Pazar, 11 Mart 2012 12:10

Hakikat aynasında Vahabi tarikatı - 1

Hakikat aynasında Vahabi tarikatı - 1
Dinler tarihi veya dini kaynakları incelediğimizde, birçok dinin zamanla çok sayıda mezhebe veya tarikata bölündüğü anlaşılır. Semavi büyük dinler de bu kaideden müstesna olmamıştır. Zaman ilerledikçe ve bu büyük dinleri getiren peygamberlerin çağından uzaklaştıkça, söz konusu dinlerden çeşitli mezhepler ve tarikatlar ortaya çıkmıştır.
Kuşkusuz semavi dinlerde mezheplerin çokluğu ve ihtilafların kaynağı, beşeri düşüncedir, çünkü gerçekte tüm ilahi peygamberlerin siyerinde tevhid en önemli ilkedir ve peygamberler beşeriyeti tefrikadan ve ihtilaftan sakındırmıştır. Maad'a ve kurtarıcının zuhur edeceğine yönelik inanç, adalettaleplik ve zulüm karşıtlığı ile birlikte tüm semavi dinlerin diğer ortak yönleridir. Öte yandan tüm semavi dinler vahiyin, tüm marifetlerin kaynağı olan yüce Allah tarafından nazil olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat tarih boyunca dinin yanlış algılanması, sosyal çevre ve şartlar, insanların çıkarcı tutumu gibi etkenlerin bazı insanların dinden yanlış yorumlara yönelmesine sebebiyet verdiği anlaşılır. Bu düşüncelerin farklılığı zamanla gelişmiş ve semavi dinlerin izleyenleri arasında tafrikalara ve ihtilaflara sebep olmuştur. Her halükarda mezheplerin ve tarikatların çokluğu ister insanların düşünce hatasından olsun, ister bazı kişilerin veya çevrelerin çıkarcılığından veya siyasi komplolarından kaynaklansın, inkar edilemeyecek bir gerçektir, öyle ki bu gerçek adeta bir ok gibi dinlerin vurguladığı vahdeti hedef almıştır. Gerçekte bazen yersiz bağnazlıklarla birlikte olan bu mezheplerin ve tarikatların çokluğu, esas itibarı ile ümmetin vahdetine vurgu yapan semavi dinlerde tefrikaya ve ayrışmalara sebebiyet vermektedir. Bu sorunu masaya yatırmak üzere sizleri İslam dininde adeta bir kanser tümörü gibi ortaya çıkan Vahabi tarikatı ile tanıştırmaya karar verdik. Birlikte dinleyelim. Vahabi tarikatının ortaya çıkışında, diğer tarikatlarda olduğu gibi kökleri, bu tarikatı kuranın düşünce temellerine uzanıyor. Vahabi tarikatının temel inançları İbni Teymiye'nin düşüncelerinden kaynaklandığından, öncelikle İbni Teymiye'nin İslam dinine bakış açısı ve düşünce temellerini tanımak gerekiyor. Hicri Kameri 7. yüzyılda İbni Teymiye olarak ün yapan Tagieddin Ahmed Bin Abdulhalim, 661 yılında Harran kentinde dünyaya geldi. O dönemde Harran kenti, Hanbeli mezhebinin önemli merkezlerinden biriydi. Şu anda Türkiye'nin güneyinde yıkıntılarından başka hiç bir şey geride kalmayan Harran, eski çağlarda muhteşem ve parlak bir kültürü yaşayan bir kentti. İbni Teymiye bir asır boyunca Hanbeli mezhebinin bayraktarlığını yapan ve birçok dini esere imza atan bir ailede yetişti. İbni Teymiye'nin babası bizzat Harran'ın ünlü fakihlerinden biriydi ve Şeyh-ul Beled olarak ün yapmış ve Harran halkı kendisini büyük bir hatip ve İslami bilimleri ders veren bir şahsiyet olarak tanıyordu. Öte yandan İbni Teymiye'nin yaşadığı çağ, Moğolların İslam beldelerine vahşi saldırılarına denk gelmişti. O dönemde Moğollar en acımasız bir şekilde İslam topraklarına saldırıyor ve fethettikleri toprakları kendi imparatorluklarına ilhak ediyordu. Nitekim o dönemde birçok İslami eser ve müslüman düşünürlerin yazdığı kitaplar hepsi Moğollarca yağmalandı veya yok edildi. Ünlü Arap tarihçi İbni Kesir şöyle yazıyor: Hicri Kameri 667 yılında İbni Teymiye henüz 6 yaşındayken Moğolların Harran kentini ele geçirmek için baskıları arttı, öyle ki kent sakinleri Moğolların korkusundan kenti terk etmek zorunda kaldı. İbni Teymiye de ailesi ile birlikte Harran'da Şam'a gitti. Şam'a yerleştikten sonra İbni Teymiye'nin babası Şeyh-ul Beled, kentin Dar-ul Hadis'inin başkanı oldu ve orada ders vermeye başladı. İbni Teymiye çocukluk ve ergenlik çağını Şam'da geçirdi. Kendisi babasından ve Şam'da bulunan diğer Hanbeli alimlerden fıkıh, hadis, kelam, usul ve tefsir gibi ilimleri öğrendi ve Hanbeli mezhebinde ictihad derecesine ulaştı ve fetva verme ve ders verme hakkı kazandı. İbni Teymiye babasının vefatından sonra Şam'da Dar-ul Hadis'in başkanı oldu ve burada ders vermeye ve Kuran'ı Kerim tefsir etmeye başladı. İbni Teymiye aynı zamanda başka mezhepleri ve dinleri incelemeye başladı ve ehlisünnetin dört mezhebi ve şii mezhebinin fetvaları ile aykırılık arz eden bir takım fetvalar yayınladı. İbni Teymiye müslümanlar arasında yaygın olan bazı gelenek ve inançları sorgulamaya başladı ve bazı sünnetlere uymanın şirke ve tevhidden uzaklaşmaya sebep olduğunu savundu. Gerçekte İbni Teymiye'nin engebeli yaşamı, müslümanların bazı kesin inançlarını sorgulamak ve farklı görüşler ortaya atmakla başladı. Aslında Hicri Kameri 698 yılına kadar İbni Teymiye'nin düşünceleri hakkında hiç bir şey duyulmadı, ancak bu yıldan itibaren yavaş yavaş düşünceleri gelişmeye ve ortaya çıkmaya başladı. Örneğin aynı yılda İbni Teymiye, Eş'eri mezhebi aleyhine bir kitap yazdı ve Şam'da büyük bir tartışmaya sebep oldu. İbni Teymiye kendisini Selefi biliyordu. Selefilik sözcük itibarı ile geçmişleri taklit etmek, eskilere tapmak veya onları kayıtsız şartsız taklit etmek demektir. Ancak Selefiye, İslam peygamberini (sav), sahabeyi ve tabeini izlediklerini iddia eden bir tarikatın adıdır. Tabein, bir veya bir kaç sahabeyi gören veya onlarla konuşan insanlara verilen addır. Selefiler, İslam hükümleri aynen sahabeler ve tabein döneminde uygulandığı gibi uygulanması gerektiğini savunur. Selefilere göre İslami inançları sadece kitaptan ve sünnetten öğrenmek gerekir ve ulemanın Kuran'ı Kerim'in sunduğu delillerin dışında başka deliller sunmamaları gerekir. Selefi düşüncesinde akli ve mantıklı yorumlara yer yoktu. Selefiler için sadece Kuran'ı Kerim ve hadislere istinat etmek yeterliydi. Selefiler düşüncelerinde derin durgunluk ve bağnazlık yaşıyor ve muhaliflerine karşı çok sert davranıyordu. İbni Teymiye de Selefi İslam'a dönüş bahanesi ile çeşitli İslami konularda, müslümanların bir çok inanç ve düşüncesini sorgulayan ve bir çok müslüman İslam dışı nitelenen düşünce ve görüşler beyan etmeye başladı. İbni Teymiye düşünce ve inançlarını ve özellikle Allah'ın sıfatlarını beyan ettikten sonra bir dizi itirazlarla karşılaştı. İbni Teymiye Allah'ın cisim sahibi olduğunu ve göklerin üzerinde oturduğunu iddia ediyordu. İbni Teymiye Allah için beden tanımında bulunan ve bu konuda bir çok risale yazan ilk müslümandır. İbni Teymiye ayrıca Allah Resulü'nün (sav) mezarını ziyaret etmek ve o hazreti anmayı şirk ve haram ilan etti. İbni Teymiye'nin haram ilan ettiği bir başka konu, evliyalara ve salihlere tevessül etmekti, çünkü İbni Teymiye'ye göre bu amel, Allah'tan başkasına tevessül etme anlamına geliyordu. İbni Teymiye peygamberlerin ve evliyaların mezarını onarmak ve kutsal mezarların yanı başında cami inşa etmeye de şirk olduğunu ileri sürerek karşı çıkıyordu. İbni Teymiye'nin bu tutumu, çeşitli İslami mezheplerin sert tepkisi ile karşılaştı. İslami mezheplerin mensupları Allah'ın cisim sahibi olduğunu iddia eden ve sıfatlarını beşeri sıfatların düzeyine indirgeyen birinin inançlarına katlanmak istemiyordu. Müslüman alimler yüce Allah'ın beşeri idrakın çok ötesinde bir zat olarak tanımlayan Kuran'ı Kerim'e istinat ederek İbni Teymiye'nin düşüncelerini reddeden eserler yazdı. Müslüman alimler ayrıca İbni Teymiye'nin sapkın düşüncelerine karşı kesin tavır alınmasını istedi. Ancak İbni Teymiye, itiraz fırtınası karşısında düşüncelerini savunmayı sürdürdü. İbni Teymiye kendisine karşı çıkanları kafir ilan etti ve bazen yazılarında muhalifleri hakkında çirkin sözler kullandı. Tarihte ifade edildiği üzere Hicri Kameri 703 yılında İbni Teymiye, ünlü müslüman Arap arif Muhiddin Arabi'nin Fusul-ul Hekem adlı eserini okuduktan sonra bu eseri kendi düşüncelerine ters buldu ve ardından Muhiddin Arabi'nin eserini reddedn El Nusus Alel Fusu adında bir eser yazdı ve bu eserinde Arabi ve izleyenlerini lanetledi. Böylece müslümanlar arasında ihtilaf ve tefrika alevleri daha da yükseldi. Gerçekte kamuoyu, müslümanların yaygın olan inanç ve düşüncelerine aykırı olan İbni Teymiye'nin kendine özgü düşünce ve inançları ile gerginleşiyordu. Sonunda İbni Teymiye, Hicri Kameri 705 yılında Şam mahkemesince suçlu bulunarak Mısır'a sürgün edildi. İbni Teymiye 707 yılında hapisten çıktı ve bir kaç yıl sonra tekrar Şam'a dönerek bu kentte kendi düşüncelerinin propagandasını yapmaya başladı. İbni Teymiye bir kez daha 721 yılında yargılandı ve hapse atıldı ve sonunda Şam kalesinde hapisteyken 728 yılında öldü. Evet, İbni Teymiye'nin İslami meselelerle ilgili görüşleri müslümanlar arasında gerilim yaratmak ve bir çok İslami inancı reddetmekten başka hiç bir faydası olmadı, nitekim İslam alimlerinin kendisine verdikleri kesin cevaplar bu hareketin kısa bir süre sonra noktalanmasına sebep oldu. 015

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile