeş Melik Ahmar oğulları ile savaşması gerekir ve eğer öldürülürse her şey biter, ancak eğer onları yener ve esir alırsa ellerini sudan çıkarması ve Cuzer’den yardım istemesi gerekir. Ben ve iki kardeşin bu işi yapmaya karar verdik, ancak Abdurrahim kitaptan vaz geçti ve gölete gelmeyeceğini söyledi. Bu yüzden biz de bu kente geldik ve kardeşimiz Abdurrahim de kendini bir bezirgan olarak tanıttı, maceranın gerisini da zaten sen biliyorsun. Cuzer hayretler içinde sordu: Peki, şimdi Melik Ahmar oğulları neredeler? Abussamed şöyle dedi: Hani onları şu kaplara hapsettiğim iki balık var ya, işte onlar. Fakat ey Cuzer bil ki Şamardal hazinesi ancak senin yüzüne açılır. Acaba şimdi benimle hazinenin bulunduğu kente gelip şu işi bitirmeme yardımcı olabilir misin? Cuzer biraz düşündü ve şöyle dedi: Hayır gelemem, annem ve kardeşlerim beni bekliyor, eğer senle gelirsem onlar aç kalacak. Abdussamed şöyle dedi: Bizim yolculuğumuz dört aydan fazla sürmez. Ben sana bin altın veririm, sen de onları ailene ver, şu dört ayda harcarlar ve sıkıntıları olmaz. Cuzer kabul etti. Bin altını aldı ve eve gitti. Macerayı annesine anlattı ve altınları da ona verdi ve şöyle dedi: anne, bu altınlar senin ve kardeşlerimin geçimi için, bunları al ve bana dua etti. Cuzer daha sonra annesi ile vedalaştı ve Abdussamed’in yanında döndü ve birlikte yolculuğa çıktılar. 015

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile