Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cumartesi, 16 Ocak 2016 18:19

İslam'ı Tanıyalım - 75

İslam'ı Tanıyalım - 75

Geçen bölümlerde anlatıldığı üzere, İslam Peygamberi –s– davetini aleni ettikten sonra bu çağrı yeni bir merhaleye girdi. Bundan sonra Allah Resulü –s– şirk ve putperestlikle aleni bir şekilde mücadele etmeye başladı. İslam Peygamberi –s– kendisine tedrici bir şekilde ve semavi vahiy yoluyla nazil olan Kur'an'ı Kerim ayetlerini beyan ederek insanların ilgisini İslam dinine çekiyordu. Kur'an'ı Kerim ayetleri ve Resulullah efendimizin –s– kesin mantığı ve iyi ahlakı o kadar çekici ve etkileyiciydi ki birçok insan ilk karşılaşmalarında o hazretin etkisi altına kalıyordu.


Öte yandan İslam Peygamber'inin –s– aleni hareketi yayılmaya başladıktan sonra Kureyş kafirlerinin açık gizli muhalefetleri başladı. Mekkeli kafirler ve müşrikler yeni yeni ayakta duran İslam dininin ilerlemesini her ne pahasına olursa olsun, engellemeye çalışıyordu. Bu doğrultuda müşrikler en başta Allah Resulü'ne –s– yönelik baskılarını arttırmaya başladı. Müşrikler İslam Peygamberi –s– ile alay ediyor ve türlü iftiralar atıyor ve o hazreti sihirbazlık ve hatta mecnun olmakla suçladı. Arsız müşrikler Resulullah efendimizin –s– üzerine çöplerini atmaya başladı ve onu görünce hakaretler yağdırarak taşladı.


Gerçekte müşrikler bu tür tacizleri ile Allah Resulü'nü –s– bezdirmek ve inzivaya çekilmesini sağlamak istiyordu. Her halükarda müşriklerin İslam nurunu söndürmeye yönelik geniş çabaları müslümanlar için büyük kısıtlamalara neden oluyordu, fakat tüm bu baskılara rağmen Allah Resulü'nde –s– en ufak bir geri adım veya vaz geçmek gibi bir durum göze çarpmıyordu. İslam Peygamberi –s– büyük bir sabır ve metanetle tüm zorluklara göğüs geriyordu. Yüce Allah da Kur'an'ı Kerim'de peygamberini teselli ediyor ve sabırlı olmaya ve direnişe davet ediyordu.


Öte yandan müşrikler müslümanlara karşı hiç bir tacizden veya işkenceden veya tehditten çekinmiyordu. Müşrikler mümin insanları ve özellikle yeni yeni İslam dinini seçen köleleri işkence ediyordu. Müşrikler yakaladıkları müslümanları kırbaçlıyor, darp ediyor ve bazen onlar çıplak halde sıcak kumun üzerinde yatırıyor ve tevhitten el çekmeleri için işkence ediliyordu. Ancak müslümanlar her türlü tacize ve işkenceye katlanıyor, fakat tevhid inancından el çekmiyordu.


Müslümanların arasında işkence edilenlerin sayısı her geçen gün daha da artıyordu. Bunlardan biri ise Habeşistanlı köle Bilal idi. Bilal, Umeyye bin Halef'in kölesiydi. Umeyye Bilal'in İslam dinini benimsediğini ve müslüman olduğunu öğrenince onu açık alanda ve halkın gözü önünde işkence etmeye başladı. Umeyye Bilal'i Mekke'nin etrafındaki sıcak kumların üzerinde yatırdı ve göğsünün üzerinde büyük bir taş koydu ve ardından Bilal'den Muhammed'e ve Allah'ına iman etmekten el çekmesini istedi. Ancak Bilal tek bir sözcüğü sürekli tekrarlıyordu: Allah birdir, Allah birdir. Bilal işkencenin altında asla teslim olmadı. Sonunda Mekkeli zenginlerden biri onu satın aldı ve özgürlüğüne kavuşturdu. Bilal özgür olduktan sonra Allah Resulü'nün –s– en yakın sahabelerinden biri oldu.


Ammar da annesi Sümeyye ve babası Yaser'le birlikte müşriklerce uzun süre işkence edildi. Sonunda Sümeyye ve Yaser ağır işkencelerin altında şehit düştü, fakat hiç biri Allah'a imanından vaz geçmedi. Gerçekte müslümanların kalbi her türlü işkence ve baskıya direnecek kadar Allah ve peygamberinin sevgisiyle dolup taşmıştı.
Bu tür acı olaylara şahit olan Allah Resulü –s– müslümanların yaşadığı bu sıkıntılardan ötürü çok üzgündü, ancak Kur'an'ı Kerim'in yürekleri ısıtan ayetlerinden ilham alarak müminleri direniş ve sabırlı olmaya davet ediyor ve zafer vadediyordu. Buna karşın müslümanlara yönelik baskı ve işkencelerin sürekli arttığını ve artık katlanmaz hale gelmeye başladığını gören Allah Resulü –s– yüce Allah'ın emri üzerine müslümanlardan Habeşistan'a hicret etmelerini söyledi. Gerçekte bu karar müslümanlar için bir süre müşriklerin işkence ve tacizlerinden korunmaları için bir çözümdü.


Bu emrin üzerine müslümanlardan bir grup Kureyş müşriklerinin taciz ve işkencelerinden korunmak ve dini vecibelerini yerine getirmek amacıyla Mekke'den hicret etti. Söz konusu müslüman grubu gizlice Habeşistan'a doğru yola çıktı. On veya on beş kişiden oluşan grupta dört müslüman kadın da yer alıyordu. Bu hicret, Bi'set'in beşinci yılının Recep ayında gerçekleşti. Daha sonraları Habeşistan'a daha önemli bir göç dalgası gerçekleşti. Bu grubun başında ise Cafer bin Ebutalib yer aldı. Müslümanların Habeşistan'a göç ettikleri ve kurtuldukları haberi Mekke liderlerine ulaşınca, büyük öfke duymaya ve aynı zamanda müslümanların Habeşistan'a nüfuz etmelerinden kaygılanmaya başladılar. Mekkeli müşrikler iki kişiyi temsilci olarak seçti ve pahalı hediyelerle beraber hristiyan olan Habeşistan kralı Necaşi'ye göndererek müslüman göçmenlerin Mekke'ye iade edilmesini istedi.


Mekkeli müşriklerin temsilcileri kral Necaşi'nin sarayına vardıklarında pahalı hediyelerini sunduktan sonra olayı şöyle anlattı:
Ey kral, bizlerden bir grup akılsız ve düşüncesiz genç atalarımızın yolunu bırakmış ve yeni bir dine inanmıştır. Bu inanç ne sizin ve ne de bizim atalarımızın inancı ile örtüşür. Bu grup geçenlerde sizin ülkenize kaçmış ve bu topraklarda var olan özgürlüğü kötüye kullanmaya başlamıştır. Bizim kavmin büyükleri sizden bu grubu kendi topraklarınızdan ihraç etmenizi ve kendi ülkelerine iade etmenizi istiyor.
O sırada sarayda hazır bulunan bazı vezirler ve yetkililer de müşriklerin temsilcilerinin sözlerini doğruladı ve kral Necaşi'den göçmen müslümanları onlara teslim etmesini ve onlar da müslümanları Mekke'ye geri götürmesini istedi. Ancak Habeşistan'ın akıllı ve adil hükümdarı büyük bir tedbir ve akılcılık örneği sergileyerek şöyle karşılık verdi: Ben asla ülkeme sığınan insanları araştırmadan bunlara teslim etmem. Önce onların hakkında araştırma yapılmalı, eğer bu iki temsilcinin onların hakkında söyledikleri doğru ise, o zaman onları bu iki temsilciye teslim ederim.


Böylece kral Necaşi göçmen müslümanları sarayına çağırdı. Müslümanlar kral Necaşi'nin düzenlediği meclise katıldı. Meclistekiler kralın müslümanlara nasıl davranacağını merakla bekliyordu. Kral Necaşi müslümanlara sordu: Sizin inancınız nedir ki ne atalarınızın inancı ne de bizim hristiyanlık olan inancımız gibidir?
Müslümanların arasından Cafer bin Ebutalib öne geldi ve şöyle anlattı:
Ey kral, biz bir avuç cahil ve putperest insanlardık, murdar eti yerdik, sürekli çirkin amellerde bulunurduk, akrabalarımıza saygı duymazdık, komşularımıza kötü davranırdık, güçlü olanlar zayıf olanları ezerdi. Bizim günümüz böyle geçiyordu, ta ki Allah Teâlâ aramızdan birin peygamber olarak seçti. Biz onun soyunu biliyorduk ve o dürüstlükte, emanettarlıkta ve pak olmakta parlak mazisi olan biriydi. Bu peygamber bizi tevhide davet etti, putlara tapmayı tenkit etti ve bize dürüst ve emanettar olmayı ve akrabalarımıza ve komşularımıza iyi davranmayı tavsiye etti. O bizden kötülüklerden, kan akıtmaktan, fuhuştan, zorbalıktan ve yetimlerin malını gasp etmekten sakındırdı. O bize yegane Allah'a tapmayı ve O'na ortak koşmamayı öğretti. O bizi namaz, zekât ve oruca emretti.


Cafer bin Ebutalib sözlerini şöyle sürdürdü: İşte bu yüzden biz de onu tasdik ettik ve ona iman ettik ve böylece yegane Allah'a tapmaya başladık. Biz yüce Allah'ın bize haram kıldığı her şeyden uzak durduk ve helal saydıklarını benimsedik. Bu yüzden kureyş bize düşman kesildi. Onlar bizi taciz ve işkence etti ve bizden inancımızdan el çekmemizi ve yeniden putlara tapmamızı istedi. Biz de Kureyş'in zulmü ile karşılaşınca, inancımızı korumak için sizin ülkenize sığındık ve şimdi sizin ülkenizde kimse bize zulmetmemesini umuyoruz.


Cafer bin Ebutalib'in sözleri çok açık ve çok güzel ve çok etkiliydi, öyle ki kral Necaşi Cafer'den eğer hatırlayabiliyorsa, peygamberinin semavi kitabından bazı ayetleri tilavet etmesini istedi.
Cafer bin Ebutalib, Kur'an'ı Kerim'in Meryem suresinin ilk ayetlerini okudu ve İslam dininin Hz. Meryem'in pak olduğu ve Hz. İsa'nın Allah'ın Peygamberi olduğu ile ilgili görüşünü beyan etti.
Kral Necaşi Kur'an'ı Kerim ayetlerini duyur duymaz gözlerinden yaşlar akmaya başladı, mecliste hazır bulunan papazlar da ağladı.
Kral Necaşi şöyle dedi: Allah'a and olsun, Hak budur. Sizin peygamberinizin getirdiği inançla İsa bin Meryem'in getirdiği inancın ikisi de aynı kaynaktan kaynaklanıyor. Gönlünüz rahat olsun, ben sizi asla bu iki kişiye teslim etmem.


Kureyş temsilcilerinin düşündüğünün aksine o meclis müslümanların lehine ve müşriklerin aleyhine sonuçlandı ve iki müşrik eli boş geri dönmek zorunda kaldı.
Ertesi gün Kureyş temsilcilerinden Amro bin As kral Necaşi'nin yanında geldi ve şöyle dedi: Ey kral, bu akılsızlar İsa hakkında tuhaf şeyler söylüyorlar, öyle ki bu sözler sizin görüşlerinizle örtüşmüyor. Siz birini onlara gönderin ve onların İsa hakkında ne düşündüklerini sorun.
Kral Necaşi müslümanları temsil eden Cafer bin Ebutalib'den Hz. İsa Mesih hakkında ne düşündüklerini sordu. Cafer bin Ebutalib şöyle karşılık verdi: Biz Hz. Mesih'in Allah'ın kulu ve Peygamberi olduğuna inanıyoruz, O'dan kaynaklanan ve Meryem'e sunulan bir ruh olduğuna inanıyoruz.
Kral Necaşi Cafer'in bu sözlerinden çok hoşnut oldu ve şöyle dedi: Hak söz, senin söylediklerindi. Necaşi müslümanların inancını takdir etti ve onlara şöyle dedi: siz gönlünüz rahat, Habeşistan'ın neresine gitmek istiyorsanız gidin ve bilin ki bizim korumamız altındasınız.
Kral Necaşi Kureyş'in hediyelerini onlara iade etti ve böylece müslümanlar Habeşistan'da huzur ve güven içinde yaşamaya başladı.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile