Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 25 Ocak 2016 12:10

Semavi Sureler - 96

Semavi Sureler - 96

Bugün Kur'an'ı Kerim'in 60. Suresi olan Mümtehine suresi ile tanışmak istiyoruz. Bu sure Medine'de nazil olmuş ve 13 ayetten ibarettir. Surede Allah için dostluk ve Allah için düşmanlık ve müşriklerle dostluğun men edilmesi, Müslümanları Allah'ın büyük Peygamberi Hz. İbrahim'den ilham almaya davet etmek, dostluk ve düşmanlıkların sınırı, muhacir kadınları ve sınanmaları ve bu bağlamda bazı ahkam, Müslüman kadınlarla biat meselesi gibi konular yer alıyor.


Mümtehine suresi şöyle başlıyor:
Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız...
İslam Peygamberi –s– Mekke fethi için hazırlanıyordu. Sahabeden biri bir kadına bir mektup verdi ve mektubu Mekkeli müşriklere götürmesini ve onları Resulullah'ın –s– Mekke'ye doğru hareket etmeye hazırlandığından haberdar etmesini istedi. Hz. Cebrail –s– bu macerayı İslam Peygamberi'ne –s– anlattı. Allah Resulü –s– Hz. Ali'yi –s– ve bir kaç kişiyi daha çağırdı ve onlardan Mekke'ye doğru yola çıkmalarını isteyerek şöyle buyurdu: yolun ortalarında bir menzilde Mekkeli müşriklere bir mektup götüren bir kadına rastlarsınız. Mektubu ondan geri alın. Allah Resulü –s– böylece İslam ordusunun Mekke'ye doğru hareket edeceği haberinin duyulmasını ve askeri sırların ifşa edilmesini önlemek istiyordu. Bu grup yola çıktı ve tam da Resulullah'ın –s– buyurduğu noktada o kadını buldu ve mektubu sordu. Kadın böyle bir mektuptan haberi olmadığını söyledi, fakat Hz. Ali –s– şöyle buyurdu: Hayır, Resulullah –s– bize yalan söylemez, biz de yalan söylemeyiz. Bunun üzerine İmam Ali –s– kılıcını çekti ve kadından mektubu vermesini istedi. Kadın durumun ciddiyetini görünce saçlarının arasına sakladığı mektubu çıkardı ve teslim etti. Yola çıkan grup mektubu Allah Resulü'ne –s– götürdü.


Allah Resulü –s– mektubu yazan Hatib bin Ebi Baltaa'yı çağırdı ve sordu: hangi sebepten ötürü bunu yaptın? Hatib şöyle arz etti: ya Resulullah, Allah'a and olsun İslam'ı benimsediğim günden beri bir an olsun kafir olmadım ve asla sana ihanet etmedim. Ama mesele şu ki benim ailem Mekke'de ve müşriklerin arasında yaşıyor. ben bu yoldan müşriklerin gönlünü kazanmak istedim ki ailemi rahatsız etmesinler. Çünkü Allah Teala'nın sonunda onları hezimete uğratacağını ve bu mektubun müşrikler için hiç bir faydası olmayacağını biliyordum.
Allah Resulü –s– Hatib'in bu işi casusluk yapmak için yapmadığını biliyordu ve bu yüzden mazeretini kabul etti ve onu bağışladı. Gerçi Hatib bu macerada casusluk yapmak istememişti, ama yaptığı iş, İslam düşmanlarına sevgi ifadesiydi. Burada mümtehine suresinin ilk ayetleri nazil oldu ve Müslümanları uyardı ve iman eden toplumun Allah'ın düşmanları ile dostane ve samimi ilişkisi olmaması gerektiğini, çünkü Allah'ın düşmanları müminlerin de düşmanı olduğunu buyurdu.


Mümtehine suresinin birinci ayeti şöyle devam ediyor:
... benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Peygamber'i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar.
Onlar inançta size karşıdır, pratikte de size karşı mücadeleye kalkışmıştır ve sizin en büyük onurunuzu, yani Allah'a olan imanınızı büyük suç ve günah saymıştır. Buna karşın acaba siz onlara karşı muhabbet mi beslersiniz?
Ayet konuyu açıklamak için şöyle ekliyor:
Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, en, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.


Mümtehine suresi konuyu daha iyi aydınlatmak için delil getirerek şöyle buyurmakta:
Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler.
O zaman neden onlarla dostluk kurmaya kalkışırsınız? Oysa onların size karşı düşmanlığı o kadar köklüdür ki eğer size musallat olacak olurlarsa, size yapmadıklarını bırakmaz ve sizi elleri ve dilleri ve her şeyle eziyet ve taciz eder. Ve işin en kötüsü, onlar sizin İslam'dan dönerek küfre geri dönmenizi ve en büyük sermayenizi yani iman gevherinizi kaybetmenizi ister.


Mümtehine suresi Hatib gibi insanlara cevap vererek yakınlarını korumak için Müslümanların sırlarını ifşa etmemeleri konusunda uyarıyor, çünkü kıyamet gününde insan için amellerinden başka hiç bir şey fayda etmeyeceği kesindir:
Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
Kıyamet gününde insanlar birbirinden ayrılır ve tüm bağlar kopar. Orada iman ehli olanlar cennete ve küfür ehli olanlar cehenneme gider.


Kur'an'ı Kerim insanları terbiye etmek için çeşitli ayetlerinde somut ve pratik örneklere işaret eder. Örneğin Mümtehine suresinin 4. Ayetinde Müslümanlardan tüm kavimlerin saygı duyduğu Hz. İbrahim'i –s– örnek almalarını ister. Hz. İbrahim ve arkadaşları kesin tavırlı ve hiç bir şeyden çekinmeden Allah'ın düşmanlarından beraat ettiklerini ilan etti ve müşriklere şöyle dedi: Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.
Doğal olarak Hz. İbrahim –s– gibi büyük ilahi insanlar o kadar etkilidir ki zamanla insanlara örnek olmaları asla etkilenmez.


Mümtehine suresi adını surenin 10. Ayetinde muhacir kadınların sınanması ile ilgili durumdan almıştır.
Allah Resulü –s– Hudaybiye barışı sırasında Mekkeli müşriklerle bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın maddelerinden biri, Mekke halkından kim Müslüman olursa, iade edilmesiyle ilgiliydi. Fakat Müslümanlardan biri İslam'ı bırakıp Mekke'ye geri dönseydi, müşriklerin onu iade etmesi gerekmiyordu.
O sırada Sabia adında bir kadın İslam dinini benimsedi ve Hudaybiye diyarında Müslümanlara katıldı. Kadının kocası Resulullah'ın –s– huzuruna çıktı ve şöyle arz etti: ey Muhammed, eşimi bana geri ver, çünkü bu bizim anlaşmamızın bir maddesidir ve anlaşmanın mürekkebi henüz kurumamıştır.
O sırada surenin 10. Ayeti nazil oldu ve muhacir kadınların sınanması emredildi. Bu imtihan şöyle idi: muhacir kadınlar hicret etmeleri eşleri ile düşmanlık veya Medine'de başka bir erkeğe ilgi veya maddi ve dünyevi amaçlar uğruna olmadığına ve sırf İslam için olduğuna dair yemin etmeliydi. O kadın da gerçekten iman ettiğine dair yemin etti. Burada Allah Resulü –s– kocasına ödediği mehrini ödedi ve şöyle buyurdu: anlaşmamız gereği sadece erkekler iade edilir, kadınlar değil, ve böylece o kadın iade edilmesine engel oldu.


Mümtehine suresinin 12. Ayetinde de kadınlarla biat meselesi yer alıyor:
Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Bu ayet İslam peygamberinden –s– kalbi iman ettikleri kesinleşen ve o hazretin emirlerine uyan kadınlarla biat etmesini istiyor. Müfessirlerin belirttiğine göre, Mekke fethi sırasında Allah Resulü –s– Safa dağının üzerinde dururken erkeklerden biat aldı. İman eden Mekkeli kadınlar da biat etmek için Resulullah'ın –s– yanına geldi. O sırada bu ayet nazil oldu ve kadınlarla biat etmenin şartı anlatıldı. Resulullah –s– da ona göre kadınların biatini kabul etti.


Biat etme şöyle idi: Allah Resulü –s– mübarek ellerini su dolu bir kaba soktu ve ardından kadınlara şöyle buyurdu: biat etmek için elinizi su kabına batırın. Bu mesele, bazı garez-kar insanların İslam dini toplumun yarısını oluşturan kadınlara değer vermediği ve onları saymadığı iddiasının ne kadar boş bir iddia olduğunu ve İslam dini kadınları en önemli siyasi ve sosyal meselelere katılımına zemin hazırladığını gösteriyor. Nitekim burada İslam Peygamberi –s– ile biat etme konusunda kadınlar da erkeklerle omuz omuza bu ilahi anlaşmaya katıldı. Bu ayette İslam Peygamberi'nin –s– kadınlarla biat etme şartları oldukça değerli ve yapıcıdır. Bu şartlar kadının insani kimliğini ihya etti ve onları sırf erkeklerin gözünde bir meta ve cinsel heveslerini tatmin etme aracı olmaktan kurtardı.
Bu ayetten açıkça anlaşılan bir başka nokta, kadının bağımsız, seçim hakkı olan, özel ve tüzel kişiliği olan bir insan olduğudur, öyle ki Resulullah –s– döneminde kadınlar o hazretle doğrudan görüşebiliyor ve çeşitli konuların üzerine tartışarak fikir alış verişinde bulunabiliyordu.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile