Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Pazar, 27 Aralık 2015 11:03

Semavi Sureler - 92

Semavi Sureler - 92

Bugün Vakia suresini ele almak istiyoruz. Vakia suresi kıyamet günü ve özelliklerinden söz ediyor. Vakia suresi Kur'an'ı Kerim'in 56. Suresidir. Sure Mekke'de nazil olmuştur ve 96 ayetten ibarettir.
Surede kıyamet gününün başlaması ve o gün yaşanacak hadiseler, insanların yemin ashabı, şimal ashabı ve mukarribin ashabı olmak üzere üçe ayrıldığı, mukarribin ve yemin ashabının cennette geniş makamı, konumu, nimetleri ve mükafatları, şimal ashabının cehennemde acı çektiren cezaları, maadın delilleri ve işaretleri, insanın nutfadan yaratılışı, bitkilerde hayatın tecelli edişi, yağmurun yağması, aşetin ısısı, ölüm anı ve bu dünyadan öbür dünyaya geçiş, müminlerin ve kafirlerin mükafatı ve cezaları gibi konular yer alıyor.


Vakia suresinin ilk altı ayetinde şöyle okumaktayız:
Kıyamet koptuğu zaman ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur; O, alçaltıcı, yükselticidir. Yer şiddetle sarsıldığı, Dağlar parçalandığı, Dağılıp toz duman haline geldiği zaman...
Büyük bir vakia olan kıyamet günü başladığında, bu olayın gerçekleşmesi o kadar açık ve aşikardır ki hiç kimse onu inkar edemez, çünkü bu büyük hadiseden önce yaşanan hadiseler de o kadar muazzam ve şiddetlidir ki tesiri âlemin her parçasında hissedilir ve aşikar olur. O sırada şiddetli ve büyük bir deprem yaşanır ve bu depremin şiddeti yüzünden dağlar birbirine çarpar ve toz haline gelir.
Ayetler, kıyamet günü sadece kâinatın değişmeyeceğini ve bunun yanında insanlar da altüst olacağını, kimileri yükselirken, kimileri alçalacağını, müstekbirler ve zalimler düşeceğini, mustazaflar, mümin ve salih insanlar iftihar doruğuna yükseleceğini, kimileri cehennemin dibini boylarken, kimileri de cennetin en iyi katlarına yerleşeceğini anlatıyor.


Kıyamet günü ve yeniden diriliş gerçekleşmesinin ardından sure o gün insanların durumunu anlatıyor ve insanların üçe bölündüğünü beyan ediyor: Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman...
İlk grup, yemin ashabı ya da sağda duran gruptur ki bu grup mesut ve saadetli insanlardır. Bunlar amel mektupları sağ ellerine verilen insanlardır. Bu durum kıyamet gününde iyi ve saadetli müminlerin işaretidir. Onlar ne mutlu insanlardır. Onların saadeti ve mutluluğu sınırsızdır.
Sure daha sonra ikinci gruba işaret ederek şöyle devam ediyor:
Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
Öteki grup şimal ashabı ya da solda duran gruptur. Bunlar şakavetli insanlardır. Bunlar amel mektupları sol ellerine verilen bedbaht ve rezil insanlardır, nitekim amel mektubu sol eline verilmesi, onların cani ve günahkar olduklarının işaretidir. Ayet bu zümrenin ne kadar bedbaht ve şakavetli olduklarını beyan ediyor.


Vakia suresi daha sonra üçüncü gruba işaret ediyor:
İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır, Naîm cennetlerinde . (Onların) çoğu önceki ümmetlerden, Birazı da sonrakilerdendir.
Bu insanlar iman konusunda başkalarını solladıkları ve öncülük yaptıkları gibi, hayır amellerde ve insani ahlak konusunda da birer örnek ve öncüdür. Onlar insanlar için iyilikte emsal teşkil etmekte ve bu yüzden yüce Allah katının yakınlarıdır. Bu yüce mevkili insanların yeri cennetin nimet dolu bahçeleridir ve cennetin maddi manevi, her türlü nimetinden yararlanır.


Vakia suresi 15 ila 26. Ayetlerde mukarriblerin cennette yararlandıkları nimetleri anlatır. Bu nimetlerin her biri eşsizdir:
Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler, Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
Bu insanların cennette çok güzel meclisleri vardır. Burada insanlar bu tahtların üzerinde oturur ve her tarafta neşe ve şenlik göze çarpar, öyle ki bunları vasfetmek mümkün değildir. Gerçekte cennet ehli olanların en önemli zevklerinden biri, bu tür toplu eğlenceleridir.
Her zaman genç kalan ergenler onların çevresinde dolaşır ve onlara hizmet eder. Bu güzel ergenler ellerinde kadehler ve pak şarap dolu sürahilerle onların etrafında dolaşır ve onlara şarap sunar, fakat bu şarap ne aklı etkiler, ne de sarhoş eder. Cennet ehli olanlar bu şarabı içtiklerinde ne baş ağrısına yakalanır, ne de sarhoş olur.


Vakia suresi şöyle devam ediyor:
(Onlara) beğendikleri meyveler, Canlarının çektiği kuş etleri...
Sure daha sonra pak ve güzel eşler olan bir başka nimete işaret ederek şöyle buyurmakta:
İri gözlü hûriler, Saklı inciler gibi, onların hizmetindedir.
Sure bu muhabbeti anlattıktan sonra şöyle devam ediyor:
Yaptıklarına karşılık olarak (verilir). Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Orada ne varsa hepsi güzellik, iyilik ve paklıktır.
Sure şöyle devam ediyor:
Söylenen, yalnızca "selâm, selâm" dır.
Dostluk ve sevgi dolu bu meclislerde tek duyduğunuz söz, selamdır. Allah Teâlâ ve meleklerinin selamı ve cennet ehli olanların biri birine selamı, burada duyulan tek sözdür.


Vakia suresi 27. Ayetten itibaren yemin ashabını da güzel cümlelerle açıklıyor. Bunlar amel mektupları ilahi sınavları başarılı bir şekilde geride bıraktıklarının işareti olarak sağ ellerine verilmiştir. Onlar da cennet nimetlerinden dolayı mutludur, fakat derece bakımından mukarriblerden daha düşük mertebede yer alır.


Üçüncü grup ise şimal ashabı ya da solda duranlar grubudur. Bunlar amel mektupları sol ellerine verilmiştir. Bunlar sıcak rüzgarların estiği, kaynar suların aktığı ve her taraf kara duman içinde olduğu yerdedir. Burada ne serinlik ne de huzur vardır.
Vakia suresi 45 ila 48. Ayetlerde bu kesimin bu şom kadere düşmelerini üç şeyde özetliyor:
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefalete dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı. Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz? Önceki atalarımız da mı?
Sure 49 ve 50. Ayetlerde ise şöyle buyurmakta:
De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler, Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!


Vakia suresi 63. Ayetten sonra maad delillerini beyan ederken, insanların yaşamında üç önemli temel olan ateş, su ve besleyici tohumlara işaret ederek önce şöyle buyuruyor:
Şimdi bana, ektiğinizi haber verin. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Kuşkusuz insanların yaptığı tek şey, tohumu ekmektir, oysa bu tohumları yeşertmek yüce Allah'ın işidir. Nitekim bilim adamları bir bitkinin yapısındaki detayların içinde bir çok fabrika bulunan bir sanayi sitesinden çok daha karmaşık ve kompleks olduğunu beyan ediyor.
Yüce Allah bir tohumun içinde çok küçük canlı bir hücre yerleştirmiştir. Bu canlı hücre uygun bir ortamda yer aldığında, ilkin tohumun içindeki besleyici maddelerden yararlanır ve yeşererek kök salar ve ardından çok acayip bir hızla yerdeki besleyici maddelerden beslenmeye başlar ve böylece bitkinin içindeki muazzam sistem ve laboratuvarlar devreye girer ve sonuçta bitkinin gövdesi, dalları ve yaprakları şekillenir ve en son bir tohumdan yüzlerce veya binlerce tohum elde edilir.
Sure 65. Ayetinde şöyle anlatıyor:
Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.
Yani yüce Allah irade ederse bir fırtına gönderir ve tüm tohumları kurutup yok ederdi veya bir afet göndererek hasadımızı yok edebilirdi. O zaman tüm bu bereketlerin nereden geldiğini iyice düşünmek gerekir.


Vakia suresi 68 ila 70. Ayetlerde şöyle buyurmakta:
Ya içtiğiniz suya ne dersiniz? Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Evet, eğer yüce Allah irade buyursaydı, suda çözülen maddelere de su zerrecikleri ile birlikte buharlaşarak göğe yükselmesine ve tuzlu ve acı bulutlar oluşmasına ve yağan yağmurun tadı da deniz suyu gibi tuzlu ve acı olmasına emredebilirdi. Gerçi yüce Allah bunu böyle mukadder buyurmamıştır. Nitekim sadece sudaki çözeltiler değil, hatta zararlı mikroplar da su buharı ile birlikte göğe yükselmeye ve yağmur damlalarını kirletmeye müsaadeleri yoktur. Bu yüzden yağmur damlaları en temiz içme suyudur.


Maadın bir başka delili, insan yaşamında ve üretimde ve sanayide önemli bir unsur olan ateşin yaratılışıdır. Ayet şöyle buyurmakta:
Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi, Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık. Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.


İnsan yaşamının en hassas anlarından biri, ölüm anıdır. O sırada ölmek üzere olan insanın etrafındakiler onun nasıl bir mum gibi ömrünün sonuna yaklaştığını ve onların elinden hiç bir şey gelmediğini anlar.
Kur'an'ı Kerim maad konusunda bu anı şöyle anlatıyor:
Hele can boğaza dayandığı zaman, O vakit siz bakar durursunuz. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz, Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz! Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise, Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır..015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile