Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Perşembe, 21 Ocak 2016 00:29

İslam'ı Tanıyalım - 76

İslam'ı Tanıyalım - 76

İslam Peygamberi'nin biseti üzerinden yedi yıl geçiyordu. Şimdi artık İslam'ın adı tüm Mekke'de ve Hicaz yarımadasında yankılanıyordu. İslam dini, vahyin duru pınarından kaynaklanan ve aktığı yerde hak ve hakikat peşinde olanları doyasıya doyuran hayat veren bir ırmak gibi akıyordu.
Öte yandan Habeşistan'a göç eden Müslümanlar da bu ülkede faaliyetlerini ve çabalarını sürdürüyordu. Mekkeli müşriklerin ise bu grubu geri getirme girişimleri sonuç vermemişti. Mekke'nin müşrik liderleri İslam dininin şaşırtıcı bir şekilde yayılmasından derin kaygı duyuyor ve kurdukları kumpasların hiç birinin işe yaramadığını görüyordu. Bu yüzden Kureyş'in putperest liderleri yeni bir komplo kurdu. Bu komplo, Müslümanları sosyal ve iktisadi açıdan kuşatma altına almaktı.


Kureyş'in müşrik liderleri kurdukları komplo çerçevesinde bir anlaşma hazırladı. Anlaşmayı Kureyş'in önde gelen büyüklerinden 80 kişi imzaladı. Müşrikler anlaşmayı bir kutuya yerleştirdi ve Kabe'nin içine astı. Anlaşmada Kureyş müşrikleri İslam Peygamberi –s– ve onun hanedanı olan Haşimoğulları ile tüm ilişkilerini kesme ve onlarla ailevi ilişkilerde bulunmama ve her türlü alış verişi yapmama ve herhangi bir olay durumunda onları savunmama sözü vermişti. Gerçekte Kureyş müşrikleri Müslümanları iktisadi kuşatma altına almak ve gelir kaynaklarını kesmekle İslam'ın nüfuzunu ve yayılmasını önlemek istiyordu.
Düşmanın bu planından sonra şartlar Allah Resulü –s– ve Müslümanlar için daha da zorlaştı. O sıralarda Resulullah'ın –s– yegane hamisi Ebu Talib, tüm akrabalarına çağrı yaptı ve hepsinden o zorlu şartlarda İslam Peygamberi'ne –s– yardım etmelerini istedi.


İktisadi kuşatmanın başlaması ve baskıların artmasının ardından Haşimoğulları bu durumda Mekke de yaşamanın onlar için mümkün olmadığını anladı ve mecburen kentin yakınlarında bir vadiye yerleşti. Bu vadi daha sonra EbuTtalib vadisi olarak ün yaptı. Bu vadide çok basit evler ve gölgelikler yapılmıştı. Müslümanlar Kureyş'in ani baskınına karşı bazılarını yüksek noktalara yerleştirdi ve böylece beklenmedik bir saldırıya maruz kalmayı önledi. Bundan başka Müslümanlar, düşmanlar zarar vermesin diye Allah Resulü'ne –s– sıkı koruma uygulamaya başladı.
Bu kuşatma tam üç yıl sürdü ve Hişamoğullarına baskı ve yaptırımlar had safhaya ulaştı. Bu süre içerisinde Mekkeli müşriklerin lideri hiç kimse Haşimoğullları ile ticaret yapmaması ve onlara yiyecek götürmemesi için sıkı denetim uyguladı. Nitekim Müslümanlar bazen bir gece gündüzü bir tek hurma ile geçirmek zorunda kaldı.


Müslümanların kuşatma altında kaldığı üç yılda sadece haram aylarda Arabistan'a tam güvenlik hakim olurken, şartlar Haşimoğulları için de bir nebze olsun daha müsait oluyordu. Haşimoğulları bu aylarda vadiden çıkıp az bir şey alış veriş yapıyor ve ardından hemen vadiye geri dönüyordu. Allah Resulü ,ancak bu aylarda Mekke ve çevresinde tebliğ edebiliyordu. Gerçi kureyş müşrikleri haram aylarda bile Müslümanları taciz etmekten vazgeçmiyordu. Kureyş casusları Ebu Talib vadisine uzanan tüm yolları gözetliyor ve hiç kimseyi oraya yiyecek götürmesine müsaade etmiyordu. Ancak buna karşın müşriklerin kuşatması Müslümanların sabır ve direnişini etkileyemedi. Bazı tarihçilerin belirttiğine göre Allah Resulü –s–, Hatice ve Ebu Talib kuşatma yıllarında tüm mal varlığını kaybetti.


Haşimoğulları kuşatma yıllarında EbuT alib vadisinde çok zor günler yaşadı. Vadide gündüzleri yakıcı sıcak ve geceleri çocukların açlıktan ağlayıp inlemeleri yürekleri parçalıyordu. Allah Resulü –s– o zorlu şartlarda büyük ve emsalsiz bir sabır örneği sergileyerek Müslümanları da sabırlı olmaya davet ediyor ve bir çok kez kendi yiyeceğini başkaları ile paylaşıyordu. O zorlu günlerde ve yaptırımların altında vefakar eşi Hatice ve amcası Ebu Talib en büyük hamileriydi.
Müslümanlara dayatılan yaptırımların üzerinden üç yıl geçtiği bir sırada vahiy meleği Cebrail –s– Allah Resulü'nü –s– müşriklerin anlaşmasını tahtakurusu yediği hakkında bilgilendirdi.


Bu gelişmenin üzerine Allah Resulü –s– amcası Ebu Talib'i bu durumdan haberdar etti. Ebu Talib bazılarını yanına alarak vadiden ayrıldı ve Mekke'ye gelip Kabe'nin yanında oturdu. O sırada Kureyş'ten bir grup Ebu Talib'in yanına geldi ve ona yeğenine destek vermeyi bırakma zamanı gelmedi mi, diye sordu. Ebu Talib onlara şöyle dedi: gidin anlaşmayı getirin. Müşrikler anlaşmayı getirdi. Anlaşmanın üzerindeki mühürler duruyordu. Ebu Talib şöyle dedi: acaba bu, hepinizin birlikte yazdığınız anlaşma mı? hepsi evet, diye karşılık verdi. Ebu Talib şöyle devam etti: yeğenim Rabbinden bir mesaj almış, eğer sözü doğru ise o zaman bizimle ilişkinizi kesmekten ve kuşatmaktan vazgeçmelisiniz ve eğer sözü yalan çıkarsa, onu size teslim etmeye hazırım. Müşrikler kabul etti ve Ebu Talib'e sözleri insaflı olduğunu söyledi. Ebu Talib şöyle dedi: Muhammed tahtakurusu anlaşmayı yemiş, diyor. Kureyş müşrikleri ise şöyle dedi: Muhammed yalan söylüyor.


Bunun üzerine anlaşma açıldı ve Muhammed'in sözü doğru olduğu anlaşıldı. Tahtakurusu Allah'ın adının yazıldığı yerden başka anlaşmanın tamamını yemişti. Böylece Muhammed'in –s– hak sözü söylediği ortaya çıktı ve hepsini hayrete düşürdü, öyle ki bazı müşrikler bu mucizeyi görünce İslam dinini kabul etti.
Kureyş liderleri imzaladıkları anlaşmanın yok olduğunu fark etti. Öte yandan Haşimoğullarının çekti acı ve açlık, Mekke halkı ve çevresindeki aşiretlerin duygularını Kureyş'e karşı alevlendirmişti. Bu yüzden müşrikler anlaşmadan vaz geçti ve böylece yaptırımlar da sona erdi ve Hişamoğulları evlerine döndü. Buna karşın Mekke'nin putperest liderleri Allah Resulü –s– ve Müslümanlara karşı düşmanlığını sürdürdü.


Bir süre sonra Allah Resulü'nün –s– vefakar amcası Ebu Talib vefat etti ve o hazreti yasa boğdu. Ebu Talib ölüm döşeğinde evlatlarına şöyle dedi: Hepinizi Muhammed'e yönlenmesini istiyorum, zira o Kureyş emini ve Arapların dürüst insanı ve tüm erdemlere sahiptir. Muhammed gönüllerin iman ettiği bir inancı getirdi, ama diller serzeniş korkusuyla onu inkar etmeye kalkıştı. Ben şimdi görüyorum ki zayıflar onu destekliyor ve Muhammed onların yardımıyla Kureyş'in saflarını kırmak üzere kıyam ediyor. Ey akrabalarım, onun dini yani İslam'ın dostu ve hamisi olun. Kim onu izlerse saadete kavuşur. Eğer ecel bana fırsat verseydi devranın hadiselerini onun üzerinden bertaraf ederdim.


Ebu Talib'den kısa bir süre Allah Resulü'nün –s– diğer hamisi, yani eşi Hatice hayata gözlerini yumdu. Böylece bisetin onuncu yılı acı gelişmelere sahne oldu ve İslam Peygamberi –s– iki yar ve yardımcısını kaybetti.
Ebu Talib Mekke'de büyük nüfuza sahipti ve Allah Resulü'nü –s– müşriklerin tehditlerine karşı koruyordu. Hatice ise serveti ile İslam'ın ilerlemesi yolunda büyük çaba harcadı. Bu iki büyük insanı kaybeden Allah Resulü'nün –s– işi daha da zorlaştı. Müşrikler o hazrete düşmanca davranıyor ve sürekli tehdit ediyordu, öyle ki hatta can güvenliği yoktu.
Ebu Talib'in vefatı üzerinden henüz bir kaç gün geçmeden bir gün kureyş'ten biri Resulullah'ın –s– başına toprak attı. Allah Resulü –s– o vaziyette evine döndü. O sıra kızı Hz. Fatıma –s– babasını o halde görünce biraz su getirdi ve babasının başını yüzünü yıkadı ve bunu yaparken gözünden bir kaç damla yaş aktı. Allah Resulü –s– kızını teselli etti ve şöyle buyurdu: ağlama kızım, Allah babanı koruyacaktır. Ebu Talib hayattayken müşrikler bana böyle davranamıyordu.


Müşrikler Allah Resulü'ne –s– karşı komplolarını ve tehditlerini ve tacizlerini o hazreti katletme noktasına kadar ilerletti. Müşrikler İslam'ın sesi Mekke halkına ve diğer yörelerin insanlarına ulaşmasına engel oluyordu. Bu yüzden Müslümanlar İslam'ı yaygınlaştırmak için başka çareler düşünmeye başladı ve en iyi seçenek de Medine'ye hicret etmek oldu.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile