Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 31 Ocak 2016 11:16

Ortadoğu Gelişmeleri

Ortadoğu Gelişmeleri

Geçen hafta Bahreyn'de huzursuzlukların devam etmesi, uluslararası camianın Gazze'de durumun vahametinden duyduğu kaygı, Lübnan'da anlaşmazlıkların giderilmesi yolunda sarf edilen çabalar ve Suriye gelişmeleri, Ortadoğu'nun en önemli belli başlı gelişmeleriydi.


Geçen hafta Bahreyn Milli Vefak İslamî Cemiyeti genel sekreteri şeyh Ali Salman'ın dosyası kaçıncı kez Bahreyn başsavcılığına gönderildi. Bu kez Bahreyn içişleri bakanlığı milli vafak İslamî cemiyeti genel sekreteri şeyh Ali Salman'ın dosyasını, şeyhi hükümet karşıtı yazı yazmak suçundan başsavcılığına sevk etti.
Şeyh Salman geçenlerde twitter sayfasında Bahreyn'in temelleri sarsılan zayıf yönetimin, iktidarın başında kalabilmek için halka özgürlüklerini ve taleplerini vermek yerine baskı politikasını izlemeye başladığını yazdı.
Halife rejimi Haziran 2015'te Şeyh Ali Salman'ı 4 yıl hapis cezasına çarptı. Ancak Bahreyn halkı düzenlediği protesto eylemlerinde şeyh Salman ve diğer tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istedi.


Bahreyn halkı düzenledikleri protesto eylemleriyle halife rejiminden milli vafak İslamî cemiyeti genel sekreteri şeyh Ali Salman ve tüm siyasi tutukluları serbest bırakmasını istiyor.
Öte yandan Avrupa – Bahreyn insan hakları örgütü, halife rejiminin milli vefak İslamî cemiyeti genel sekreteri şeyh Salman'a uyguladığı yasakları mahkum hakları ihlali olarak yorumladı. Söz konusu insan hakları örgütü, halife rejiminin milli vefak İslamî cemiyeti genel sekreteri şeyh Salman'ı her türlü görüşme hakkından men etmesinden derin kaygı duyulduğunu açıkladı.
Gerçekte rejiminin milli vefak İslamî cemiyeti genel sekreteri şeyh Salman'ın ailesi ve yakınları ile görüşmesinin engellenmesi, halife rejiminin siyasi muhaliflerden ve aktivistlerden intikam alma çerçevesinde alınan bir karardır. Nitekim mahkûmlar için uygun sağlıklı ortam ve tıbbi hizmet hazırlanmaması ve aileleri ile görüşmelerinin yasaklanması mahkûmların en temel haklarının ihlali sayılır.


Halife rejiminin güvenlik güçleri rejiminin milli vefak İslamî cemiyeti genel sekreteri şeyh Salman'ı bir yıl önce tutukladı ve şimdi temyiz mahkemesi bir kaç kez ertelendikten sonra önümüzdeki Mart ayında şeyh Salman'ın başvurusunu ele alması bekleniyor.
Bu arada rejiminin milli vefak İslamî cemiyeti de halife rejiminin protestoculara karşı polisiye seçeneklerinin üzerinde ısrar etmesini eleştirdi. Cemiyet yayınladığı bildiride halife rejimi hala protestocuları bastırmayı ve polisiye sistemini ve şiddet uygulamayı gündeminin dışına almadığını belirtti.
Öte yandan Bahreyn insan hakları merkezi de halife rejiminden çocuk mahkûmların hakkında verilen kararların iptalini ve çocuk hakları ile ilgili konvansiyonların tam olarak uygulanmasını ve Bahreyn zindanlarında çocuklara işkence edilmesinin araştırılmasını istedi. Bahreyn insan hakları merkezi yayınladığı bildiride, bu ülkede sadece 2015 yılında 18 yaşın altında 237 çocuğun tutuklanarak işkence edildiğini ifşa etti.


Geçen hafta Lübnan Hizbullah hareketi ile el Mustakbil hareketi arasında 23. Ortak oturum Lübnan hükümetini aktifleştirme konusunda uzlaşarak çalışmalarını noktaladı. Oturum Lübnan parlamento binasında düzenlendi ve sonuç bildirisinde Lübnan'ı saran siyasi krizden çıkış, sakin ve sorumlu, iç barışı ve güvenliği korumak ve takviye etmek amacıyla siyasi bir diyaloğun kurulması vurgulandı.
Tamam Selam başbakanlığındaki şimdiki hükümeti durgunluk pozisyonundan çıkarmak ve aktif hale getirmek, oturumun en önemli gündem maddesiydi.


Gerçekte Hizbullah liderliğindeki 8 Mart hareketi ile Batı yandaşı Saad Hariri liderliğindeki 14 Mart hareketi arasında devam eden anlaşmazlık, Lübnan'da cumhurbaşkanlığı koltuğunu sahipsiz bıraktı. Eski Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman'ın Mayıs 2014'te cumhurbaşkanlığı süresi sona erdikten sonra cumhurbaşkanlığı koltuğu şimdiye kadar boş kaldı. Bu durum ise Lübnan'ı çok zor durumda bıraktı. Öte yandan cumhurbaşkanlığı mevkiinin belirsizliği hükümetin icraatını da gölgeliyor ve Başbakan Tamam Selam yönetimi yürütme alanında gereken kararları ne alabiliyor, ne de uygulayabiliyor. Lübnan'da bu krizden tek çıkış umudu ise çoğu siyasi grupların üzerinde uzlaştığı Hristiyan General Mişel Aun'dur.


Lübnan'da anayasaya göre cumhurbaşkanını seçme görevi parlamentoya aittir. Ancak Cumhurbaşkanı ancak Maruni'nin Hristiyanların arasından seçilmesi gerekiyor. Bu yüzden parlamentoya giren tüm siyasi partilerin aynı Maruni Hristiyan bir politikacı üzerinde uzlaşması oldukça zor görünüyor ve her defasında Lübnan'ı ciddi bir şekilde sıkıntıya sokuyor. Şimdi de Lübnan'da cumhurbaşkanlığı koltuğunun boş kaldığı son iki yılda bu ülkenin siyasi krize sürüklenmesinin yanı sıra Lübnan halkının güvenliği de tehdit altına girdiği gözleniyor. Bu yüzden tüm gözler yeni cumhurbaşkanının seçiminde siyasi tarafların anlaşmazlıkları bir kenara bırakması ve ülkeyi yeniden huzura kavuşturulması üzerinde odaklanmıştır.


Geçen hafta BM genel sekreteri Ban Ki Moon korsan İsrail'i siyonist yerleşke inşaatını sürdürmesi yüzünden eleştirdi.
BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı konuşmada, BM'nin diplomatik geleneklerine göre alışılandan sert bir dille İsrail'i eleştiren Ban Ki Moon, bugün de İsrail'i işgal ettiği topraklardan bir an önce çıkmaya çağırdı. Genel Sekreter ayrıca İsrail'e, Filistinlilerin yaşamlarını iyileştirmek, Filistin kurumlarını güçlendirmek, Filistinliler adına istikrar ve güvenliği artırmak için önceki anlaşmalara tutarlı eylemde bulunması çağrısı yaptı.
Filistin Otoritesi altında Gazze ve Batı Şeria'yı yeniden birleştirme gereğinin altını çizen Ban Ki Moon, Filistin'den de kışkırtmaya karşı durmasını ve yöntem geliştirmesini istedi.


Korsan İsrail'e tepkisi ile siyaset ve medya çevrelerini adeta şaşırtan
Ban Ki Moon, "Açık olalım. Hiç bir şey terör için gerekçe gösterilemez. Hiç bir şey masum insanların hedef alınmasını haklı kılmaz. Bu şiddete bir son verildiğini görmek istiyoruz" diye konuştu. Genel Sekreter, Filistinlilerin gerçek ulusal uzlaşma sağlama, egemen, birleşik ve bağımsız Filistin devleti hayali görmesi konusunda liderlerine inançlarını kaybediyor olduklarına da dikkat çekti ve "Filistin halkı yarım yüz yıldır işgal altında yaşamakta. Bu durumu kınayan ifadeleri yarım yüz yıldır duymaktayız. O zaman ki çocuklar artık dede-nine olma çağına geldi. Ama hayat değişmedi" diye konuştu.


Geçen hafta Aro-Akdeniz insan hakları gözetleme merkezi Gazze şeridinde yaşayan Filistinlilerin durumunun daha da vahim hale geldiği konusunda uyarıda bulundu. Söz konusu merkez raporunda, Gazze şeridine dayatılan 10 yıllık kuşatma bölgede Filistin halkının durumunu facia boyutuna ulaştırdığını ve bu bölgede yaşayan 1.9 milyon insanın %40'ı yoksulluk sınırı altında yaşadığını belirtti.
Merkezi Cenevre'de bulunan Aro-Akdeniz insan hakları gözetleme merkezi, Gazze'de Filistinlilerin %80'i insani yardıma muhtaç durumda olduğunu vurguladı.
Öte yandan dünya bankası da Gazze şeridinde gıda maddesinin kıtlığı konusunda uyarıda bulundu. Gazze şeridinde yaşayan Filistin halkı korsan İsrail'in kuşatması ve Mısır rejiminin işbirliği yüzünden bu bağlamda ciddi sıkıntı çekiyor. Korsan İsrail son on yılda Gazze şeridine her türlü yakıt, temel maddeler ve gıda maddelerinin girişine izin vermiyor.


Gerçekte Gazze kuşatmasının ağırlaştırılması bu bölgede yaşayan insanları gıda maddeleri, sağlıklı içme suyu, elbise, ilaç ve benzeri temel ihtiyaçların konusunda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakırken, uluslararası camianın bölgede insani facianın şiddetlenmesi konusunda da kaygılandırıyor. Gazze şeridi hali hazırda sözü edilen temel maddelerin yokluğu yüzünden insani facia ile karşı karşıya bulunuyor.
Katar'ın BM daimisi temsilcisi bayan Olya Bent Seyf Al-i Sani ise geçen hafta BM güvenlik konseyinin resmi oturumunda bir bildiri yayımladı. Bildiride korsan İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında yayılmacı politikalarına ve Gazze kuşatmasını sürdürmesine itiraz eden bayan Al-i Sani, kuşatmanın tüm uluslararası yasalara ve BM kararnamelerine aykırı olduğunu vurguladı.


Geçen hafta BM güvenlik konseyi Ortadoğu ve Filistin'de son durum başlıklı bir oturum düzenledi. Oturumda Katar temsilcisi yayınladığı bildiride güvenlik konseyinden korsan İsrail'i uluslararası yasalara bağlı kalmaya zorlaması ve bunun için bu rejime baskı yapmasını istedi.
Gerçekte dünya camiası da BM güvenlik konseyinden İsrail'in tecavüzlerine son vermek ve Filistin milletini korumak için harekete geçmesini bekliyor. Gaspçı rejim İsrail 1948 yılında Filistin toprakları üzerinde şom varlığını ilan ettiği günden beri her yıl bir veya bir kaç kararname bu rejimin aleyhinde onaylanıyor, fakat korsan İsrail Amerika'nın destekleri yüzünden son 68 yılda sayıları yüzü aşan kararnamelerin hiç birini uygulamıyor ve uluslararası camiayı hiçe sayıyor.


Geçen hafta suriye'de yardım alanında çalışan kurumların birliği Başkanı Übeyde Müftü, Ağustos 2012 ila Aralık 2015 tarihleri arasında Suriye'de 177'i hastane olmak üzere toplam 330 sağlık merkezi teröristlerin saldırıları sonucunda tahrip edildiğini açıkladı.
Übeyde Müftü, bu süre içerisinde ayrıca aralarında hekimlerin ve hemşirelerin de bulunduğu toplam 700 sağlık hizmetleri görevlisi de öldürüldüğünü belirtti.
Öte yandan dünya sağlık örgütü Suriye temsilcisi Elizabet Hof da, Suriye'de hastanelerin %60 kadarı kullanılamaz hale geldiğini ve sağlık hizmeti sunan merkezlerin de yarısından fazlasının kapandığını açıkladı.
Bayan Hof, Suriye'de sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyan insanlara yardım ulaştırmanın bu ülkenin en büyük sorunlarından biri olduğunu vurguladı.


Suriye 2011 yılından beri Amerika ve müttefiklerinin beslediği terör örgütlerinin yürüttüğü vekalet savaşı ile uğraşıyor. Amerika ve müttefikleri Beşar Esad'ın yasal yönetimini devirmek istiyor, ancak bu durum Suriye milletine büyük faciaları dayattığı gözleniyor. Toplu katliamlar, mülteci durumuna düşmek ve evinden yurdundan olmak, Suriye milletinin karşılaştığı faciaların sadece küçük bir bölümüdür.
Bu arada Amerika Dışişleri Bakanlığı Suriyeli muhaliflerden Cenevre 3 barış müzakerelerine katılma fırsatını değerlendirmelerini ve önşartsız bu müzakerelere katılmalarını istedi. Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Tuner, Cenevre 3 müzakereleri Suriyeli muhalifler için tarihi fırsat olduğunu açıkladı.


BM Suriye özel temsilcisi Stephan De Mistora ise Cenevre 3 müzakerelerinin kaderi Cenevre 2 müzakereleri gibi olmamasını diledi. Cenevre 2 müzakereleri tarafların arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için düzenlendi.
Şimdi ise Cenevre 3 müzakerelerini düzenleyenler müzakerelerin en acil önceliği Suriye'de ateşkesin sağlanması ve tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadele edilmesi ve geçiş hükümetinin kurulmasından ibaret olduğunu belirtiyor.
Cenevre 3 müzakerelerine katılan Suriye yönetiminin temsilci heyetine ise Dışişleri Bakanı Velid Muallim başkanlık ediyor.
Suriye'nin yurt dışında yaşayan muhaliflerin kurduğu koalisyonun sözcüsü ise Cenevre müzakerelerine katılmak üzere 15 kişilik bir heyet oluşturduklarını açıkladı.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile