Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 05 Ocak 2016 19:14

İslam'ı tanıyalım - 74

İslam'ı tanıyalım - 74

Bugünkü sohbetimizde İslam Peygamber'inin –s– yaşam öyküsünü anlatmaya devam etmek istiyoruz.


Geçen bölümde İslam Peygamberi –s– insanları üç yıl boyunca gizlice İslam'a davet etmesinin ardından yüce Allah tarafından davetini aleni etmekle görevlendirildiğini anlattık. Allah Resulü –s– açık davetini ilkin akrabalarından başladı. Bunun için Allah Resulü –s– kavminin önde gelen büyüklerini bir ziyafete davet etti ve onları ağırlarken bu önemli meseleyi de gündeme getirmeye karar verdi.
Aslında İslam Peygamber'inin –s– davetini yakınlarından başlamasının bir çok faydası ve tesiri vardı. Örneğin Allah Resulü'nün –s– yakınları o hazretin pak, dürüst ve sadakatli bir insan olduğunu herkesten daha iyi biliyordu, üstelik akrabalık bağları da onların her türlü haset ve kinden uzak bir şekilde Resulullah'ın –s– sözlerini dinleyecekti. Öte yandan Allah Resulü'nün –s– akrabaları hatta o hazrete iman etmese bile, en azından akrabalık bağları yüzünden Resulullah'ı –s– savunacaktı. Çünkü onların çoğu Mekke'de nüfuz sahibi güçlü insanlardı.


Misafirlerin gelme zamanı yaklaşıyordu. Ali –s– misafirlerin ağırlanacağı yere şöyle bir baktı. Her şey tamamdı. Aralarında İslam Peygamber'inin –s– amcaları da bulunan Haşimoğulları hanedanının büyükleri bir bir gelmeye başladı. Ebu Talib, Hamza, Abbas ve Ebu Leheb, hepsi ordaydı. Büyük bir sofra kurulmuştu. Ali –s– ve Zeyd çeşitli yiyeceklerle misafirleri ağırlıyordu. Yemek yendikten sonra sıra Allah Resulü'nün –s– esas sözünü beyan etmeye geldi. İslam Peygamberi –s– ayağa kalktı ve güçlü bir sesle şöyle buyurdu: gerçekten bir cemiyetin rehberi kendi yakınlarına yalan söylemez. O'dan başka ilah olmayan Allah'a and olsun, ben O'nun size ve tüm dünya halkına gönderdiği peygamberiyim. Ey akrabalarım, bilin ki ben sizin hayrınızı istiyorum ve sizin iyiliğinizden başka bir düşüncem yoktur. İnsanlardan hiç kimse benim size getirdiğim şeyden daha iyisini getirmemiştir. Allah bana emretti, sizi O'na davet edeyim.


O sırada Ebu Leheb Resulullah'ın –s– sözünü kesti ve alaylı bir şekilde şöyle dedi: Biz büyük bir sabırsızlıkla senin hediyeni almayı bekliyoruz. Allah Resulü –s– şöyle karşılık verdi: Ben size bu dünyada ve öbür dünyada saadet armağan ediyorum. Ben sizi iki söze davet ediyorum. Biri yegane Allah'tan başka ilah olmadığına ve diğeri de benim O'nun Peygamberi olduğuma şahadet getirmektir. Şimdi sizin aranızdan kim bana bu işte yardımcı olacak ki benim sizin aranızda vasi ve halefim olsun?


Meclise ağır bir sessizlik çöktü ve hepsi Resulullah'ın –s– davetini kabul etmeyi reddetti. Bu arada gelen misafirlerin en küçüğü olan Ali –s– Allah Resulü'ne –s– yardımcı olmaya gönüllü oldu. Resulullah –s– sorusunu ikinci ve üçüncü kez sordu ve her defasında sadece Ali –s– gönüllü olduğunu ilan etti. Bunun üzerine Allah Resulü –s– şöyle buyurdu: Ey insanlar, bu genç benim sizin aranızda vasi ve halefimdir.
Resulullah'ın bu sözlerinin üzerine mecliste büyük bir gürültü koptu. Ebu Leheb Resulullah'la –s– alay etmeye başladı. Bazıları da alaylı bir şekilde Ebu Talib'e şöyle diyordu. Muhammed seni ondan sonra oğlun Ali'ye tabi olmakla mı görevlendirdi.
Bu arada Resulullah'ın –s– her zamanki yarı ve yaveri ve destekçisi Ebu Tabil, kalabalığı sessiz olmaya davet etti ve ardından Resulullah'a –s– dönüp şöyle dedi: Oğlum, sen Allah'ın mesajını bize ilettin, biz de duyduk. Şimdi bize fırsat ver ki üzerinde düşünelim.


Kuşkusuz o çağda tevhide davet ve şirk ve putperestlik düzenini yıkmak oldukça zor ve çetin bir işti. Bu yüzden işin ta başından itibaren bazılarının bu davete karşı çıkacağı belliydi. Ancak yüce Allah peygamberinden düşmanlardan ve alay edenlerden çekinmemesini istiyor ve davetini aleni etmesi ve bu yolda amansız ama mantıklı bir mücadele sürdürmesini emrediyor. Resulullah'ın –s– davetini aleni etmesi hakkında Hicr suresinin 94 ve 95. Ayetlerinde şöyle buyurmakta:
Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!(Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.


Ve böylece Allah Resulü –s– açık ve genel çağrısını başlattı. O hazret yeni yeni ayakta durmaya çalışan İslam dinini tebliğ etmek için akılcı yöntemler izlemeye başladı. Bir gün Allah Resulü –s– Safa dağının eteğinde durdu ve halka yüksek sesle şöyle hitap etti: eğer ben size bu gece veya yarın sabah düşman size saldıracak desem, bana inanır mısınız? Halk: evet inanırız, çünkü senden şimdiye kadar yalan söz duymadık, şeklinde karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Resulü –s– şöyle buyurdu: Benim sizin aranızda konumum, düşmanı uzaktan gören ve kavmini kurtarmak için hızla onlara doğru gelen gözlemci gibidir. Ey Kureyş halkı, ben sizi başınıza gelecek ağır bir azap konusunda uyarıyorum.
Resulullah'ın –s– sözü bu noktaya gelince o hazretin amcası Ebu Leheb, bu sözler insanları etkilemesinden kaygı duyarak yaygara koparmaya başladı ve Allah Resulü'nün –s– sözlerini sürdürmesine engel oldu ve kalabalığı dağıttı.


Her halükarda genel davet başladıktan sonra İslam Peygamberi'nin –s– risaleti daha hassas ve daha yeni bir merhaleye ulaştı. Bundan sonra Kureyş kafirleri ve müşriklerinin açık gizli muhalefetleri başladı. Kuşkusuz Mekke eşrafı putların sayesinde o diyarın cahil insanlarının gözünde özel konumu ve saygınlığı vardı. Onlar zayıf insanlar zulmetmek ve haksızlık yapmakla büyük servetler biriktirmişti ve bu yüzden Resulullah'ın –s– tevhid çağrısı karşısında sessiz kalamazdı. Çünkü Resulullah'ın –s– hareketi her türlü etnik ve aşiret temelli imtiyazı geçersiz sayıyor ve insanların eşit olduğunu savunuyor ve özellikle toplumda mağdur kesimlere ve kölelere özel ilgi duyuyordu.
Bu yüzden Mekke eşrafı birleşerek ve türlü komplolara baş vurarak Hz. Muhammed'in –s– getirdiği inancı engellemeye çalıştı. Fakat Resulullah'ın –s– dilinden duyulan Kur'an'ı Kerim ayetleri gönülleri müsait olan insanları kendine çekiyor ve topluma yeni bir ruh ve canlılık kazandırıyordu. Allah Resulü –s– sürekli insanları tevhide davet ediyor ve kölelik düzenini, rüba ve cahiliyenin yanlış geleneklerini aralıksız eleştiriyordu.


Öte yandan Kureyş liderleri Mekke halkının İslam dinine yönelmeleri artınca bu durumdan kaygı duymaya başladılar. Kureyş liderleri, Mekke halkı arasında güçlü nüfuzu bulunan Ebu Talib İslam Peygamberi'nin –s– koruma altına aldığı müddetçe, o hazrete karşı şiddete baş vuramayacaklarını çok iyi biliyordu. Bu yüzden ve Ebu Talib'in Resulullah'a –s– verdiği desteği kesmesi için Kureyş liderleri Ebu Sufyan'la birlikte Resulullah'ın –s– amcası Ebu Talib'le görüşmeye gitti.
Ebu Sufyan şöyle dedi: Ey Ebu Talib, yeğeninin faaliyetlerini engelle. O bizim inancımızı tenkit ediyor, bizleri akılsız sayıyor ve atalarımızın da sapkın olduğunu söylüyor.
Ebu Talib Kureyş liderlerinin sözlerine sabırla karşılık verdi ve onları vaz geçirdi. Fakat Resulullah'ın –s– davetinin devam etmesi ve Mekke halkının İslam'a yönelmeleri için gereken zeminin daha da gelişmesinin ardından Mekke büyükleri bir kez daha Ebu Talib'in yanına gittiler ve Resulullah'a –s– desteğini kesmesi için baskı yaparak şöyle dediler:


Ey Ebu Talib, biz senden yardım istedik ve yeğeninin bizimle uğraşmaktan vaz geçmesini sağlamanı talep ettik, ama sen bunu yapmadın. O bizi akılsız sayıyor ve tanrılarımızla alay ediyor. Yemin ederiz bundan daha fazla bu duruma katlanamayız. Eğer Muhammed davetinden el çekerse, ona servet, güç ve iktidardan ne istiyorsa veririz, yoksa onunla ve onu destekleyen seninle savaşırız.
Ebu Talib Mekkeli müşriklerin liderlerinin mesajını Resulullah'a anlatınca o hazret şöyle karşılık verdi: Allah'a and olsun eğer güneşi sağ elime ve ayı da sol elime verseler ve bu işten el çek deseler, asla bunu yapmam ve bu işi ya Allah'ın fermanı ilerleyinceye kadar ya da bu yolda öldürülünceye kadar devam ederim.
İslam Peygamber'inin –s– bu sözleri Ebu Talib'i o kadar derinden etkiledi ki, bu yolda var olan tüm tehlikelere rağmen şöyle dedi: Allah'a and olsun seni desteklemekten el çekmem. Sen de görevini yerine getir.
Ve böylece müşrikler bir kez daha hüsrana uğradı.


Kuşkusuz İslam Peygamberi'nin –s– risaletini sürdürdüğü yılların tümünde Kur'an'ı Kerim o hazretin programlarını uygulaması ve ilerletmesinde anahtar rol ifa etmiştir. Nitekim Kur'an'ı Kerim'e hakim olan harmonik düzen ayetlerinin çekiciliğini arttırıyor ve Mekkeli müşrikleri karşısında aciz konumuna düşürüyordu.
Mekkeli müşrikler Kur'an'ı Kerim'in akıcı ve güzel ayetlerine ve güçlü mantığına karşı direnemiyordu. Öte yandan Mekkeli müşriklerin liderleri bu durumu fark edince İslam Peygamberi –s– ve müslümanlarla mücadele için bazı tedbirle düşünmeye başladı. Müşrikler müslümanlara baskı yaparak İslam dininin yayılmasını engellemeye çalışıyordu. Müşriklerin Resulullah –s– ile mücadele yöntemlerinden biri, o hazreti eziyet ve alay etmekti. Müşrikler Allah Resulü'nü –s– mecnun olmak, sihirbazlık yapmak gibi haksız iftiralarla suçluyor ve o hazreti toplumdan dışlamaya çalışıyordu. Fakat Resulullah –s– büyük bir sabır ve ancak ilahi peygamberlerde ve evliyalarda örneğine rastlanan direnişi ile tüm zorluklara ve hakaretlere katlanarak kafirlerin ve asi müşriklerin komplolarını etkisiz hale getirdi.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile