Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 24 Ocak 2016 18:14

İslam'ı Tanıyalım – 77

İslam'ı Tanıyalım – 77

Geçen bölümde İslam Peygamberi' nin –s– mübarek yaşamını gözden geçirirken, o hazretin müşriklerin eziyet ve tacizleri yüzünden diğer Müslümanlarla birlikte Mekke kentinden ayrılmaya karar verdiğine değindik. Ancak hicretten önce ve Allah Resulü –s– Mekke'de ikamet ettiği yıllarda bir kaç önemli hadise yaşandı, ki bu hadiselerden biri İslam Peygamberi'nin Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya yolculuk etmesi ve oradan da göklere ve melekut alemine mirac mucizesiydi.
Allah Resulü'nün –s– mirac macerası Kur'an'ı Kerim'in iki suresinde açık bir şekilde beyan edilirken, bazı surelerde de imalı bir şekilde yer alıyor.
Yüce Allah Isra suresinin ilk ayetinde şöyle buyuruyor:
Bir gece, kendisine âyetlerimiz den bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.
Bu yolculuk müşriklerin tüm tekzipleri ve muhalefetleri doruk noktasına ulaştığı bir sırada gerçekleşti ve Allah Resulü'nün –s– yaşam tarihinde bir mucize olarak kayda geçti.


Kur'an'ı Kerim bu yolculuğun amacını yaratılış aleminin işaretlerini ve harikulade ayetlerini İslam Peygamberi'ne –s– göstermek ve böylece o hazretin de varlık alemini idrak ettikten ve gördükten sonra insanlığa saadet yolunu göstermesi gerektiğini buyuruyor.
Mirac gibi harikulade bir hadise hiç kuşkusuz İslam Peygamberi'nin –s– yüce ve eşsiz şahsiyetine daha da büyük bir azamet kazandırdı.
Öte yandan mirac Allah Resulü –s– için önemli getirileri de oldu. Yaratışın nizamının hakikatleri ile tanışmak ve iyilerin ve kötülerin mükafatları ve cezalarını seyretmek, bu büyük hadisenin bazı getirileriydi. İslam Peygamberi –s– mirac seyahatinde yedi gökten geçti ve her gökten geçerken melekler onu selamlayarak müjdeledi.
Böylece Allah Resulü –s– yeryüzüne döndükten sonra daha açık ve daha geniş bir açıdan dünyaya ve dünya halkına bakmaya ve daha farklı bir dille ve daha bilinçli bir kalple yaratılışın azametini insanlara anlatmaya başladı. Hz. Muhammed –s– mirac sırasında gördüklerinden ve duyduklarından en iyi şekilde yararlandı ve uygun fırsatlarda ümmeti bilinçlendirmek için onları anlattı ve insanları hidayete erdirmekte kullandı.


Hicretten önce yaşanan bir başka gelişme, İslam Peygamberi'nin –s– o dönemde Yesreb olarak adlandırılan Medine halkından iki grupla iki anlaşma imzalamasıydı. Bu anlaşmalar Akabe anlaşması olarak ün yaptı ve Allah Resulü'nün –s– Medine'ye hicreti için zemin hazırladı. Bundan önce İslam Peygamberi Taif kentine hicret etmeye karar vermişti, fakat o bölgeye tek başına yaptığı seyahati sırasında bazı sıkıntılarla karşılaştı, öyle ki hatta canını bile kaybetme eşiğine geldi ve bu yüzden Taif'e hicret etmekten vaz geçti.
Şimdi Allah Resulü'nün –s– Medine'ye hicretini ve bu kader belirleyici yolculuğa yol açan şartları gözden geçirelim.


Mekke'de Kureyş aşiretinin taciz ve eziyetleri şiddetlenince, Allah Resulü Medine'ye hicret etme doğrultusunda talimat verdi. Müslümanlar türlü bahaneler uydurarak Mekke'den ayrıldı ve Medine'nin yolunu tuttu. İşin tüm zorluklarına karşın sonunda bir çok Müslüman Kureyş'in zulmünden kurtuldu ve muhacirlere katıldı. Sonunda Mekke'de Müslümanlardan Allah Resulü –s– ve Hz. Ali –s– ve Ebubekir ve seyrek sayıda tutuklu bulunan veya hasta olan Müslümanlardan başka hiç kimse kalmadı.
Öte yandan Müslümanların Medine'de toplanması Kureyş'i daha çok panikletti. Kureyş liderleri İslam Peygamberi'nin –s– ikinci bir üs elde etmesinden derin korku ve kaygı duymaya başladı ve buna bir çare bulmak için bir araya geldi ve yeni bir komplo kurmaya karar verdi. Kureyş sözcüsü oturumun başında şöyle konuştu: artık sabrımız iyice tükenmiştir. Bundan tek kurtuluş yolu, aramızdan cesur birini seçmek ve o da gizlice Muhammed'in hayatına son vermesidir ve eğer Haşimoğulları savaşmaya kalkışırsa, kanının bedelini öderiz.
Oturumda kendini Necdi olarak tanıtan tanınmayan yaşlı bir adamı bu görüşü reddetti ve şöyle konuştu: Bu plan asla mümkün değil, zira Haşimoğulları Muhammed'in katilini sağ bırakmaz ve Muhammed'in kanının bedeli onları asla razı etmez. Kim bu plan için gönüllü olursa, ilkin kendi yaşamından vaz geçmesi gerekir ve sizin aranızda böyle biri yoktur.


O sırada Kureyş liderlerinden biri söze girdi: Maslahat şu ki Muhammed'i hapse atalım ve böylece inancının yayılmasını önleyelim.
Bu arada başka biri de görüşünü şöyle beyan etti: Muhammed'i asi bir deveye bildirelim ve her iki ayağını sıkı bağlayalım ve deveyi ürkütelim ki Muhammed'i dağlara taşlara vursun ve eğer muhtemelen sağ kurtulursa da ecnebi aşiretlerin arasına düşsün ve eğer onların arasında kendi inancını yaygınlaştırmaya kalkışırsa, sıkı putperest olan ecnebiler onu öldürsün.
Bu görüş de benimsenmedi ve sonunda Ebu Cehil söze başladı: Tek yol ve en kusursuz yöntem şu ki tüm aşiretlerden birer kişi seçilsin ve hep birlikte Muhammed'in evine saldırarak onu öldürsün. Bu durumda Haşimoğulları tüm aşiretlerle savaşmaya gücü yetmez. Bu görüş oybirliği ile kabul edildi ve her aşiretten biri seçildi ve bu görevin yerine getirilmesi kararlaştırıldı.


Ancak kafirlerin Allah Resulü –s– de diğer peygamberler gibi gaybi yardımlardan yararlandığını ve o hazreti onca hadiseden koruyan elin bu planı da suya düşeceği akıllarına bile gelemedi.
Müfessirlerin belirttiğine göre vahiy meleği hemen nazil oldu ve Enfal suresinin 30. Ayetinde belirtildiği üzere Allah Resulü'nü –s– müşriklerin şom planından şöyle haberdar etti:
Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.
Böylece birinin Allah Resulü'nün –s– yatağında yatması kararlaştırıldı, çünkü bu durumda müşrikler Resulullah'ın –s– evden çıkmadığını düşünecekti. Bu tehlikeli görev için Hz. Ali –s– gibi fedakar insandan başkası gönüllü olmadı. Allah Resulü –s– Hz. Ali'ye –s– şöyle buyurdu: Bu gece benim yerime yatakta yat ve gece uyurken üzerime çektiğim yeşil kumaşı üzerine ört. Çünkü muhalifler beni öldürmek için komplo kurmuş ve benim Medine'ye hicret etmem gerekiyor.


Hz. Ali –s– gece vakti Resulullah'ın –s– yatağına girdi. Bir süre sonra kırk kişi Resulullah'ın –s– evini kuşattı ve dört bir yanı gözetlemeye başladı. Ancak yüce Allah'ın iradesi İslam'ın büyük önderini alçaklardan korumaya yönelikti. Kafirler İslam Peygamberi'ni –s– uyurken katletmek için emir bekliyordu. Gece karanlığı sökülmeye başladı ve şafak söktü. Müşrikler yakında şom hedeflerine ulaşacaklarını zannediyordu ve ellerinde kılıçları büyük bir heyecanla Resulullah'ın –s– yattığı yatağın yanı başına toplandı. O sırada Hz. Ali –s– başını kaldırdı ve yeşil kumaşı üzerinden ayırdı ve gayet soğukkanlı bir şekilde ne istiyorsunuz? Diye sordu. Kafirler Muhammed'i istiyoruz, nerede o, diye sordu. Hz. Ali –s– şöyle karşılık verdi: onu bana mı emanet etmiştiniz ki şimdi benden almak istiyorsunuz. O şu anda evde yok.


İslam Peygamberi'ni –s– öldürmekle görevlendirilen katillerin yüzü öfkeden mos mor kesilmiş, öfkelerine hakim olamıyordu. Kureyş elebaşıları komploları suya düştüğü için çok öfkelendi ve kendi aralarında Muhammed'in o kısa sürede Mekke'nin dışına çıkamayacağını düşünmeye başladı ve bu yüzden onu yakalamaya karar verdi.
Kureyş liderlerinin planı hezimete uğradıktan sonra planlarını değiştirdi ve yolları kapatarak Medine'ye uzanan tüm yolları tutmaya başladı ve iz süren usta kişileri çağırarak Muhammed'in izi aranmaya başladı. Kureyş aşiretinden bir grup işlerini bıraktı ve Mekke'nin Medine'ye uzanan kuzeyinde aramaya başladı, oysa Allah Resulü –s– Kureyş'in planını boşa çıkarmak için Mekke'nin güneyine gitmiş ve Medine'nin tam karşı yönünde olan Sur mağarasında Ebu bekir ile birlikte saklanmıştı. İzciler hatta mağaranın yakınına kadar geldi, fakat ilahi imdatla mağaranın girişi örümcek ağı ile kapatıldı. İzciler mağaranın girişinde kalın ömürcek ağını ve onun yanı başında bir güvercinin yuvasını görünce, mağaraya girmekten vaz geçti.
Kurayş casusları üç gece gündüz aramaya devam etti ve sonunda hüsrana uğrayarak bu işten el çekti. Böylece Allah Resulü –s– Mekke'den Medine'ye hicret etmeyi başardı.
Rivayetlere göre Allah Resulü –s– Mekke'den ayrılırken şöyle buyurdu: ey mekk, Allah'a and olsun ben senden ayrılmak ve biliyorum sen Allah'ın en sevilen ve en saygın toprağısın ve senin halkın beni dışlamasaydıasla seni terk etmezdim.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile