Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Salı, 24 Kasım 2015 09:08

Resulullah –saa- ve ehlibeyt sahabesi Selman Farsi

Kemale ulaşmak isteyen insan, her zaman gerçeğe ulaşmak için araştırma yapar, zira kesin deliller ve kanıtlarla en iyi düşünceyi seçmek ister. Bu insanlar, her işi körü körüne izlemekten her zaman kaçınırlar. Bu özellikleri taşıyanlardan biri, hiç kuşkusuz Selman Farsi'dir.

Selman Farsi kendi biyografisi ve İslam dinini kabul etmesi hakkında şöyle diyor: Ben Fars diyarının seçkin çiftçilerinden birinin evladıydım. Babam beni çok sever, beni koruyup kolladığı için genelde evde bulunurdu. Bu yüzden Zerdüşt dininden başka bir din olduğundan habersizdim. Ben Zerdüşt dininde çok çalıştım, öyle ki Ateşkede'de kahin oldu. Fakat bir gün babam kazara beni, Ateşkede'den uzaktaki bir yere gönderdi. Yolda bir kilise görünce içeri girdim. Namaz ve dini ayinleri hoşuma gitti. Oradakilerden bazı sorular sordum ve onların dininin benim dinimden daha iyi olduğunu hissettim. Sonra dinlerinin kaynak yerini sordum, onlar da bana Şam, dediler.
Eve dönünce babama olup bitenleri anlatınca babam "Evladım onların dininde bir hayır yok, dedenin ve babalarının dini daha iyidir" dedi. Daha sonra endişe duyduğu için beni eve hapsetti fakat ben ne olursa olsun kurtulmayı başardım ve din gerçeğini bulmak için Şam yolunu tuttum. Orada kilise baş piskoposun yanına gittim ve onların dinine meyilli olduğumu söyledi. Onlarla olmak ve kiliseye hizmet etmek istediğini, onlardan öğrenmek ve onlarla namaz kılmak istediğimi söyledim. Fakat bir süre sonra piskoposun kendi söyledikleriyle davranmadığını gördüm. Amelsiz bir alim! Öyle ise Salih bir piskoposun yanına gittim. Gece gündüz ona hizmet ettim ta ki ölümü yaklaşana kadar. Beni kime bıraktığını ve neye emrettiğini sordum.

Selman Farsi sözlerini şöyle sürdürüyor:
Piskopos " Allah'a yemin ederim ki senle aynı düşüncede olan kimseyi bilmiyorum, zira insanların bir çoğunun inanışları ve inançları değişmiştir, ancak Musul kentinde olan papaz. Öyle ise yapabilirsen ona katıl."dedi. Musul'a gittim ve papazı buldu, ta ki onun da ölümü yaklaştı, ondan da kendi halefini belirlemesini istedim. Papaz onların inanışlarına göre, İbrahim'i hak inanışa göre, yeni bir peygamberin zuhur edeceği çağda yaşadığımı söyledi. O peygamberin iki taşlık çöl arasındaki bir kente hicret ettiğini belirten piskopos, gidebilirsem onu ulaşmamı istedi ve "Sadaka yemeği yememek hediyeyi kabul etmek, onun özelliklerindendir, ayrıca iki omuzu arasında Nübüvvet nişanesi vardır" dedi.
Ben Hicaz'a doğru yola çıktım fakat yolda bir grup, beni esir alarak bir süre sonra bir Yahudi'ye sattılar. Ben onun tarla ve hurma tarlasında çalıştım, ta ki kuzeni beni ondan satın aldı ve Medine'ye götürdü. Allah'a andolsun orayı görünce tanıdım ve her yerde Allah Resulünü –saa- aramaya başladım. Ta ki bir gün bir adam benim efendimin yanına gelerek, " Tanrı şu Beni Gayle kabilesini helak etsin ki Guba'da Peygamber olduğunu iddia eden birinin çevresine toplanmışlar" dedi. Bu sözleri duyunca çok heyecanlandım ve her yanım titremeye başladı. Gece olunca biraz hurma aldım ve peygamberin yanına gitti. Ona seçkin biri, yabancı sahabesi olduğunu, yardıma muhtaç fakir biri olduğunu duyduğumu söyledim ve ona sadaka getirdiğimi söyledim. Öyle ise Peygamber "yiyin" diye buyurdu ve kendisi bir şey yemedi. Kendi kendime bunun peygamberin özellikleri ve göstergelerinden biri olduğunu düşündüm, zira peygamberin sadaka yemediğini biliyordum. Ertesi gün yine hurmaların gerisini aldım ve yine onun yanına gittim ve şöyle dedim: Ben senin sadaka yemediğini gördüm fakat bu benden sana bir hediyedir, dedim. Ardından hazret herkese yemesini emretti ve kendisi de onlarla beraber yemeye başladı. Başka bir gün yine o hazretin yanına gittim. Sahabeleri yanında oturmuştu, selam verdim ve iki omuzu arasında olan peygamberlik nişanesini görebilirim diye arkasına geçtim. Benim hareketimin farkında olan hazret, cüppesini kenara itti ve ben Nübüvvet nişanesini görünce, O'nun söylenen Peygamber olduğunu anladım.

Salman Farsi'nin faziletlerinden biri, onun imanıdır. O her zaman batınında mümin ve muvahhid birisi idi. İmam Cafer sadık –as- Salman'ın imanı konusunda şöyle diyor: O hiçbir zaman, kendi vücudunu şirke bulaştırmadı. Her zaman İbrahim Halil'in tevhid düşüncesinde oldu. Salman dünyadaki bir çok mümin ve muvahhid gibi batınında mümindi ve Allah'a tapardı ve daha sonra da imanın Yüce seviyelerine ulaştı.
İmam Cafer Sadık –as- bir diğer rivayette de İman hakkında şöyle buyuruyor: İman tıpkı bir merdiven gibi 10 basamak ve merhalesi vardır ki merhaleden merhaleye geçerek yükselmek gerekir.... bilin ki Salman Farsi, imanın 10. basamağında bulunuyordu.
Öyle ise iman zirvesine ulaşmak için bir çok zorluğa katlanmak gerekir. Nitekim Salman Farsi de iman zirvesine ulaşmak için bir çok zorluk ve acıya katlandı. Selman'ın imanı, Resulullah'ın –saa- defalarca hakkında şöyle demesine sebep olacak kadar güçlüydü:
سلمان منا اهل البیت و یا سلمان منی
Selman bizim ehlibeytimizdendir veya Selman bendendir.
(Bahar-ul Envar/22. cilt)

Bu münasebetlerden biri, Hendek savaşıdır. Bu savaşta Kureyş kabilesi ve bazı Arap kabileler, Yahudilerin işbirliği ile İslam'ı tamamen yok etmeye karar verdiler ve yaklaşık 10 bin kişiden oluşan bir orduyla Medine'ye doğru yola çıktılar. Bu durumda Selman, Medine kenti çevresinde hendek kazılmasını önerdi ve bu konu Müslümanların zaferine sebep oldu. Bu savaşta tüm Müslümanlar Resul Ekrem'in –saa- emri üzerine hendekten bir kısmını kazmakla meşgul oldu fakat Selman güçlü fiziği nedeni ile diğerlerine nazaran daha fazla kazdı.
Bu arda muhacirler ve ensar arasında ihtilaf yaşandı ve her grup, Selman'ın kendilerinden olduğunu belirttiler. Muhacirler Selman'ın diğer bir yerden (İran'dan) hicret ettiğini öne sürerek, onlardan olduğunu, Ensar da Resulullah'ın Medine'ye girişinde Selman'ın Medine'de olduğunu, bu yüzden kendilerinden olduğunu belirtiyorlardı. Bu durumda Hz. Muhammed –saa- şöyle buyurdu: Selman, benim ehlibeytimdendir.
Ehli sünnet'in büyük arif ve din alimi Muhiddin bin Arabi, Resul Ekrem'in –saa- bu vecizinin açıklamasında şöyle diyor: Bu ibarette Selman Farsi'nin ehlibeytle olan bağı, aslında Resul Ekrem'in –saa- selman'ın Yüce konumu, paklığı ve nefis sağlığına işarettir. Zira Selman Farsi'nin ehlibeytten olması, onun bir akrabalık bağına işaret değildir, bu ilişki ve bağ, Yüce insani sıfatlara dayanır.

Selman Farsi'nin imanına daha fazla değer katan ise, onun ibadetlerine olan basiretidir. Selman, " Ebuderd'a " adı ile kardeşlik anlaşması vardı. Selman Ebuderda'nın sürekli oruç tuttuğu, geceleri uyanık kalarak namaz kıldığı ve genel olarak ibadetlerinde fazlasıyla aşırıya kaçtığını görünce itirazda bulundu. Selman günlerden bir gün ondan ısrarla mustahap olan orucundan vazgeçirmeye çalışınca Ebuderda öfkeli bir şekilde " sen beni Allah katında oruç ve namaz ibadetimden vazgeçirmeye mi çalışıyorsun?" dedi.
Selman " Şüphesiz senin gözlerinin sende hakları varı, eş ve çocukların da sende hakları vardır. Oruç tut, fakat bazen de iftar et; namaz kıl fakat ihtiyacın olduğu kadar uyu ve dinlen" dedi. Konuyu duyan Resul Ekrem –saa- şöyle buyurdu: Selman'ın gönlü, ilimle doludur.

Hz. Muhammed –saa- tıpkı Selman'ın din ve davranışlarını övdüğü gibi, her zaman zekâsını da överdi. Günün birinde Resul Ekrem –saa- kendi sahabesine şöyle buyurdu: Sizlerden hanginiz tüm günleri oruç tutuyor? Selman: Ben, ya Resulullah dedi. Hz. Muhammed tekrar sordu: Sizlerden hanginiz tüm geceleri ibadetle geçiriyor? Selman: Ben ya Resulullah, dedi. Hazret tekrar sordu: Acaba sizlerden biriniz, günde bir kez Kur'an Kerim'i hatım ediyor mu? diye sorunca, Selman: ben ya Resulullah diye karşılık verdi.
Orada hazır bulunan biri, selman'ın cevaplarını bir çeşit yalandan ibaret olduğunu zannederek, " Gördüğüm kadarıyla Selman günlerden çoğunu oruçlu değil, gecelerin bir çoğunu da uyuyor ve günlerini sessiz geçiriyor. Öyle ise nasıl olur da her gün oruç tutuyor, her gece Allah'a ibadet için uyanık kalıyor ve günde bir kez Kur'an Kerim hatım ediyor?!"dedi.
Resulullah –saa- bunu Selman'a sormak gerektiğini buyurdu.

Selman Farsi şöyle cevap verdi: ben ayda 3 gün oruç tutuyorum ve Allah, kim iyi bir amelde bulunursa ona 10 katı ecir vereceğini buyurmuştur. Diğer yandan Şaban ayın son gününü oruç tutarak Ramazan'a bağlıyorum. Kim bunu yaparsa tüm yıl oruç tutmuş gibidir. Allah Resulünden duyduğum gibi kim taharet ile uyursa sevap açısından sanki tüm geceyi ibadetle geçirmiştir. Fakat Kur'an Kerim hatmine gelince; Resul Ekrem'in buyurduğu gibi, her kes günde bir kez İhlas suresini tilavet ederse, Kur'an Kerim hatminin 3'te 1'nin ecrini alır ve kim iki kez okursa 3'te 2'sini tilavet etmiştir ve kim 3 kez okursa, sanki tüm Kur'an'ı tilavet ermiştir.
009-015

 

Ortam

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile