Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Cuma, 08 Ocak 2016 22:13

Semavi Sureler - 93

Semavi Sureler - 93

Bugün Kur'an'ı Kerim'ın 57. Suresi olan Hadid suresi ile tanışmak istiyoruz.
Arapça 'da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sûre Medine'de inmiştir. Sure 29 âyettir.
Surede tevhid ve yüce Allah'ın sıfatları, Kur'an'ı Kerim'in azameti, Allah yolunda infak ve özellikle Allah yolunda cihadın temellerinin takviye edilmesi, müminlerin ve münafıkların kıyamet gününde durumu, geçmiş kavimlerin kaderi, dünyevi yaşam, cennet, peygamberlerin hedefi olan eşitlik ve adaleti sağlamak, demirin faydaları, ruhbanlığın ve inzivaya çekilmenin tenkit edilmesi gibi konular yer alıyor.


Hadid suresinin ilk ayetleri bazı ilahi sıfatları beyan ediyor. Bu sıfatları bilmek insanın marifetinin gelişmesine katkı sağlıyor. Sure ilk ayette şöyle buyurmakta:
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.


Tesbihin hakikati, her türlü kusur ve eksikliği reddetmektir. Varlık aleminde tüm mahluklar Allah Teâlâ'yı tesbih eder ve O'nun mukaddes pak zatına şahadet getirir.
Sure'nin ikinci ayetinde ise şöyle buyurmakta:
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.
Yani yerin ve göklerin hakiki hükümdarı yüce Allah'tır. Allah her şeye musallattır ve varlık alemi O'nun gücünün kontrolü altındadır. Bu yüzden ancak Allah diriltebilir veya öldürebilir.
Surenin üçüncü ayeti şöyle devam etmekte:
O ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.
Yüce Allah'ın hem ilk ve hem son oluşunun anlatımı aslında ezeliyet ve ebediyetin güzel tabiridir. Allah Teâlâ sınırsız ve varlığı vacip bir zattır. Yüce Allah'ın varlığı kendi zatındandır ve bunun dışında değildir ki başlangıcı olsun veya son bulsun. Allah Teâlâ varlık aleminin başı ve başlangıcıdır ve dünya yok olduktan sonra O var olmaya devam edecektir. Bu ayette zahir ve batın benzetmesi gerçekte Allah Teâlâ'nın her şeye musallat olduğu anlamına gelir, yani O her şeyden daha zahirdir çünkü tesiri her yerde vardır ve her şeyden daha batındır, çünkü zatı herkesten saklıdır.


Hadid suresi 4. Ayette şöyle buyurmakta:
O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ın üzerine istivâ edendir.
Bu ayet yüce Allah alemleri yarattıktan sonra iktidar tahtı olan Arş'a oturduğunu ve alemi yönetmeye ve tedbir etmeye başladığını beyan ediyor. Bu tabir aslında varlık aleminin hakimiyeti ve tedbiri yüce Allah'a ait olduğuna işarettir. Ayet daha sonra yüce Allah'ın sonsuz ilminin bir başka boyutuna işaret ederek şöyle devam etmekte:
Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
Gerçekte yüce Allah yağmur damlalarından tutun ta yerde rüzgarın veya haşerelerin yardımı ile dağılan ve yerin içine giren bitkilerin tohumlarına ve yine yerden yeşeren bitkilerden topraktan ve kayalardan fışkıran çeşmelere ve yerden yükselen gazlara kadar her şeyden haberdardır.
Yine gökten nazil olan her şeyden yağmur damlarına ve hayat veren güneş ışınlarına kadar ve ayrıca yerden göğe yükselen her şey O'nun bilgisi dahilindedir. İnsanların duaları, bulutlar vesaire, hepsi O'nun ilminin karşısında açık ve aşikardır, çünkü Allah Teâlâ'nın ilmi geniş ve sonsuz ve sınırsızdır.
Ayet şöyle devam etmekte: Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
Gerçekten de bizi yaratan ve bekamız O'na bağlı olan yüce Allah'ın bizimle olmaması mümkün değildir. Yani Allah Teâlâ'nın bizi yarattıktan sonra bizden habersiz olması imkansızdır.


Hadid suresi 5. Ayette şöyle buyurmakta:
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler ancak O'na döndürülür.
Bütün işler O'na dönecektir. Biz O'ndan geldik ve O'na geri döneceğiz, çünkü Allah Teâlâ her şeyin başlangıcı ve sonudur ve tüm mahluklar O'na doğru hareket etmektedir.
Sure 6. Ayetinde de yüce Allah'ın iki sıfatına daha işaret ediyor:
Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olanı bilir.
Allah Teâlâ gece gündüzü yıl boyunca değiştirir ve yavaş yavaş birinin süresini kısaltırken diğerinin süresini arttırır ve gece gündüzün süresi yıl boyunca değişir. Bu değişim yılın dört mevsimi ile birlikte gerçekleşir ve insanlar için her mevsimde var olan bereketi getirir.


Hadid suresi 7. Ayetinde insanlardan Allah Teâlâ'ya ve peygamberine iman etmeyi ve onlara bağışlananlardan infakta bulunmayı istiyor:
Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır.
İnfakın geniş anlamı vardır ve sadece mal ve servetle sınırlı değildir. İnfak ilim ve her türlü manevi sermayeyi de kapsar. İslam dini infakın İslam ümmetinin ayakta kalması ve insanların sorunlarının giderilmesi ve toplumun ilerlemesi ve gelişmesi için zaruri olduğunu vurguluyor.


Hadid suresinin 10. Ayetinde şöyle okumaktayız:
Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır.
Yolun sonunda insanlar neyi varsı bu dünyada bırakıp gitmek zorundadır. O zaman neden fırsatı değerlendirip infakta bulanmaz? Gerçi çeşitli şartlarla infakın değeri de değişir. Aynı ayetin devamında şöyle okumaktayız:
Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir.
Zorlu ve kritik şartlarda her türlü fedakarlığı yapan insanlar, fırtına yatıştıktan sonra İslam'a yardım edenlerden daha üstündür. Gerçi her iki kesim Hak Teâlâ'nın inayetinden yararlanır. Ayet en son şöyle buyurmakta:
Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah'ın yaptıklarınızdan haberi vardır.


Hadid suresi 11. Ayetinde insanları infakta bulunmaya teşvik ediyor:
Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.
Burada Allah'a ödünç vermekten maksat, O'nun yolunda infakta bulunmaktır. Ayet infakta bulunanlara kıyamet gününde büyük mükafatlarla müjdeliyor. O günde mümin erkekler ve kadınların yolu aydındır ve nurları sağ taraflarında hızla ilerler.


Kıyamet gününde insanların inanç ve amelleri tecelli ettiğinde iman nur ve aydınlık şeklinde tecelli eder ve mutlak karanlık sayılan küfür ise zifiri karanlık gibi tecelli eder. O sırada melekler mümin kulları içinde ağaçların altında nehirler akan cennette bahçelerle müjdeler, ki bu da büyük bir mükafat ve saadettir. Ancak cahillik ve nifak karanlığına kapılan münafıklar bağırır ve nur için mümin kullara yalvarır. Fakat onlara şöyle cevap verilir: Arkanıza dönün de bir ışık arayın!
Yani burası artık nur elde edilecek yer değildir ve bunu geride bıraktıkları dünyada aramaları ve salih amelleri ve iman ile elde etmeleri gerekirdi. Fakat şimdi artık çok geçtir. O sırada aralarına bir duvar çekilir ki bir kapısı vardır ve iç tarafı rahmet ve dış tarafı azap alanıdır. Münafıklar haykırır: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Müminler de) derler ki: Evet ama siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı! Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bedel kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!


Hadid suresinin 25. Ayeti ise peygamberin neden gönderildiğini beyan ediyor:
Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine, gaybe inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
Burada kitaptan maksat, semavi kitaplardır. Mizan ise ölçü ve tartı aletidir ve onunla insanların ameli tartılabilir ve bu mizan, ilahi kanunlar ve ahkamdır ve iyiliklerin ve kötülüklerin kriteri sayılır.
Bu büyük insanları göndermenin amacı eşitlik ve adaleti sağlamaktır ve esas amaç, insanların kendileri eşitliği ve adaleti uygulamalarıdır. Önemli olan şu ki insanlar kendileri adaleti inşa edebilecekleri şekilde yetişmeleridir ve bu yolu kendi iradeleri ile izlemeleri gerekir.


Aslında bir toplumda insanların ahlak ve inanç seviyesi her ne kadar gelişirse gelişsin, yine de bazı insanlar isyan eder ve eşitlik ve adaletin uygulanmasını engellemeye çalışır. Bu yüzden ayet şöyle devam etmekte:
Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.
Evet, enbiyanın adaleti uygulamak için çabaları demir gibi uygulama güvencesi olunca nihai hedefine ulaşabilir. Gerçekten de eğer demir olmasaydı, bugün insanlar için yaşam çok zor olurdu ve demir insan yaşamında önemli rol ifa ettiğinden yüce Allah demiri bol ve kolay bir şekilde insanlara sunmuştur.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile