Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Çarşamba, 22 Haziran 2011 12:42

Oktay Rıfat'ın hayatı ve şiir anlayışı

Oktay Rıfat'ın hayatı ve şiir anlayışı

Oktay Rıfat Trabzon'da doğdu. Millî Kurtuluş dönemi şairlerinden Samih Rıfat'ın oğludur. Ortaöğrenimini Ankara Gazi Lisesinde, yüksek öğrenimini Paris Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamladı (1943). Memurluk, avukatlık yaptı. 18 Nisan 1988'de öldü.

İlk deneylerini "Varlık" dergisinde yayımlayan Oktay Rıfat, yaşıtı öteki şairler gibi ikinci hececi kuşaktan öğrendiği sezilen teknikleri, onlara özgü sözcük ve tamlamalarla uygulamaya çalışırken kendisinden haber veren dizeler ortaya koyabilmiştir. Yaşından, çevresinden, toplum koşullarından sıkılarak içi içine sığmayan bir kişilik gibi görünmez bu şiirlerde. Geleneğin çizdiği bir dünyada, kurulu düzende sorunları olmayan şairlerin alışılmış duyarlılıklarını andıran temaları işler.

Bu evresinin geçmişe dönük anıları işleyiş yönünden başarılı ürünlerinden biri olan "Günler Geçmiş Buradan"da bu genel görüşünden kurtulmuş, yakın çevreyle, özellikle eşyaya bakışı ile özgünleşen bir şair kimliği kazanmıştır. Aynı yıl "Varlık"ta çıkan ölçü ve kafiye dışı verimlerine karşın, yeni bir Servet-i Fünûn şiirinin kaygılarını taşıyan kimi kuruluşlarda da bu özelliğinin peşini bırakmadığı söylenebilir.

"Garip" evresine özgü girişimlerini yaparken bile geleneksel çizgiden uzaklaşmama özelliği, şiirinin sonraki aşamalarında da görüldüğü için değişik sayılabilecek dönemleri kesin çizgilerle ayrılmaz Oktay Rıfat'ın. Çeşitli olanaklardan sonuçlar çıkarmak isteyen bir deneyci gibi görünmesi bu nedenledir. Gene de şiirinin gelişme aşamalarını belirleyebilme amacı ile genel bir ayırma yapılırsa şu sonuçlara varılabilir:

1937-1941 yıllarını kapsayan Garip dönemi evresinde şair şaşırtıcı buluşlara, ince yergiye, güldürmeceye dayanan parçaların yanı sıra toplumsal sorunların ve değişik insanî durumların işlendiği şiirler yazar. Ölçü dışına kaymasına rağmen, yer yer kafiyelerden yararlandığı olur. Dili yalınlaşmış, benzetmelerden arınmıştır ama geleneksel şiir öğelerinin tutunup kaldığı bir yanı vardır. Ancak, "Karanlığın bahçesinde pencerem" biçiminde bir dizeden sonra, "Birkaç ağaç cama vuruyor" diye yazabilir. Sonra duygululuğunu önleyemez. Duygululuğu ağır bastıkça gerçeküstü eğilimlerden, Orhan Veli'ye göre daha çabuk uzaklaşır Oktay Rıfat. Uzaklaşma zorunluluğu duyar.

. Bu onun -bir anlamda- başladığı yere, geleneksel şiirin kaynaklarına yeniden eğilmesine yol açar. 1944'lerde halk şiirinin biçimlerine öykünerek ölçüyü, uyağı kullanırken, kendisini bütün bütün duygularına bırakır. Garip'teki şiirleri o yazmamıştır sanki.

Aynı evrenin öteki kitabı, "Yaşayıp Ölmek", "Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler"e (1945) ölçülü uyaklı şiirlerini alarak eski-yeni kavramlarını biçim kurallarının dışında gördüğünü belirtmek ister gibidir.

İlkin "Varlık" dergisine çıkan "Uludağ Sokak Satıcıları" ise on yıla yakın deneyciliğin önemli ürünlerinden biri sayılmalıdır. Hece ölçüsüyle ve özgün kafiyelere öen gösterilerek yazılan bu altışar dizelik kuruluşlarda şairin sözcüklere egemenliği, dengeciliği, ölçüden bağımsız olarak gelişen sesinin yanı sıra çizimlerindeki yaşarlık açık nitelikler olarak belirir.

1947-1955 yıllarında Oktay Rıfat'ın yapısal açıdan iki tür kuruluşlarla toplumsal sorunlara açıldığını söyleyebiliriz. Genellikle kabul edildiği gibi, Prevert'in çıkışından yararlandığı belli olan parçalarda halk şiirinin öğelerini kullanmada yeni yollar ararken, Güzelleme'deki gibi, öykünme düzeyine varmaktan çekindiği bellidir. Belki Bedri Rahmi'nin 1940'lardaki girişimlerinden de cesaret alarak güncelle sarmaş dolaş olur. "Yaprak" ve "Yeditepe" dergilerinde yayımlanan bu şiirlerde toplumcu öğretiye inanışın yansımalarını bulabiliriz.

"İstanbul Şiiri", "Fadik ile Kuş", "Çocuğun Dişleri", "Ağa Tekerlemesi", "Hürriyet", "Karga ile Tilki" gibi bu evrenin en bilinen parçalarının aynı kuruluş özellikleri göstermelerine karşılık, Oktay Rıfat şiirinin önemli aşamalarından biri olan "Telefon" içeriği ve yapısı ile öteki ürünlerinden ayrılır.

1953'lerde Amerika'da yargılanan karı koca Rosenberg'lerin ölüm cezası karşısında bile onurlarından bir şey yitirmeyen kişiliklerinin uyandırdığı sevgi, hayranlık duygularının ilendiği sezilen bu şiir, 9 dizeden kurulu dört bölümde geliştirilmiştir. Birinci bölümde, erkeğin söyleyişiyle, inançta birleşilen sevgiyi, "Hürriyetin rüzgârlı bayrağı oldu / Bize yeten aydınlığı sevdamızın" dizeleriyle somutlanmış buluruz. Ethel Rosenberg'in söyleyişiyle, çocuklara değin duyarlılıkların sergilendiği 2. bölümde analık sevgisiyle direnme bilinci savaşır gibidir. 3. ve 4. bölümlerdeyse, ölüm anına değin, telefonla bile "itiraf" olanağı tanıyan zorbalık karşısında, analık duygusunun, insanlık duygusuyla özdeşleşerek yenilgiye kafa tuttuğu görülür.

Oktay Rıfat'ın "Perçemli Sokak" ve "Aşk Merdiveni" kitaplarında "gerçeğin gündelik düzenini değiştirme" ya da "gerçeğe başka bir açıdan bakabilme" olanaklarını araştırmaya bağlı yönelişlerle sözcüklerin yarattığı görüntülerin peşine düştüğü söylenmiştir. İlk gençlik ürünlerinde bilinen durumlarıyla rastladığımız eşya, bu şiirlerinde temel öğe durumuna getirilirken alışılmışın ötesinde boyutlarda yansıtılmak istenir. Bu istekle şair, "güneşin kanatları", papatyaların renkli camları", "evlerin başakları", "uykusuz camların kırmızı boynuzlu öküzü", "alnımın kuşları" biçiminde söyleyişlerle donanmış bir şiir düzeyinde sözcüklerin özerk olarak işlevlerini göz önünde tutmanın hesabı içindedir.

"Elleri Var Özgürlüğün" (1966) ve "Şiirler" (1970) çeşitli deney evrelerinden geçmiş; toplumu, insanları tanımış; öğretilerden öğreti beğenmiş, bir kişiliğin olgunluğunu yaşar gibidir Oktay Rıfat. Şiirlere, geçmiş deneylerinden elde ettiği olanaklar sanki kendiliğinden ağırlıklarını koyarlar. Ahmet Hamdi'nin bir dizesinde söylediği gibi, "her şey yerli yerinde"dir. Kendi uzağında, kalabalığı yaşarken, "evren kovanının arıları, tarihsel akışın yiğit sürücüleri olarak" nitelediği işçilere seslenir. Dünle, yaşananla, gelecekle hesaplaşarak gerçek özgürlüğün ilkelerini koymaya çalışır.

Azgelişmişliğin acısı, İstanbul, deniz, yağmur, değişen mevsim, eskidikçe büyüyen vazgeçilmez olan sevgi, sabır ve öfke, her şey şiirde gün görmüşlüğün, yıllar yılı düşünüp aramışlığın simgeleri olarak, ateş böcekleri gibi parıldar durur. Düşünür ki kişi, bilgelik aşamasında şair kişinin bütün özümleme isteklerine yol vermiştir.

Oktay Rıfat'ın 1970'lerden sonra görme gücünün yaratıcı işlevine teslim olduğunu söyleyebiliriz. Odaya, sofaya, mutfağa, komşu evin duvarına, kilime, sandığa, bohçaya, çalışan bir kadının ellerine, işçilere, köylülere, minibüs, otobüs bekleyen insanlara, bir heybeye doldurulmuş lahanalara, bir at arabasının tekerine, bir gelinin sırtında taşıdığı bebeğin emziğine bakarken duyumsadıkları şiirsel ağlamaya dönüşür. Bu şiirlerde ayrıntılar gerçeği yansıtırken toplumsalı yaratmıştır.

………

Boğazından lıkır lıkır geçen

Şu suyun kıymetini bil

Nedir ki bu mavilik deme

Pencereden görebildiğin kadar

Göğün kıymetini bil

Kıymetini bil çiçek açmış bademin

Güneşli odanın çamurlu sokağın

Beyazın siyahın yeşilin

Pembenin kıymetini bil

Dirilik öyle bir şey yürekte

Sevinçle çırpınır

Kavak yelleri eser insanın başında

İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır

Halk için girişilen savaşta

O korkulu sevincin

Öfkenin kıymetini bil

Bil ki bu

Budur işte

Güneş yalnız dirileri ısıtır

Güneşin kıymetini bil.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile