Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 22 Aralık 2015 09:42

Semavi Sureler - 91

Semavi Sureler - 91

Bugün geçen bölümde ele aldığımız Kur'an'ı Kerim'in Rahman suresinde kaldığımız yerden devam edeceğiz. Surenin 14 ve 15. ayetlerinde ilahi büyük gücün diğer işaretlerine temas edilirken, insan ve cinin yaratılışı beyan edilerek şöyle buyrulmakta:
Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
Kur'an'ı Kerim bir çok suresinde insanın yaratılışı hakkında çeşitli tabirleri kullanıyor ve insanoğlunun ilkin toprak olduğunu, ardından su ile karıştırıldığını, çamur haline getirildiğini ve sonra da lağam gibi olduğunu ve yapışkan bir hale geldiğini ve en son kurumuş çamura dönüştüğünü beyan ediyor.


Kuşkusuz tüm bu tabirler insanın en başta değersiz ve naçizane bir nesne olduğunu, fakat yüce Allah bu değersiz maddeden alemlerin baş tacı olan bir mahluku yarattığını göstermek istiyor. Yine bu benzetmelerin bir başka amacı, insanın gerçek değerinin sahip olduğu ilahi ruh olduğunu ifade etmektir.
Sure 15. Ayette cinlerin yaratılışına işaret ederek şöyle buyurmaktadır: Cinleri öz ateşten yarattı.
Gerçekte insan topraktan ve sudan yaratılmış, ancak cinler rüzgar ve ateştendir ve yaratılışta bu farklılık, insanlar ve cinler arasındaki bir çok farklılığın esas nedeni sayılır.


Rahman suresi 17. Ayette ise güneşin doğuşu ve batışına işaret ederek şöyle buyurmakta: (O,) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
Güneş yılın her gününde belli bir noktadan doğar ve belli bir noktadan da batar ve yılın gün sayısı kadar güneşin doğuşu ve batışı söz konusudur. Fakat güneşin Kuzey eğilimi ve Güney eğilimi göz önünde bulundurulduğunda, gerçekte güneşin iki doğusu ve iki batısı vardır ve geriye kalan noktalar bunların arasında yer alır. Yılın dört mevsiminin ortaya çıkışına vesile olan ve bir çok bereketi beraberinde getiren bu nizam, yerkürenin, ayın ve güneşin ne denli titiz ve dakik bir şekilde yaratıldığını ve düzene sokulduğunu ortaya koyuyor. Nitekim Maaric suresinin 40. Ayetinde şöyle okumaktayız: "Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter"
Bu ayette doğulara ve batılara yemin etmektedir, yani güneşin yıl boyunca doğusu ve batısı gözetilmektedir. Ancak Rahman suresinin 17. Ayeti sadece güneşin en alçak ve en yüksek doğduğu ve battığı noktalara işaret etmektedir.


Rahman suresinin 26. Ayeti insanın fani olduğunu hatırlatırken şöyle buyurmakta:
Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.
Kur'an'ı Kerim Müfessirlerine göre burada yok olmak, mutlak surette yok olmak anlamına gelmiyor ve aslında baki âleme geçişi kastediyor. Burada ebedi sayara geçiş söz konusudur ve bu güzergahı aşmak gerekir. Gerçekte ayet, bu dünyanın baki dünya olmadığını, sakın ona gönül vererek Allah yolundan geri kalmamamızı hatırlatıyor.
27. ayeti ise yüce Allah'ın cemal ve celaline işaret ediyor. Allah tealanın pak zatı, ilim, güç ve hayat gibi muttasif sıfatlara bürünürken, selbiye sıfatlardan münezzehtir. Yani Allah tealanın pak zatı her türlü kusurdan münezzehtir ve ancak bu sıfatlara sahip olan Allah bakidir ve geriye kalan tüm mahlûklar fanidir.


Ruhman suresi 29. Ayette şöyle devam ediyor:
Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an yaratma halindedir.
Dünyanın sonunda tüm kainat ve mahluklar, Allah tealadan başka yok olduğu gibi, şimdi ve hali hazırda da tüm mahluklar O'nun karşısında fanidir ve her mahlukun bekası O'nun iradesine ve takdirine bağlıdır. Bu yüzden eğer Allah teala bir an lütuf ve merhametini kainattan esirgeyecek olursa tüm herşey alt üst olur. Buna karşın yer ve gök ehli olan tüm mahlukların O'ndan başka talep ve hacetlerini dileyecek başka yaratanı olmadığı kesindir.
Mahlûkların hacet ve talepleri daimidir ve hepsi yüce Allah'tan feyz talep eder, var olmayı ister, hacetlerini beyan eder ve her halükarda O'na muhtaçtır. Gerçi mahlukların bu daimi ihtiyaçları ilahi lütuf ve feyzi gerektirir.
Sure şöyle devam ediyor: Allah teala her an bir işle meşguldur. Nasıl Allah Teâlâ'nın yaratıcılığı daimi ve sürekliyse, muhtaçların hacet ve ihtiyaçlarına karşılık vermesi de öyledir. Bu yüzden her gün ve her zaman ilahi hikmet gereği yeni bir yaratılış ve yeni bir hadise söz konusudur. Yani Allah teala alemi yarattıktan sonra kendi haline bırakmamıştır ve sürekli varlık alemini tedbir etmektedir.


Rahman suresi 31. Ayetten itibaren kıyamet günü hesapları ve maadın diğer bazı özelliklerinden söz ediyor ki bu sözler suçlulara yönelik tehdit gibi sayılırken, müminleri terbiye etme, uyandırma, bilgilendirme ve ümitvar etme etkenidir.
Kıyamet gününde Allah Teâlâ tüm insanların ve cinlerin amel, söz ve niyetlerini hesaplar ve her biri için uygun ceza veya mükâfat belirler. Bu meseleye inanmak, bizim bu dünyada nasıl yaşayacağımız ve yaşam nimetlerimizden nasıl yararlanacağımız üzerinde etkili olur.


Rahman suresinde kıyamet günü ayetlerinden anlaşıldığı üzere, o gün fani alemin düzeni tamamen çökecek ve dünya genelinde korkunç hadiseler yaşanacaktır. O gün yıldızlar ve gezegenler, yer ve gök alt üst olacak ve beklenmedik hadiseler olacak. Nitekim surenin 37. ayetinde şöyle buyurmakta:
Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman,
Kıyamet gününde yaşanacak bu korkunç hadiselerin ilan edilmesi aslında tüm suçlulara ve tüm müminlere bir uyarı ve ilahi lütuflardan bir lütuftur. Bu yüzden sure şöyle devam etmekte:
O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Kıyamet gününde günahkârlar ve fasık insanlar yüzlerinden tanınır ve bunun anlamı, bu tür insanların düşünce ve amellerinin yüzlerine yansımasıdır. Suçlular daha sonra zillet içinde saçlarından ve ayaklarından tutulup cehenneme atılır. Bu cehennem, suçluların sürekli inkar ettikleri yerdir. Gerçekten bunlar cennet ve cehennemi, kıyamet ve hesap gününü inkâr ettikleri için cehennemi haketmiştir: Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.


Rahman suresi 46. Ayetten sonra cennet ehli olanları ve bu kesimin cennetin eşsiz nimetlerinden yararlanmalarını anlatarak, cehennem ehli olanların şiddetli ve acı dolu cezaları ile kıyasta her iki durumun önemini vurgulamak istiyor: Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.
Kuşkusuz yüce Allah cennetteki bahçeleri salih kullarına sunar ve onlar da bu bahçelerin arasında gelip gider. Sure iki cenneti şöyle anlatıyor:
İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller vardır ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.
Bunların hepsi bakire ve her açıdan paktır. Cennet kadınları sadece eşlerine karşı aşk besler. Bu eşlerin en büyük imtiyazıdır ki eşi ondan başka hiç kimseyi düşünmez ve hiç kimseye ilgi duymaz. Çünkü Kur'an'ı Kerim tabiri ile onlar sanki yakut ve mercan gibidir.
Ruhman suresinin 60 ayeti ise şöyle buyurmakta: İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?


Ve işte böyle Rahman suresi sonuna kadar cennet ve cennet nimetlerini vasfediyor:
İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir? Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır. Bu cennetler koyu yeşildirler. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel döşemelere yaslanırlar.Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.015

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile