Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazartesi, 28 Aralık 2015 02:22

İslam'ı Tanıyalım - 73

İslam'ı Tanıyalım - 73

Geçen bölümde esrarengiz bir gecede, Hz. Muhammed'in –s– Hira mağarasında yüce Allah'a ibadetle meşgul olduğu bir sırada, birden gökte bir nur parladığını ve birden vahiy meleği Hz. Cebrail –s– Muhammed'in –s– gözleri önünde ortaya çıktığını anlattık. Hz. Cebrail Kur'an'ı Kerim'in ilk ayetlerini Muhammed'e –s– okudu ve ardından yüce Allah'ın o hazreti peygamberlik makamına seçtiği ile ilgili mesajını tebliğ etti.
Şimdi bu acayip maceranın devamını dinleyelim.


Bu büyük hadisenin ardından Muhammed –s– Hira mağarasının dışına çıktı. Gökyüzü yıldız doluydu ve ayın ışığı Mekke'yi aydınlatıyordu. Sanki âlemin kalıbına yeni bir ruh girmişti ve tüm varlık âlemi şöyle fısıldıyordu:
Selam olsun sana ey Allah'ın seçtiği seçkin kulu.
Hz. Muhammed'in –s– adımları yavaş ve ağır ağır ilerliyordu. O acayip kelam has bir ahenkle kulağında yankılanıyordu: Yaratan Rabbinin adıyla oku.
Bu ibare ile beraber Hz. Muhammed'in –s– gönlü sakinleşiyordu. Şimdi o hazret dünya kadar büyük duygularla evinin yolunu tutmuştu, çünkü biraz dinlenmek ve bu büyük sırrı eşi Hatice ile paylaşmak istiyordu.


Eşi Hatice kapıyı açtığında, Hz. Muhammed'in –s– keskin bakışlı gözlerinde has bir parlayışı fark etti. Hatice hemen önemli bir hadise yaşandığını hissetti. Hz. Muhammed –s– biraz dinlendikten sonra gördüklerini eşi Hatice'ye anlattı. Hatice'nin içinde acayip bir şevk kaynamaya başladı, gözleri yaş doldu ve şöyle dedi: Ey Mekke'nin emini, sen her zaman vefakâr, dürüst ve iyi ameli ve doğru sözü olan bir insandın. Sen şimdi mazlumların imdadına yetişecek, hak ve adaleti destekleyecek birisin. Senin iyi kalbin, seçkin ahlakın ve insanlarla bütünleşme çaban, herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu yüzden âlemlerin Rabbi sana inayette bulundu. Hatice'nin canı O'nun elinde olan Allah'a and olsun bu, senin çektiğin acıların ve takvanın mükâfatıdır. Selam olsun sana ey Allah'ın Resulü –s–. Ve böylece Hatice, İslam Peygamber'ine –s– iman eden ilk insan oldu.


Bu diyaloğun ardından Hz. Muhammed –s– kısa bir uykuya daldı ve Hatice, yakin dolu bir kalple kafasındaki sorularla beraber bilge amcaoğlu Varaka bin Nevfel'in evinin yolunu tuttu. Hatice macerayı anlattı ve amcaoğlundan bu konuyu bir sır gibi kalbinde saklamasını istedi ve ardından şöyle sordu: Ey amcaoğlu, senden Cebrail hakkında bilmek istiyorum.
Varaka bin Nevfel şöyle anlattı: Cebrail Allah'ın büyük meleği ve yaratanla ilahi peygamberler arasında bir aracıdır. Cebrail, Musa ve İsa'ya da vahiy getiren melektir. Cebrail nereye nazil olursa, orada yaşayan insanlar için acayip gelişmeler söz konusu olur.
Gözleri sevinçten parlayan Hatice şöyle dedi: Cebrail eşim Muhammed'e Hira mağarasında nizal oldu. Ey amcaoğlu, eski kitaplarda Muhammed hakkında neler anlatılmış?


Hatice'nin bu sözlerini duyan Varaka bin Nevfel hayrete düştü ve şöyle karşılık verdi: Ey Hatice, ben geçmişlerden günümüze dek gelen haberler arasında okudum, yüce Allah bu diyardan bir peygamber seçecekmiş ki yetimdir ve Allah onu himayesine alacak ve onu her şeyden bağımsız edecektir. O son peygamberdir ve ondan sonra hiç bir peygamber zuhur etmeyecektir. Eğer bana anlattığın macera gerçekten yaşandıysa, bil ki Cebrail eminin söyledikleri, ilahi vahiydir ve Muhammed de Allah'ın peygamberidir ve ona de ki, işinde sabit ve kararlı olsun
Hatice büyük bir mutlulukla evinin yolunu tuttu. Şimdi o umut dolu bir kalple Muhammed'in –s– yanına dönüyordu ve Allah Teâlâ'ya son ilahi peygamber Muhammed'in –s– varlığı için şükretti.


Ve işte böyle, Hz. Muhammed –s– peygamberliğe seçildi ve insanları yüce Allah'a davet etmekle görevlendirildi. Müddessir suresinin ilk ayetleri Resulullah'a –s– nazil olduğunda, o hazret insanların arasında hidayet nurunu yaymak istediğini ve bu yüzden hareketini başlatması gerektiğini anladı. Bu ayetlerde şöyle okumaktayız:
Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terk et.


Erkeklerin arasında Ali –s– Allah Resulü'ne –s– iman eden ilk kişiydi. Hz. Ali –s– iman ettiğinde yaklaşık on yaşındaydı. Allah Resulü –s– ona İslam'ı anlattığında, Hz. Ali –s– büyük bir şevk ve istekle küçücük ellerini Resulullah'ın –s– güçlü ellerine koydu. Resulullah –s– Ali'nin –s– ellerini samimiyetle sıktı. O sırada Ali –s– iman dolu bir kalple şöyle dedi: Eşhadüenlailahaillallah ve eşhadüenne Muhammed'ün Resulullah. Şahadet kelimelerini dile getiren Ali –s– böylece İslam dinine iman eden ilk erkek oldu ve ömrünün sonuna kadar da imanı uğruna fedakarlıklar yaptı ve sonunda da Allah yolunda şehadet mertebesine nail oldu.


Ve böylece İslamî toplumun ilk çekirdeği üç kişiden oluşan bu grupla beraber Mekke'de şekillendi ve Allah Resulü –s– büyük bir azim ve güçlü bir irade ile insanları tevhide davet etmeye başladı.
Bisetin ilk günlerinde Hz. Muhammed –s– eşi Hatice ve Hz. Ali –s– ile birlikte Hz. Cebrail'in öğrettiği gibi namazı kılmaya başladı.
Hz. Ali'den –s– sonra Zeyd bin Harise, Allah Resulü'ne –s– iman eden ikinci erkekti. Tevhide davetin başında Resulullah'ın –s– davetini aleni etmemesi icap ediyordu. Bu merhale tarihi kaynaklarda gizli davet olarak ün yapmıştır. Yaklaşık üç yıl süren gizli davette Allah Resulü –s– güdümlü ve hesaplı bir şekilde İslam dinini yaygınlaştırmaya çalıştı. O hazret o dönemde ruhi açıdan şayeste ve hazır olarak gördüğü herkesten yegane Allah'a tapmaya ve O'nun için namaz kılmaya ve ibadet etmeye davet ediyordu.


Zamanla ve Resulullah'ın –s– çabaları ile bir grup kadın ve erkek o hazretin davetini kabul etti. Bu dönem İslam'ın gelişmesi ve yayılması için gerekli zemini hazırlamak üzere iyi bir fırsattı. Resulullah –s– iman eden insanların yardımıyla kendi hükümetinin ana çekirdeğini oluşturdu. Bu üç yılda Müslümanların sayısı az olduğundan yeni yeni başlayan bu harekete karşı Kureyş'in putperest liderleri pek fazla kaygılı değildi ve yeni hareketin geçici olacağını ve yakında unutulacağını zannediyordu. Bu yüzden Kureyş müşrikleri bu harekete pek fazla tepki göstermiyordu. Bu arada müslümanlar da müşriklerin tepkisini çekmemek için gizlice namaz kılıyor ve ibadet ediyordu. Buna karşı yeni müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yer yer ufak tefek sürtüşmeler yaşanıyordu, fakat Allah Resulü –s– yakınlarını aleni bir şekilde İslam'a ve tevhide davet ederek şirk ve putperestlikten sakındırmaya başladığında, o hazrete karşı açık gizli muhalefetler başladı.


Kuşkusuz her türlü derin ve köklü hareket insanların yaşamının tüm boyutlarını etkileyebilmesi ve toplumu değişime uğratması için iki önemli etkene ihtiyacı vardı. Bunlardan biri, beyan ve kelam gücüdür, yani toplumun salih insanları reform hareketlerinin hedef ve ülkülerini insanlara açık bir şekilde beyan edebilmeleri gerekir. İkinci etken, tehlike durumunda muhaliflerin saldırılarına karşı düzenli savunma gücüdür, öyle ki bu güç gerektiğinde uygun tepkiyi vermelidir.
İslam konusunda, Resulullah'ın –s– beyan ve kelam gücü en mükemmel düzeydeydi. O hazret güçlü bir hatipti ve Kur'an'ı Kerim ayetlerini en güzel ve en akıcı biçimde insanlara okur ve hareketinin amaçlarını etkili bir şekilde anlatırdı.
Kur'an'ı Kerim ayetleri o kadar güzel ve etkileyiciydi ki müşriklerden bazıları İslam Peygamberi –s– ile karşılaştıklarında ayetlerden etkilenmemek için kulaklarını tıkardı. Fakat savunma gücü bakımından davetin ilk günlerinde müslümanların uygun savunma gücünden yoksundu, çünkü üç yıl gizli davet boyunca sadece kırk kişi İslam'a iman etmişti.


Sonunda gizli davet dönemi sona erdi ve İslam Peygamberi –s– yüce Allah'ın emri üzerine genel davetine başladı. Bu merhalede Allah Resulü –s– ilkin akrabalarını İslam dinine davet etti. Kuşkusuz geniş çaplı inkılapçı bir hareketi başlatmak için ilkin daha küçük halkalardan başlamak gerekir ve İslam Peygamberi –s– için de en iyi adım, ilkin akrabalarını İslam'a davet etmekti.
Gerçekte Resulullah'ın –s– akrabaları onu dürüst, emanettar ve pak bir insan olarak herkesten daha iyi tanıyordu. Bundan başka akrabalık bağları onları Resulullah'ın –s– sözünü daha iyi dinlemelerine ve kin ve kıskançlıktan sakınmalarına vesile oluyor. Akrabaları davet etmenin bir faydası daha vardı, o da şu ki hatta İslam Peygamberi'ne –s– iman etmeseler bile, akrabalık bağları yüzünden onu savunacaklardı. Üstelik Resulullah'ın –s– akrabalarının büyük bir bölümü Mekke'nin etkili şahsiyetlerindendi.
Resulullah'ın –s– akrabalarını davet etmesi hakkında Şuara suresinin 214. Ayetinde şöyle okumaktayız: önce en yakın akrabanı uyar.
Bu ayet nazil olduktan sonra Allah Resulü –s– kavminin büyüklerinden 45 kişiyi bir ziyafete çağırdı ve onları ağırlarken büyük sırrını anlatmaya karar verdi. 015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile