Bu site kapanmıştır. Yeni sitemiz: Parstoday Turkish
Perşembe, 07 May 2015 11:32

Mutahhar Harem'de düzenlenen Sıfeh merasimine bir bakış

Mutahhar Harem'de düzenlenen Sıfeh merasimine bir bakış

Sıfeh denilen Kur'an okuma merasimi çok eskiye dayanmaktadır. Öyle ki mevcut merasimin başlangıç tarihi belki de tarihin toz ve dumanında kaybolmuştur.
Tabi şunu ifade etmek gerekir ki; bazı tarihçiler, İmam Rıza'nın (a.s.) melekûtidergâhına has olan bu Kuran okuma merasiminin, kendisinin şehadetinden hemen sonra başladığına inanırlar. Yani on iki asrı aşkın bir süredir ((Sıfeh)) Kur'an okuma merasimi Horasan topraklarında ayaktadır. Bununla birlikte ((Sıfeh)) Kuran okuma merasiminin İmam Rıza'nın (a.s.) Mutahhar Hareminde miladi 1859 yılında başladığına ve günümüze kadar devam ederek sürdüğüne şahitlik eden belgeler ve vakıfnameler de bulunmaktadır.
Tam da güneşin doğduğu ve aydınlığını Mutahhar Rezevi Haremin her yerine yaydığı bir esnada ((Sıfeh)) Kuran okuma merasimi de yankılanmaya başlar;Sabahları güneş doğduktan sonra ve akşamları da Akşam ve Yatsı namazlarının kılınmasında hemen sonra. ((Sıfeh)) Kuran okuma merasimi, daha önceleri Dar-ul Hifaz salonunda - yani İmam Rıza (a.s.) Hazretlerinin tam da karşısındaki salon – düzenlenirdi. Ama şimdilerde ise mevcut Kuran okuma merasimi, Dar-us Selam salonunda – Mutahhar Haremin güney doğusuna ve Dar-ul Hifaz'ın da doğusuna düşen güzelim mekân – düzenlenmektedir.
İlk önce bir kısım Serici (hizmetkârlar dört kısma ayrılılır; Koruyucular – Huffaz -, Sericiler – Ferraşan -, Kapıcılar – Derbanan - ve Ayakkabıcılar – Kefşdaran -) ((Sıfeh)) Kuran okuma merasiminin düzenleneceği yeri hazırlıyorlar ve ziyaretçileri Dar-us Selam salonunun dışına yönlendiriyorlar. Onlar, merasim başlamadan önce özel bir saygı ile on dört adet rahle ve büyük boy Kuran-ı Kerimi, merasimin düzenleneceği yere getiriyorlar. Mevcut Kuranlar ve rahleleri eşit iki kısma ayırarak Dar-us Selam'ın hemen önünde sağ ve sol tarafa düzenli bir şekilde ve aynı aralıklarla diziliyorlar.
Yedi adet nefis Kuran, sağ tarafta ve yedi adet nefis Kuran da sol tarafta bulunmaktadır. Hizmetkârlar, lale şeklinde tek şuleli on dört adet şamdanın her birini rahlelerin önüne bırakır. ((Sıfeh)) Kuran okuma merasimine ait Kuranlar ve rahleler özel bir saygı ile elden ele verilir. Sanki nur, eller arasında dönüyor ve havada yayılarak onu aydınlatıyor.
Hizmetkârlardan biri lalelerin içerisindeki mumları yakar. On dört hizmetkâr, Dar-us Selama giriş yapar ve her biri bir rahlenin arkasında ayakta durur. Hizmetkârlar ve o günün güvenlik elemanlar da sağ ve sol taraflarda ihtiramla ve saygılı bir şekilde hazır bulunurlar. Hizmetkârların Güvenlik üst Amiri, yardımcısı ve seyitler, salonun üst tarafında otururlar. Her güvenlik sorumlusunun önünde de içerisinde yananbir mum olan ve mermer döşemeleri aydınlatan bir şamdan bulunur.
Kuranlar açılır. Mumlar erir. Gri elbiseli on dört adam rahlelerin arkasında saygılı bir şekilde diz çöker. Onlar, Huffaz diye bilinen ve mevcut makamı ya miras yolu ile veya onunla şereflenerek elde eden on dört Kuran Kari'sidir. Onlar birbirleri ardınca açık duran rahlelerin arkasında yerlerini alırlar. Ziyaretçiler de uzaktan merasimin nasıl icra edildiğini seyredeler. Kuran kıraatinin sesi yankılanmaya başlar. Sanki ortam canlanıp hayat bulur. Salonun kapı ve duvarları da sesi tekrar ederler. Ahenkli kelimeler havada dolanır ve kulakları okşar. Kalpler yavaş yavaş titremeye başlar ve gözler yağmurlu bir hal alır. Kari, «صدق الله العلی العظیم »(yüce ve büyük olan Allah nede doğru buyurdu) der. Sağ eller göğsün sol tarafının üstündedir, tam da kalbin bulunduğu bölgede. Huffazların her biri Hoca Nasrettin Tusi'nin derlemelerinden on dört Masumun (a.s.) veya on iki İmamın (a.s.) methiyelerinden birini yüksek sesle, güzel ve ahenkle okur. Huffaz, okuduğu on dört masumun methiyelerinde İmam Rıza'nın (a.s.) mübarek ismine yetiştiğinde herkes ayağa kalkar ve Hz. İmama (a.s.) saygı durarak tekrar otururlar. Huffazlardan her biri sıra ile methiyeleri okur ve sıra diğerine geldiğinde o da sonra ki İmamın (a.s.) methiye ve hutbesini okur. On dördüncü bölüm okunmaya başlandığı ve İmam-ı Zaman'ın (a.c.) mübarek isimleri anıldığı zaman yine herkes kıyam eder. Methiyelerin On dördüncü bölümü de tamamlandığında, Huffaz'ın hatibi özel bir hutbe okumaya başlar. Merasimin son bulması ile birlikte hizmetkârlar şükür secdesini yerine getirirler. Sonrasında da güvenlik amiri veya yardımcısı Kuranları, rahleleri ve laleleri toplamaya başlar. Mevcut eşyalar tam bir saygı içerisinde elden ele dolaşır ve Dar-ul Huffaz'ın güney doğusunda bulunan Kuranların korunduğu özel odaya aktarılır.
((SIFEH)) MERASİMİNİN BELGELERİ
Tarihi senetlere göre yaklaşık olarak bir buçuk asır önce İmam Verdihan Beyat Muhtari adında bir kişi ((Sıfeh)) Kuran okuma merasimi sünnetini kaydetmiştir. Kendisi, bir vakıfnamede bir vakfa ait gelirin bu merasim için harcanmasını tayin etmiştir. Beyat Muhtari altını çizerek Huffaz hizmetkârlarınTevhit hane salonunda (Mutahhar Haremin kuzeyinde Dar-ul Feyz ve Devrim meydanları arasında bulunan salonlardan biri) sabah ve akşam yüce Allah'ın eşsiz kelamını tilavet etmelerini Hoca Nasrettin Tusi'nin Tevessül'ünden de on iki bendin okumasını söylemiştir.
ÜLKENİN MANEVİ MİRASI TİMPANİ (MIZIKA) ÇALMAK
Şimdilerde matem günleri ve Muharrem ve Sefer ayları haricinde bütün günler
Güneş doğmadan ve batmadan önce her gün ve günde iki kez olmak üzere ve yirmi dakika süresince timpani çalınmaktadır.
Günümüzde Meşhette düzenlenen timpani çalma merasimi, kabul gören ve hatıra sayılan bir tören olarak görülmektedir. Ayrıca İmam Rıza (a.s.) hareminin itibar, azamet ve gösterişinin bir tanıtıcısı olması hasebi ile saygınlık gören bir durumdur. Çok eski bir dini merasimin adeta bir yadigârıhükmünde olan bu merasim, asırlardan beri Rezevi'nin mübarek mekânlarında hem İran'da ve hem de diğer ülkelerde süre gelmiş bir gelenektir. Dolayısıyla mevcut kadim merasimin tarihi ile ilgili yapılacak inceleme ve araştırma,İran'da ve cihanda timpani çalma ve timpani evinin geçmişi ve eskiliğini tanımayı ve mütalaa etmeyi gerektirir.
Timpani Farsçada birbirlerine bağlı iki küçük davuldan meydana gelen bir çeşit müzik aletine denir. Davulcunun elindeki iki çubuğu davullara vurması sonucu çalınarak ses çıkarılır. Timpani evi ise terim olarak timpaninin bulunduğu yer veya kuleye denir. Timpani evi, Devrim meydanında bulunmaktadır.
Bazı dillerde timpani çalınmasına ve mecazi olarak da timpaninin kendisine nöbet ve timpaniciye de nöbet çalan denilmektedir. Çok eski zamanlarda daha çok nöbet çalan terimi ve ondan sonra da hicri onuncu yüzyıla kadar her iki sözcük ve ondan sonra da timpani çalma sözcüğü tek başına Farsça metinlerde terim olarak devam edegelmiştir.
Timpani çalma hem İran'da ve hem de dünyada çok eski bir tarihe dayanır. Timpani çalmada kullanılan iki önemli aletin yani davul ve borazandan istifade etme durumu daha eski dönemlere uzanmaktadır. Tedrici olarak eski İran'da özel bir şekil alan ve timpani çalma adı ile adlandırılan davul, tambur, borazan ve klakson çalma geleneği İran'dan diğer ülkelere de geçerek ta eski zamanlardan beri değişik ülkelerde hem yolculuk ve hem de mukimlik durumunda, hem savaş ve hem de barış durumunda ve hem sevinç hem de yas durumunda revaçta olan bir gelenek halini almıştır. Savaşlarda davul, borazan ve klaksondan istifade etmek daha çok bilgilendirmek ve ordunun her hangi bir bölgeye giriş yaptığını haber vermek veya askerlerin savaşmaya teşvik edilmesi ya da kampa alanlarının toparlanması ve nizami duruma geçilmesi veya fetih, galibiyet ve savaş ilanları gibi büyük askeri olaylar için süre gelen bir gelenekmiş. Ama barış ve sulh durumlarında ise daha çok eğlencelerde, milli ve dini bayramlarda veya matem merasimlerinde ve padişahın saltanat tahtına oturması, şehre giriş yaptığının haber verilmesi, taç takma merasimi gibi karşılama törenleri veya padişahların ve şehzadelerin doğum veya ölümlerinin haber verilmesi ve diğer önemli toplumsal törenlerde ve güneşin doğuşu ve batışı esnalarında çalınmaktaydı.
Mevcut gelenek doğuda çok daha eskilere dayanmaktadır. (D. Britanika) Rumlar ve Yunanlılar, savaşlarda bu aletlerden istifade etmeyi doğululardan öğrenmiş ve ilgi odakları olmuştur. Sörhenri Pol bunu Asya halklarının çok eski bir geleneği olarak değerlendirmiş ve bu sözcüğün Haçlı saldırılarından sonra Avrupa dillerine geçtiğine ve revaç bulduğuna inanır. Marko Polo, timpani çalınmasını İranlıların savaşa başladığının işareti manasına geldiğini söyler. Kristin San ise İran halkının surlarda yaptığı savaşlarda önceleri borazan ve klakson aracılığıyla muhasara altındakileri düşmanın saldırısından haberdar ettiklerini yazar.
Eski metin yazıları gibi tarihi belgeler ve seyahatnameleri yazanların verdiği bilgilere göre timpani, timpani evi, mahalle timpanicisi, timpani okuyucusu, timpani vurucusu, timpani reisi... Gibimekânların varlığından haber vermektedir. İran kültürünü koruma ve eski mezarlarda timpani evi Havaf yakınlarında, timpani evinin tepesi Gonabadta, timpani evinin küçük kulesi Taki Abad Sari dağının yukarısında,ve Hehamenşi dönemine ait timpani çalma aletleri Taht-ı Cemşit müzesinde, timpani çalımının bir cilvesini göz önüne seren Kirmanşahın eski taş yazıtları ve aynı şekilde eski ve yeni şairlerin şiirlerinde timpani çalmakla ilgili var olan terimler ve lügat sözlüklerinde timpani atı, timpani devesi, timpani fili gibi diğer isimlerin varlığı da İran topraklarında bu geleneğin kadimliğinin teyit edicisidirler.
İranda timpani ve timpani çalımı ile ilgili olarak değişik görüşler bulunmaktadır.
MUKADDES RAZEVİ DERGÂHTA TİMPANİ VE TİMPANİ EVİNİN GEÇMİŞİ
Mukaddes Rezevi dergâhında timpani çalma geleneğinin ortaya çıkması ile ilgili olarak elimizde tam bir bilgi olmamakla birlikte İran halklarının mübarek mekânlardakendisinden istifade ederek devam ettirdiği bu çok eski gelenek, Müslüman İran'ın kendi zevk ve hünerini iman aşkıyla yoğurduğu ve mimari sanatını İslam kültürünün hizmetine sunarak mihrap, kubbe, minare... Gibi eşsiz projelerde yansıttığı, derin dini marifetini tavanların, divanların, kılıçların, çini dökümlerin ve dalgalandırma sanatı süslemelerinde ve İslami motiflerin ve diğer yeni eserlerin ortaya çıkmasında en yüksek düzeyde sergileyerek kullandığı gibi Rezevi Dergâhta da timpani çalma merasimini bir gelenek haline getirerek İran kültüründe kökü olan mevcut geleneğe de bir inanç rengini vermiş ve ona tazim ve ikramda bulunmuştur. Böylece bunu koruyarak ve Müslüman İran'ın başka bir sanat ve kültürünü de gözler önüne sererek belirgin hale getirmiştir. Şimdilerde ise zamanın geçmesi ve bu geleneğin tam olarak yer edinmesi ile birlikte Rezevi Haremde timpani çalınması, saygın ve kabul gören bir unsur olarak ortaya çıkmıştır.
Mevcut gelenek hakkındaki bilgi hicri dokuzuncu yüzyıl sınırını aşamamaktadır. Bunun hakkında var olan en eski haber, onuncu yüzyılın başlarında yazılmış olan Buhara Mehmannamesidir. Mevcut telifte Muhammed Han Şeybani'nin Rezevi Hareme yapmış olduğu seferden bir rapor verilmekte ve Rezevi'nin mübarek mekânlarında var olan timpani çalınması geleneği ve timpani evinin varlığından bahsedilmekte ve şöyle denilmektedir:
"... Hz. İmamın (a.s.) mübarek dergâhının yukarısında Hz. İmamın (a.s.) timpani nöbeti çalınmaktadır. Padişah ordusu bandosundan bir grup timpanici ve koru hazır bulunmaktadır. Davulları çalmak ve koruya başlamak için Padişahın bineğinin ulaşmasını beklemektedirler...".
Fadlullah Hunci timpani evinin bina ve teşkilatından ve timpani çalma geçmişinden bahsetmiyor ve açıkça Mutahhar Haremde (şaha ait ordunun timpanicilerinin orada merasim düzenlemelerinin gerektiği) timpani ve çalma nöbeti yerinin varlığından bahsetmektedir. Bununla birlikte mevcut haberin ayrıntılarında Rezevi Haremde var olan timpani çalma geçmişinin bu tarihten daha öncelere dayandığı da belli olmaktadır. Başka bir habere göre ise Baber bin Baysenğar Hicri Kameri 860yılında şifa bulmak için ziyarete geldiğinde, Meşhedin Çarbağ denilen bölgesinde kışı geçirir ve timpani evini meydanın güneyinde bulunan bağda kurar ve orada nöbet çalmalarını emreder.
Mevcut merasimin onuncu asırdan önceki neden ve niteliğinden habersizlik, konu ile ilgili olarak birçok değişik görüşlerin ortaya atılmasına sebebiyet vermiştir. Bunların bazılarında İmam Rızanın (a.s.) veliahtlığı veya Horasan sultanının manevi makamı veya Rezevi dergâhın azametini korumak ve buna benzer durumlar ya da namazın son vaktinin bildirilmesi ve Ramazan ayında iftihar merasimi ve sahurun bildirilmesi veya şenlik ve mutluluk ve özel olaylar ezcümle timpani çalınmasına neden olarak gösterilen nedenlerden bazılarıdır. Tarihi şahitlerin senedi ile timpani çalınmasının da Dergâhta süregelen diğer merasim, adap ve hizmet memurlarının tayini, idari ve memuriyet mevkilerinin yapılandırılması, beş adet güvenlik nöbetinin tertiplenmesi, hizmetkârların elbise değişimi ve kapıcı asası, yönetmenliklerin yazılması gibi hizmet gereçleri, özel hutbe ve sıfeh merasimleri, güvenliğin değişimi ve temizliğin yapılması ve başka hizmetlerde olduğu gibi hizmet çeşitlerinin gerektirdiği zaruretler olabilir. Bununla da Rezevi dergâhın kutsiyetini artırmak ve ziyaretçilere hizmet ederek rahatlıklarını sağlamak hedeflenmekteydi. Lakin tüm bunlarla birlikte o dönem hükümetlerinin idari ve icrasındaki tarz ve yönetme şekillerinden etkilenmiş, mübarek Rezevi mekânların idari teşkilatlarında birçok asır boyunca gelişmeler meydana gelmiş ve değişim ve dönüşümler yaşanarak kabul gören bir sistem baki kalmıştır.
Fadlullah Honcinin verdiği bilgilerden sonra timpani evi ile ilgili en önemli haberler Safavi dönemine aittir. Abbasi Dönemi Görüşleri kitabının yazarı şöyle yazmaktadır: "timpani evi birkaç davul ve tamburla timpani evi mehteri idaresinin kontrolü altındadır". Bu döneme ait belgelerde de maaşların ödenme şekli ve ölçüsü ve Derviş Haci, Gıyasuddin Muhammed Tabbal ve Mir Muhammed Sadık gibi timpani evi üyelerinin isimleri miladi 1605, 1616 ve 1674 tarihlerindeki timpani evi mehterinde göze çarpmaktadır.
O dönemde Meşhet şehri İran'ın en önemli dini şehri olma hususunda Safavi şahlarının özel ilgisini kazanmıştır. Sultan timpanisine ek olarak Hz. Rızanın (a.s.) Haremine ait özel bir timpani de bulunmaktaydı. Safavi döneminin sonlarına kadar da mevcut merasim revaçta ve genişleme halindeydi. Öyle ki Zubd-ul Tevarihin yazarı, miladi 1727de sevinç timpanisinin çalmasından bahseder. Bununda Nadir'in fermanı ile şah ikinci Tahmaseb'in tahta oturmasından dolayı Meşhette meydana geldiğini aktarır.
Avşarlılar devletinin ortaya çıkması ve Meşhet şehrinin siyasi merkez galine gelmesi ile birlikte Mukaddes dergâhta mevcut timpani çalımı daha çok bir renklilik kazanmış ve matem günleri haricinde sevinç timpanisi merasimi düzenlenirdi. Öyle ki Mirza Mehdi Astar Abadi, 1730 yılındaki olayları aktarırken halkın matem ve yasından ötürü Nadir'in emri ile mevcut merasimin engellendiğini haber vermektedir.
Avşarlılar döneminde yazılan Alişahi tomarlarında timpani evinin tesisine özel bir ilgi gösterilmiştir. On üç timpanist, aydınlık işçileri unvanı ile ve belirlenmiş bir maaşla ve timpani evinin davul için boğa derisi ve buna benzer gereçlerini temin etmek için vakıflar mahallinden özel bir bütçenin ayrılması gibi hususlara rastlanılmaktadır.

RAZEVİ ASTANINDA TİMPANİ ÇALINMASI
Kacarlar döneminde timpani çalınması özel bir adap ve teşrifata sahip oldu. Timpani çalınan ezcümle özel münasebetler; dini bayramlar ve özellikle de İmam Rıza'nın (a.s.) doğum şenlikleri idi. Edib-ul Ma'ii şöyle yazar:
"Hz. İmam Rıza'nın (a.s.) doğum günü olan bu ayın on birinci gecesinde meydanı yine çekici bir şekilde aydınlatıp süslediler. Astanın timpanisini çaldılar. Böylece sevinç kapısını açtılar ve dinin yüce kalbini vurup yaralandı...". Kaçarlar döneminde timpani evinin adı klakson evi idi. Timpanistler aydınlık işçileri adı ile adlandırılırdı. Kacarlar dönemine ait belgelerde bundan bahsedilmiştir. Profesör Abdülgani Mirzayof'un yazdığına göre başka münasebetlerde de örneğin özel kerametlerin meydana gelmesi gibi durumlarda yine timpani çalınırdı. Hatta bazen özel günlerde bu merasimin zamanı uzardı. Öyle ki Ali Naki Hâkim-ulmülk şöyle yazmaktadır:
"İmam Rıza'nın (a.s.) doğum günü şenliğinde İmam'ın timpani evi sabaha kadar yüce felekte yankılandı...".
Mukaddes Rezevi Astan'ındaki timpani çalınması konusuna değinen Kacarlar dönemi yazarlarından birisi de Hacı Seyyahtır:
O dönemde iki nöbet, İmam Rıza'nın (a.s.) ve diğer İmamların (a.s.) doğum günü şenlikleri gibi resmi olan münasebetlerde timpani çalındığı gibi normal selam merasimlerinde de timpani çalınırdı. Bu durum Pehlevi dönemine kadar da revaçtaydı. Aynı zamanda o dönemlerde yılın değişimi ve nevruzda da bu merasim icra edilirdi. Lakin bu münasebetlerin ortaya çıkış tarihleri tam olarak belli değildir. Ama o dönemde Hz. İmam'ın (a.s.) timpani evinde bu münasebetlerin takvim ve nöbet çalmaları bulunmaktaydı ve timpani evi mübarek mekânlarda var olan resmi bir kuruluş sayılmaktaydı. Öyle ki aynı o dönemlerde timpani evinin eski binası doğu eyvanının yukarısında (şimdiki yeri ve onun batı kısmında) merasimlerin tertiplenmesi için yapılmıştır.
Kacarlar döneminin sonlarında, karşılama törenlerinde yeni müzik aletlerinin meydana çıkması ile birlikte timpani çalma, şehirlerde eski gözdeliğini yitirmiş ve başkent ve birkaç önemli şehir dışında zamanla ortadan kalkmıştır. Hatta mevcut durum Pehlevi dönemlerinde de devam etmiştir. Lakin timpani çalınması o dönemlerde de Mukaddes Rezevi Astanında eskide olduğu gibi özel bir adapla ve belirli nöbetlerde düzenlenmeye devam etmiştir. Merhum Muhammed Veli Han Esedi'nin vekilliği döneminde bazı sebeplerden dolayı timpani çalınması Mukaddes Astanda bir müddet terk edilmişse de miladi 1903 yılında mevcut merasim tekrar düzenlenmeye başlamıştır. Bu merasim aynı eskide olduğu gibi özel zamanlarda ve matem günleri, Muharrem ve Sefer ayları dışında icra edilirdi. O zamandan günümüze kadar da Allaha tapmayı ve Rezevi Dergâhın azamet ve büyüklüğünü hatırlatan bu güzel sünnet ayakta kalmıştır. Böylece timpaninin sesi tanıdık ve mutluluk veren bir nağme olamaya devam etmiştir. Öyle ki duyanlara İmam Rıza'nın (a.s.) Mutahhar Haremini hatırlatmaktadır.
TİMPANİ ÇALMA ARAÇ GEREÇLERİ
Timpani evinin araç gereçleri dört çeşit davul ve klakson ve onlara ait aletlerden meydana gelir. Davullar büyük ve küçük kalay ve dökme demir kâselerden yapılmıştır. Üzerlerine tabaklanmış deri geçirilmiştir. Yaklaşık olarak yirmi santimetre uzunluğunda olan sade iki çubukla vurulmaktadır. Klaksonlar ise nefesli çalgılardan ve yaklaşık olarak 100 ile 120 santimetre uzunluğundadır. Bunlar kalay veya pirinçten yapılmış ve kalay suyuna batırılarak kalay kaplama yapılmıştır. Davullar ve klaksonlar Meşhette üretilmektedir. Timpani çalınmasında isimleri Çeşnicibaşı, Bas Davulu (Gorge, Gorek), Tavuk Yumurtası ve Sade davul adlarında dört çeşit davuldan istifade edilir. Çeşnicibaşı davulu; küçük ve dökme demirden yapılma alttan ses veren bir davuldur. Bu davul, asıl davul unvanı ile ve tüm süre boyunca Çeşnicibaşı tarafından vurularak çalınır. Kalaydan olan, büyük ve orta diye iki boyda olan ve bom sesi veren diğer davullar ise Çeşnicibaşı davuluyla ve birbiri ardınca ve sırasıyla ve klaksonun ahengine de uyarak bazen de tek başına olmak üzere merasim bitinceye kadar şenlik davulu unvanı ile eşlik ederler. Bunlarda zikir yoktur.
Klakson, üflemekle ses çıkarır. Bunlarda zikir vardır. Başka bir deyimle bu günün klakson sesleri, eski asırların sesleri gibidir. Bunlar sineden sineye nakledilmiş ve baki kalmışlardır. Herkes kendi zevk ve inancına göre değişik tabirlerde bulunmuştur. Onların en doğrusu ise timpani başlarından nakledildiğine göre sırasıyla üç aşamada icra edilir:
Çalgıcı başı (klakson çalanların grup başı), ilk önce klaksonu altın sarısı kubbeye doğru selam verme şekli ile doğrultarak (sultan-ı dünya ve ukba, Ali bin Musa Rıza) makamı ile çalmaya başlar. Sonrasında da sayıları beş kişi olan koro, klaksona eşlik ederek cevap veriyorlar: İmam Rıza (a.s.) (iki kere). Çalgıcı başı tekrar klaksonu kubbeye doğru tutarak şöyle üfler: İmam Rıza (a.s.) (3 kere) ve sonrada koro cevap verir: Garip Rıza (a.s.) (2 kez). İkinci aşamada, çalgıcı başı şöyle üfler: Mevla, Mevla, Mevla, Ali bin Musa Rıza. Sonrasında da koru cevap verir: Rıza can (a.s.) (3 kez). Çalgıcı başı klaksonun başını altın sarısı kubbeye doğrultarak zikir eder: Ey Garip İmam, Ey İmam Rıza ve koro da şöyle cevap verir: Rıza can (3 kez). Üçüncü aşamada ise çalgıcı başı şöyle üfler: devir İmam Rıza'nın (a.s.) devridir. Bu esnada davulcular şenlik davuluna vurmaya başlarlar ve çalgıcı başı tekrar zikir etmeye başlar: devir İmam Rıza'nın (a.s.) devridir. Biçarelerin imdadına koşan. Koro cevap verir: ey biçarelerin imdadı. Koronun işi bittiğinde klaksonlarını kenara bırakırlar ve çalgıcı başı şöyle der: imdada koşan! O esnada davulcular daha fazla bir şiddetle davullara vurmaya başlar.
Merasimin icrası esnasında dört davulcu timpani evinin sağ tarafında (kuzey) yüzlerini İmam'ın (a.s.) altın kaplama kubbesine çevirili ve küçük sandalyelere oturmuş halde ve altı klakson üfleyicisi de sırasıyla çalgıcı başının yanında ve timpani evinin sol tarafında (güney) dururlar ve uyum içerisinde timpani çalarlar.
Eskiden timpani çalgıcılarının vazifesi normal günlerde, özel durumlar ve münasebetlerde, özellikle bayram şenliklerinde Bayram Timpani Evi diye isimlendirilirdi.
TİMPANİ ÇALMA VAKİTLERİ
Şimdilerde matem günleri ve Muharrem ve Sefer ayları haricinde her gün ve günde iki nöbet olmak üzere yani gün doğumundan ve günbatımından önce yirmi dakika boyunca çalınmaktadır. Bayram şenliklerinde ise normal nöbetlere ek olarak iki veya üç nöbet daha çalınmaktadır. Sırasıyla güneş battıktan bir saat sonra ve güneş doğduktan bir saat sonra timpani çalınır. Ramazan ayında da seher vaktine iki saat kala ve müezzinlerin münacatından sonra yarım saat süresince ve sahur timpanisi unvanıyla bir nöbet çalınır. Güneş batmandan on beş dakika önce de iftar timpanisi çalınır. Nevruz şenliğinde saat değişimi esnasında da timpani evi merasim icra eder.
TİMPANİ EVİNİN TARİHÇESİ
Timpani binası,timpani sesinin şehrin tüm değişik bölgelerinde duyulsun diye genelde yüksek bir yerde ve şehir surların giriş kapısının üstünde veya şah saraylarının ilk giriş kapısının üstünde ya da sura veya kaleye yakın yüksek bir yerde bina edilir. Görünüş bakımından kule veya yuvaya benzer. Şekilsel olarak uzunlamasına veya kare ve saçaklı olur ve merdivenler vesilesi ile yerle bağlantısı kurulur. Mukaddes Rezevi Astanının timpani evi de aynı ihtiyaçtan dolayı eski Meşhet şehir merkezinin en yüksek noktası olan ve şuanda bulunduğu yerde bina edilmiştir. Böylece timpani sesi Harem ve şehirde duyulmaktadır.
Astanın timpani evi hakkında Kacarlar döneminden öncesine ait gerekli bilgiler elde bulunmamaktadır. Buhara Mehmannamesi yazarına ait haberde de binanın durumu ile ilgili her hangi bir nitelemede bulunmamıştır. Sadece Rezevi dergâhta özel bir mekânın varlığından söz edilmiştir. Bundan kasıt gölgelik veya hicri 1336 yılından önceki eski timpani evi olabilir. Burası timpani çalgıcılarının veya kulenin bulunduğu yer idi ki sonradan şimdi bulunduğu yere taşınmıştır. Ama şu kadarı kesindir ki; mevcut mekân Atik meydanının kubbenin doğu veya batısında oluşturulmamasından ve onun haremin etrafında bulunan birkaç binanın damlarında olmasından dolayı kendisinin tam olarak yeri belli değildir.
Eski timpani evi yaklaşık olarak şunada bulunduğu yerde idi. Bunun binası ise Kacarlar döneminde başlanmış ve Hacı Kavvam-ul Mülk tarafından tamamlanıştır. İtimad-us Sultane'nin yazdığına göre:
"... Aşağıdaki yol tarafında ve yolun son kapısının yukarısında merhum Hacı Kavvam-ul Mülk tarafından yapımı tamamlanan Hz. İmam'ın (a.s.) timpani evi bulunmaktadır".
Söz konusu bina bu gün var olan timpani evine oranla daha küçük ve daha kısa yapılmıştı. Tahta ve kerpiçten bina edilmişti. Atik meydanının (iç ana eyvan kapısı) batı eyvanının dam saçaklarının karşısında ve daha az bir genişlikte meydana getirilmişti. Tahtadan yirmi adet basamağa sahipti. Onun çatı damı timpani evinin saçaklarına yakındı. Doğrusu tavanı dikdörtgen ve kare şeklinde olan bir gölgelik hükmündeydi. Onun doğu tarafı geniş ok şeklinde bir tahtanın üstündeydi ve tahta sütunları aracılığıyla kemerlerin bitiştiği yerde sağlamlaştırılmıştı. Timpani çalıcılar mevcut yoldan ve tahta merdiveni aracılığı ile alttan timpani evine giriş çıkış yaparlardı.Sağlam olmaması ve sade malzemelerin kullanılmasından ötürü bu eski bina, zamanın geçmesi ile birlikte çürüyüp yıkıldı. Etrafı tahta kalaslarla ve halatlarla çevrili olduğu halde yıkılmayla karşı karşıyaydı. Miladi 1955 yılında onarmak ve yeni bir timpani evini inşa etmek için yıkıldı. Yeniden inşa etme işi dönemin başkan yardımcısı Muhammed Mehranın zamanında ve mühendis Kahramani ve mimar Hacı Ahmet Buyukinin gözetimi altında başladı ve miladi 1967 yılında bina inşası son bularak kullanılmaya hazır hale getirildi.
Timpani evinin yeniden inşasıesnasında eyvanın tabanı kırıldığından dolayı alındı ve ilk olarak iç ve dış saçak, hazır beton aracılığı ile birbirlerine bağlandı ve beton sütunlar alçı tavanla birbirine yapıştırıldı. Sonrasından da sütunların tam hizasında timpani evinin ayakları konularak timpani evinin tek parçalı beton iskeleti bunun üzerine konulmuş oldu. Yeni timpani evi inşası sırasında önceleri birkaç ay batı eyvanın üst kısmında ve saat kulesinin kenarında ve bundan sonrada dört yıl boyunca Abbasi eyvanının üst tarafında ve geçici tahta bir tahtın üstünde timpani çalınırdı. Bu durum yeni binanın bitimine kadar devam etti. Bu bina üç kattan ibarettir. Birinci katta timpani evinin araçlarına ait ambar, ikinci katta timpani çalgıcılarına ait ve batı tarafına açılan demirden yapılma iki pencere ile süslenen özel bir oda ve yukarı katta ise timpani evinin kulesi bulunmaktadır. Kule yaklaşık olarak3.2 metre yüksekliğinde ve eşit kenarlara sahip sekizgen şeklinde ve uzunlamasınadır. Timpani evinin yüksekliği 9.5 metre ve tasarısında 6.18*30 metre şekli kullanılmıştır. Kulenin tavanı ise on sekiz adet demir ayakla ikinci kata bağlanmış ve demirden bir merdiven, mühendislik bir proje ile onun etrafında çevrilmiştir. Dış bölgesinde ise kulenin saçak ağzında terli seramikten üç adet süs hattı çekilmiş ve onun yukarısında da kulenin dam ağzında firuze renginde tırtırlı dişler baştan başa kendilerini göstermektedirler. Timpani evinin iki alt katının da dış görünümü güzelim saçaklar vesilesi ile ve türlü türlü etkileyici renklerden terli seramik aracılığıyla birbirlerine bağlanarak süslenmiştir. Saçakların yapımı ve diğer inşaat işlerinin takip edilmesi Hacı Sadık Rafeti'nindenetimindeydi ve terli seramiklerin projesi de Mukaddes Astanın yazıtlarını hazırlayan Muhammed Hasan Rıdvan'ın kalemi ile yapılmıştır. Timpani evi yapımından günümüze kadar birkaç kez kısmi onarıma tabi tutulmuştur.
Dile getirilmesi gerekir ki; İran'da ve Mukaddes Astanda timpani evi birkaç yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Her ne kadar bu teşkilat ve bina ile ilgili olan klakson evi, şenlik evi, aydınlık işçileri, timpani evinin mehteri ve onbaşılığı, nöbet, davulların isimleri ve diğer sözcüklerden oluşan terimler unutulmaya yüz tutmuş ise de böyle kadim bir geleneğin varlığı ve bu edebiyatın isim ve hatırası ve bu geleneğin sözcüklerinin hayatta kalmasına vesile olmuştur.
ŞEHADET GECELERİ MERASİMİ (HUTBE OKUMA)
Her sene ve yılda iki gün İslam Devrimi Meydanı Hz. Rıza'nın (a.s.) velayetine bağlılarının azim cilvegahına sahne olmaktadır. Biri Aşura gecesi ve diğeri de Hz. Rıza'nın (a.s.) şehadet gecesidir. Bu geceler gelmeden önce Mukaddes Astanın başkanı tarafından ülkenin idari ve askeri makamları, aziz şehitlerin ve fedakârların aileleri ve Haremin hizmetkârları ve aileleri akşam ve yatsı namazlarına müteakip Dar-ul Hikmet salonunda toplanmaları için davet ediliyor. Tören ilk olarak vaizlerden birinin konuşması ile başlar. Musibetin hatırlanmasından sonra davetliler İslam Devrimi meydanına davet edilirler. Tabi davetliler giriş yapmadan önce hizmetkârlarDevrim meydanında baştan aşağı ellerinde yanık mumlarla sıraya dizilirler. Sonrasından da davetliler, Devrim meydanına giriş yapar ve timpani evinin eyvanında saygılı bir halde ayakta dururlar. Daha sonra da hizmetkârlar, huffaz ve Kuran karileri ellerinde laleler ve yanık bir mumla hüzünlü, kederli ve hizmet elbiseleri ile grup grup hizmetlilerin ve diğer davetlilerin önünden geçerler. Bunlar mevcut günlerle ilgili hutbe okurlar ve hutbe İmam-ı Zaman'ın (a.c.) mübarek ismi ile devam eder ve İslam Devriminin büyük Rehberinin ismini anmakla son bulur.
NÖBET DEĞİŞİMİ MERASİMİ
Her gün Sıfeh merasiminin sabah seansının bitiminden sonra yaklaşık olarak güneşin doğuşundan bir saat sonra bir önceki hizmetkârların nöbeti sona erer ve sonraki nöbetin zamanı gelir. Terim olarak kendisine Değişim ve Dönüşüm denilen özel bir merasimle Haremde hizmetkârların nöbet değişimi gerçekleşir. Her iki vardiyada bulunan elemanlar – hadimler, sericiler ve kapıcılar dâhil – Hatem-i Hani kubbesi salonunda veya Dar-us Saadet salonunda hazır bulunurlar. Onlar iki saf oluştururlar. Oluşturulan her iki safta vardiyanın hizmetlileri sırasıyla Hizmetkârlar, kapıcılar ve sericiler ayakta bulunurlar. Onların, huşu, saygı ve ihtiramla birbirlerinin karşısında durmaları gerekir. Bu esnada görevi biten ve Nurlu Ravza'nın yakınında ilk safta olan nöbet amiri veya yardımcısı yüksek bir sesle bir hutbe okur. Mevcut hutbe Allaha hamd ve senayı, Pak İmamların (a.s.) methiyelerini, Hz. İmam Rıza'nın (a.s.) ve İmam-ı Zaman'ın (a.c.) mübarek isimlerinin anılmasını içerir. Hutbe okunduktan sonra tüm hizmetkârlar kendilerine böyle bir hizmet nasip olduğu için şükür secdesine giderler. Sonra da görevleri biten vardiyanın görevlileri ile görevleri yeni başlayacak olan vardiyanın görevlileri birbirleri ile musafaha ederler ve böylece nöbet değişimi merasimi de son bulur.
TOZ TEMİZLEME MERASİMİ
Nurlu mekânda yapılan en azametli merasimlerden biri de Toz Temizleme merasimidir. Bu merasim kendine has bir teşrifat ile gerçekleşir. Toz Temizleme merasimi, yılda birkaç kez ve dini bayramlarda veya Masumlardan (a.s.) her hangi birinin kutlu doğumları ile birlikte Mukaddes Rezevi Astanı başkanı ve beraberindeki bir heyetle gerçekleşir. Mevcut merasimin düzenlenme şekli şöyledir: ilk önce belirlenmiş gün ve saatte hizmetkârlar, Rezevi Haremi tamamen boşaltarak tüm giriş kapılarını kapatırlar. Hizmetkârlar bu işe Korumaya alma manasına gelen Kark etme terimini kullanırlar. Bu aşamadan sonra Mutahhar Zari'in kapısı Mukaddes Astanın başkanı tarafından açılır ve halkın oraya bağışladığı adaklar tedricen toplatılır. Mevcut merasimin tüm aşamalarında Kuranın maneviyat bağışlayan tilaveti veya Ehl-i Beytin (a.s.) methiye ve mersiyeleri Rezevi Haremi baştanbaşa kaplamaktadır. Adakların toplanmasından sonra Şerefli Kabrin ve Mukaddes Zari'in içerisi misk ve gül suyu ile yıkanarak temizlenir. Son olarak Toz Temizleme merasimi, her yapıldığında bir toplantı belgesi hazırlanır ve başkanın ve mevcut merasime katılan diğer makamların imzasına sunulur. Merasimin sonunda ise Mukaddes Rezevi Astanı başkanı tarafından davetlilerin her birine bir miktar Zari'in iç tozu ve teberrük nebatını içeren bir hediye verilir.
MEYDANLAR
Meydanın Tarifi
İmamın (a.s.) Nurlu Kabirlerinin etrafında bulunan açık alanlara meydan denilmektedir. Meydanlar, kendilerine giriş yaptığımızda elimizi göğsümüze koyduğumuz ve Hz. İmama (a.s.) yüzümüzü çevirerek selam verdiğimiz büyük ve geniş alanlardır. Mevcut mekânlar ziyaretçilerin toplandığı ve eyvanlarının her köşe ve kenarlarında kendileri ile baş başa kalarak İmamları (a.s.) ile sırdaş olup niyazlarını dile getirmeye daldıkları yerlerdir.
Meydanlar, özel gün ve gecelerde dini merasimlerin yapıldığı yerlerdir. Matem günlerinde de halk, matem grupları şeklinde meydanlara gelir ve yas tutarlar. Bununla birlikte meydanlar, yılın birçok mevsiminde cemaat namazlarının ikame edildiği yerlerdir.
Salonların etrafında toplam olarak 9 tane meydan vardır. İslam Devrimi Meydanı, Özgürlük (Azadi) Meydanı, İslam Cumhuriyeti Meydanı, Kudüs Meydanı, Büyük Rezevi Meydanı, Kevser Meydanı, Gadir Meydanı, Hidayet Meydanı ve Rıdvan Meydanı.
Devrim Meydanı
İslam Devrimi Meydanı, Atik veya Eski Meydan olarak bilinen meydandır. Bu meydan Mukaddes Rezevi Astanın mübarek mekânları içerisinde en azametli ve en eski mekân olarak bilinir. Bu meydan Mutahhar Haremin kuzeyinde bulunur.
Onun güney kenarı, 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı ayakkabılıklar yolu ile Dar-ul Vilayet, Dar-uş Şeref, Dar-uş Şükür, Tevhithane, Kubbetullah, Verdihan ve Dar-uz Ziyafet olmak üzere altı salona açılır. Batı, kuzey ve doğu kenarları ise sırası ile Şeyh-i Tusi, Şeyh-i Tabersi ve Şeyh Hür-ü Amili bağlantı koridorlarına bağlanırlar. Mevcut geniş bina alanı, yaklaşık olarak 6740 metrekarelik bir alana sahiptir. İslam Devrimi Meydanının güney köşesinde tam da MutahharZari'in karşısında Çelik Pencere diye bilinen büyük bir pencere bulunmaktadır. Ziyaretçilerin birçoğu bu mekânda ziyarette bulunma ve feyiz almaya çalışırlar. Aynı zamanda hastalar da bu mekânda İmam (a.s.) vasıtası ile imdat isteyip yardım talep ederler ve hacetlerini söyleyerek şifa bulurlar. Şeyh Hür-ü Amilinin metfun olduğu serdab, meydanın kuzey köşesinde ve merhum Şeyh Muctaba Kazvini'nin kabri de meydanın batı köşesinde bulunmaktadır.
Mevcut yapı inşa projesi açısından dört eyvanlı yapıların içerisinde bulunmaktadır; güneyde Nadiri'nin altın eyvanı, kuzeyde Abbasi eyvanı, Saat eyvanı batı köşesinde ve Nukare eyvanı da meydanın doğusunda bulunmaktadır. Bunlar birbirlerine yakın bir şekilde yapılmıştır. Altın eyvan dışında geri kalan tüm büyük eyvanlar, meydana giriş ve çıkış yerleridir. Bununla birlikte her eyvanın her iki tarafında da ziyaretçilerin gidip gelmeleri için iki küçük güzergâh bulunmaktadır.
Devrim Meydanının iki mimarı bulunmakta ve iki ayrı zamanda inşa edilmiştir. Tarihi belgelere göre meydanın güney yarısı ve Altın eyvanı ilk olarak Sultan Hüseyin Baykara'nın bilge veziri Emir Alişir Nevayi tarafından hicri 875 yılında yapılmıştır. Meydanın kuzey yarısı, Abbasi eyvanı ve doğu ve batı köşeleri ise Safaviler döneminde Şah Abbas Safavinin ihtimamı ile birbirlerine yakın olarak inşa edilmişlerdir. Altın eyvanın girişinde bulunan ve Muhammed Rıza İmami hattı ile yazılan yazıt, binanın yapım tarihini de kapsamaktadır. Abbasi Görüşlerinin Âlemi kitabının ve şah Abbas'ın muasırı da olan yazar şöyle der: "miladi 1612 yılında ziyaret etmek maksadı ile Meşhetle müşerref olan şah Abbas, kuzey yarının yapımı ve binanın bitirilmesi için adım attı ve enfes terli seramiklerle donatılıp süslenmesini istedi". Bundan sonra da miladi 1683 yılında şah ikinci Abbas, meydanı tam olarak yeniden onardı. Binanın tarihi ve adı, meydanın kuzey eyvanının (Abbasi eyvanı) girişinde enfes bir seramiğin üstünde görülmektedir.
Belirtilmesi gerekir ki İslam Devriminden sonra kapı üstleri ve meydanın büyük eyvanları onarıldı ve meydanın zemin taşları da değiştirildi.
Devrim Meydanının Yüksek Eyvanları
Kuzey Eyvanı (Altın Eyvan)
Devrim meydanının en eski eyvanı olup meydanın güney köşesinin ortasında bulunmaktadır. Mevcut eyvan ilk olarak Safavi şahı Tahmasab döneminde altınla kaplandı. Ondan sonrada miladi 1732 yılında Avşarlı Nadir şah onu tekrar altınla kapladı ve ondan sonrada Nadiri eyvan olarak bilinmeye başlandı. Bu azametli eyvan, İran mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Çok fazla yapılan altın kaplamalı dalgalandırmalar da (moghrans) güzellik ve azametini ziyadeleştirmiştir.
Batı Eyvanı
Devrim Meydanının batı, kuzey ve doğu eyvanlarının her biri yüksek ve büyük dış kapılara sahiptir. Bunların dış kapıları bağlantı koridorlarını gözlemler şekildedir. Bab-ı Tusi diye isimlendirilen Batı eyvanı Devrim Meydanının batı bölgesinde olup Şeyh Tusi bağlantı koridorunun tam karşısındadır. Bu tarihi bina Safavi dönemine aittir. Eyvanın ön cephesinde gök mavisi zemine sülüs hattı ile Ayet-il Kürsü yazılan bir yazıt bulunmaktadır. Mevcut hat, hattat Muhammed Hüseyin Meşhedi'ye aittir. Yine eyvan kapısının kenarlarında Muhammed Hüseyin Meşhedi hattı ile İnsan suresi yazılmaktadır. Büyük kapının kuzey ve güneyinde mimar başı ve seramik pişiricisinin isimlerinin bulunduğu iki adet bergamot bulunmaktadır. Mevcut bergamotların altında şöyle yazılmıştır:
Ey gönül, cihan şahının kölesi ol ve şen ol
Sürekli ilahi lütfun himayesinde ol sekizinci İmam ve dinin sultanı Rıza
Gönülden öp ve bu dergâhın kapısında ol
Eyvanın içinde Ali Rıza Abbasi hattı ile Buhari ve Müslim'den de bir hadis yazılmış bulunmaktadır.
Kuzey Eyvanı
Bab-ı Tabersi diye isimlendirilen bu yüksek eyvan, Devrim meydanının kuzey bölgesinde bulunmakta olup büyük dış kapısı Şeyh Tabersi bağlantı koridoruna bakmaktadır. Mevcut eyvan, seramik döşeme sanatının benzeri az bulunan olağanüstü örneklerinden biri tanesidir. İçerisinde yazıtlar bulunmaktadır. Örneğin; eyvanın mihrap şeklindeki orta kemerinde Hz. Peygambere (s.a.a.) ve Pak İmamlara (a.s.) salavatlar yazılmıştır. Aynı şekilde kemerin alt kısmında da hattatın ismi ve yapım tarihi yazılmıştır: miladi 1649.
Eyvanın iç kısmındaki kemerde bulunan yazıtın ön cephesinde şöyle yazılmıştır:
Hz. Ayetullah İmam Humeyni'nin (yüce Allah onun varlığından Müslümanları nasiplendirsin) rehberliği ile Müslüman İran halkının haklı taleplerindeki mücadelelerinin hakkını eda etmek ve bu şerefli mekânda şehit olan ve yaralananların hatırası adına bu mekân Devrim Meydanı diye isimlendirilmiş bulunmaktadır. Miladi 1979.
Başka bir yazıt da eyvanın şah ikinci Abbas döneminde onarıldığını haber vermektedir. Abbasi eyvanının her iki doğu ve batı köşesinde de Nade Ali duası yazılmıştır. Mübarek Cuma Suresi de hattat Muhammed Hüseyin Meşhedi'nin eli ile ve sülüs hattı ile beyaz olarak eyvanın kenarlarında yazılmıştır. Üstünde miladi 1845 tarihi bulunmaktadır.
Doğu Eyvanı
Devrim Meydanının doğu bölgesindeki eyvan Bab-ı Hür-ü Amili diye isimlendirilmektedir. Eyvanın büyük dış kapısı Şeyh Hür-ü Amili'nin bağlantı koridorunu görmektedir. Mevcut eyvan Abbasi döneminin görkemli binalarından bir tanesidir. Batı eyvanına benzer bir şekilde ve ona yakın olarak inşa edilmiştir. Eyvanın ön cephesinde açık sülüs hattı ile mübarek Nur Suresi ve meydanın iç tarafından kapının üst kısmında da Müzemmil Suresi yazılmıştır. Yazıtın sonunda ise yazının hattatı Muhammed Hüseyin Şehit Meşhedi'nin ismi ve tarihi görülmektedir.
Hz. İmam Rıza (a.s.) hakkında İmam Sadık'tan (a.s.) bir hadis de eyvanın güzelliğine güzellik katmıştır. Eyvanın dış kapısının üst kısmında bağlantı koridoruna doğru üstünde on dört Masuma (a.s.) salavat yazılı bir yazıt bulunmaktadır. Yine Peygamber efendimizden (s.a.a.) bir hadis de çerçevede yazılı bir şekilde bulunmaktadır. Bu kapının üst kısmında Peygamber efendimizden (s.a.a.) ve Ali bin Maziyar'dan başka hadisler de bulunmaktadır.
Devrim meydanının kuzey bölgesinde Rezevi İslami İlimler üniversitesinin girişlerinden biri ve Şeyh Hür-ü Amilinin makberi bulunmaktadır. Devrim meydanında bulunan en önemli tarihi eserlerden bazıları Nadiri Sakahanesi (su evi) ve timpani evidir.

===============================

===============================

Azadi avlusunun eski büyük saati

İmam Rıza –s– türbesinin en eski ve en büyük saati Azadi avlusunun Güney eyvanında yer alan yüksek kulenin üst kısmında bulunuyor ve İmam Humeyni –ks– revakına bakıyor. Bu saat kutsal türbenin en eski ve ilk saati sayılıyor. İngiltere yapımı olan saati İran'ın dönem Sadr-i Azam'ı Emin-ül Mülk, Gacar şahı Nasıreddin döneminde kutsal türbeyi hediye etti. Saatin üzerinde yazılan tarih miladi 1893 yılına işaret ediyor, ki bu da saatin 110 yıl önce imal edildiğini gösteriyor. Bu saat ilkin İnkılap avlusunun Batı eyvanında yer alan kulenin üzerinde bulunuyordu, ancak 45 yıl önce oradan Azadi avlusunun Güney eyvanına taşındı. Görünen o ki bu saatin yerinin değiştirilmesi İnkılap avlusunun giriş bölümünün saatin ağırlığı yüzünden çökmesi yüzündendi ve gerekli onarımın yapılması ve saatin dayanıklılığı arttırılmasının ardından eyvanda betondan bir yapı inşa edilerek muarrak fayansla süslendi. Daha sonra şimdiki saat merhum Abdulhüseyin Muavin tarafından Almanya'nın Hamburg kentinden satın alındı ve ardından yeni inşa edilen binanın üzerine yerleştirildi.
Bu eski saat yıllarca elle kuruluyordu, fakat bir süre sonra ve Meşhed kenti elektrik enerjisine kavuşmasının ardından elektrikli saate çevrildi ve hali hazırda bir elektro motor yardımıyla çalışıyor. Buna göre saatin elektrikli motoru 15 metre uzunluğunda olan bir teli her 24 saatte bir geriyor ve elektrikler kesildiği takdirde saat 24 saat çalışabiliyor.

Kudüs avlusu

Kudüs avlusu Goherşad camiinin güneyinde, Şeyh Bahai çıkmazı ile İmam Humeyni –ks– avlusunun yeni revakının Güney kanadı arasında yer alıyor. Bu bina 5 bin metrekare alanı ile 6 girişi, 28 hücresi ve 1887 metrekare açık alanı bulunuyor. Bu avlunun odaları ise toplam 2534 metrekarelik bir alanı kaplıyor.
Kudüs avlusu da dört eyvanlı tarzda inşa edilmiştir. Avlunun Kuzey eyvanı Mirac eyvanı olarak anılıyor ve Goherşad camiinin Maksure eyvanının arkasında yer alıyor. Doğu eyvanı ise İmam Humeyni –ks– avlusunun yeni revakına uzanıyor. Kıble eyvanı olarak anılan Güney eyvanı ise kısmen büyük ve Maksure eyvanına benzer bir eyvandır. Avlunun Batı eyvanının girişi Şeyh Bahai çıkmazına açılıyor ve Bab-ul Enbiya adıyla anılıyor.
Kudüs avlusunun merkezinde Beytulmukaddes camiini andıran bir mimari ile inşa edilen bir bina yer alıyor. Binanın ebadı, Kudüs'ün esas ebadının tam sekizde biridir. Bina Kudüs binasına çok benzerdir ve bu yüzden müslümanların işgal edilen ilk kıblesini hatırlatıyor.
Binanın kubbesi altın kaplamalıdır ve içinde 60 bin litre kapasiteli bir su deposu bulunuyor.

Rezevi ulu avlusu

117 bin 584 metrekare alanı olan Rezevi ulu avlusu kutsal türbenin güneyinde yer alıyor. Bu avlu iki yoldan İmam Rıza –s– ve Hüsrevi No caddelerine uzanıyor ve Doğu ve Batı kanatlarından da Doğu ve Batı çıkmazlarına açılıyor.
Bundan başka bazı tali yollar da ulu avluyu İmam Humeyni –ks– revakına ve yine Kudüs avlusu ve Şeyh Bahai çıkmazına bağlıyor.
Rezevi ulu avlunun kenarlarında üç eyvan ve büyük giriş kapıları yer alıyor. Bu eyvanların ve girişlerin adı Güney kanadında Veli-yi Asr eyvanı, Doğu kanadında Kevser kapısı ve Batı kanadında da Kadir kapısıdır ve her eyvanın iki tarafında iki minare yer alıyor.
Rezevi ulu avlunun ebatları ise 363 metre boyunda ve 167 metre enindedir.
Öte yandan kıble kanadının önemi itibarı ile bu kanatta yer alan eyvan ve minareler öteki iki eyvana nazaran daha büyük ebatta inşa edilmiştir. Kılbe kanadında yer alan minarelerin yüksekliği 70 metre iken, diğer minareler ancak 57 metre boyundadır. Avlunun Doğu kanadının alanı 4682 metre kare ve Batı kanadının alanı da 4373 metre karedir. Avlunun inşaatı ise 1988 yılında ve kutsal türbenin alt geçidi inşaatı ile eşzamanlı olarak başladı.
Rezevi ulu avlunun döşemesi ise çeşitli taşlardan oluşur. Avlunun altında ise kutsal türbenin ziyaretçileri için inşa edilen park alanı yer alıyor.

Rezevi ulu avlunun Doğu ve Batı girişleri

Rezevi ulu avlunun Doğu ve Batı kanatlarında yer alan giriş bölümlerinde 26 metre yüksekliğinde ve beş katta binalar yer alıyor. Doğu kanadında yer alan binanın bulunduğu alan 23410 metrekaredir ve 4682 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Batı kanadında yer alan binanın bulunduğu alan 21865 metrekaredir ve yine 4373 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.
Avlunun doğusunda yer alan girişin adı Kevser kapısı ve batısında yer alan girişin adı Kadir kapısıdır. Burada her eyvanın girişinin eni yaklaşık 17.3 metre kadardır. Yine her giriş bölümünde beton ve metalden inşa edilen ve taş, fayans, muarrak fayans ve tuğla ile süslenen iki minare yer alıyor.

Goherşad camii avlusu

Kutsal Rezevi türbenin en muhteşem binalarından biri, Timuriler döenminde ve kameri 9. Yüzyılda inşa edilen Goherşad camiidir. Bu tarihi muhteşem bina kutsal Rezevi türbenin güneyinde yer alıyor ve Dar-ül Siyade ve Dar-ül Hifaz revaklarına uzanıyor.
Goherşad camii Timuri Şahroh kralın eşi ve kral Kıyaseddin Tarhan'ın kızı Goherşad sultanın emri üzerine miladi 1418'te İranlı ünlü mimar Kıvameddin Şirazi tarafından ve Timuri dönemine ait mimari tarzı ile inşa edildi.
Goherşad camiinin fayans işlemeleri Timuri çağının en önemli şaheserlerinden biridir. Caminin ve minarelerinin kubbe şeklinde çatıları, kendine özgü süslemeleri ve mukarnes tarzı ve türlü motifleri ve duvarların üzerinde kireç zeminde kabartma yazılar ve Timuri döneminin emsalsiz muarrak işlemeleri camiye eşine ender rastlanan güzel görüntü kazandırmıştır. Bu tarihi bina İran mimari sanatının en mükemmel örneklerinden biridir ve geleneksel mimarinin tüm özelliklerini bir arada barındırır. Caminin özellikle Maksure adı ile anılan Güney eyvanı 500 metrekarelik alanı, 37 metre boyu ve 25.5 metre yüksekliği ile caminin en muhteşem eyvanlarından biri sayılır.
Caminin dört bir yanı en nefis muarrak fayanslarla süslenmiş ve tüm duvarlarında ve odalarında Allah tealanın adları, Kur'an'ı Kerim ayetleri ve bazıları cami ile ilgili olan hadisler göze çarpmaktadır.
Timuri döneminin en güzel Süls yazarlarından biri olan Goherşad sultanın oğlu Baysüngür'ün emsalsiz tarihi kitabesi Maksure eyvanının tam ön tarafından en güzel Süls hattı ile ziyaretçileri hayran bırakıyor. Caminin inşa edildiği tarih de bu kitabede yer alıyor.
Caminin mihrabı tek parça mermer taşı ve çeşitli süslemeleri ve mukarnes işlemelerin ortasında bir kitabe ile o dönemin mimari sanatının en güzel örneklerinden birini sunuyor.
Caminin Sahib Zaman –s– minberi ise Maksure eyvanının mihrabının yanında tarihi mazisi ile önem arz ediyor. Bu enfes minber ceviz ve armut ağacından ve münebbet işleme ile ve hiç bir çivi kullanılmaksızın Gacar şahı Fethali döneminin ünlü münebbet ustası üstad Muhammed Neccar Horasani tarafından yapılmıştır. Sahib Zaman –s– minberi miladi 1907 yılında ise merhum üstad Haydar Niknam Gülpaygani tarafından restore edildi.
Goherşad camiinin yüksek kubbesi Maksure eyvanı üzerinde binanın azametine daha da azamet katıyor. Kubbenin yüksekliği yaklaşık 41 metre ve iki kaplamasının arasında kalan boşluk ise 10 metre kadardır. Kubbenin dış yüzeyi tuğlalar ve Küfi hattı ile yazılan bir kitabe ile süslenmiştir. Bu eyvanın iki tarafında her biri 43 metre yüksekliğinde olan iki minare yer alıyor ve her minarenin üzerinde bazı kitabeler göze çarpıyor.
Goherşad camiinin avlusu 2800 metrekare kadardır. Esas binanın yüzölçümü ise 9400 metrekaredir. Caminin binası 8 büyük eyvan ve 7 şebistandan oluşuyor. Maksure eyvanının ardında kalan kubbenin alanı tek katlı şebistanları ile beraber caminin çeşitli bölümlerini birbirine bağlıyor. Güney eyvanı Maksure eyvanı olarak anılırken, Kuzey eyvanı da Dar-ül Siyade eyvanı olarak anılıyor. Doğu eyvanı İtikaf ve Batı eyvanı ise Şeyh Bahaeddin eyvanı adı ile anılıyor.
Caminin inşaatına emreden Goherşad sultanın adı, Dar-ül Siyade evyanında muarrak fayans üzerine ve Süls hattı ile sarı renkte yazılmıştır. Bu eyvan ayrıca çok güzel muarrak işleme ile süslenmiş ve giriş bölümünde Gacarlar dönemine aite gümüş bir pencere yer almaktadır.
Goherşad camiinin Doğu ve Batı eyvanları ise seçkin muarrak işlemeleri ve Süls hattı ile yazılan kitabeleri ile camii İmam Humeyni –ks– revakı ve Şeyh Bahaeddin çıkmazına bağlıyor.
Bu cami zaman sürecinde çeşitli insani ve doğal etkenler yüzünden büyük hasarlara uğradı. Örneğin miladi 1673 yılında yaşanan bir deprem sırasında cami ciddi hasara uğradı, fakat depremin ardından yeniden onarıldı. Cami bir kez da miladi 1912 yılında Rus'ların bombardımının ardından yeniden restore edildi. Bombardımanda caminin kubbesi ve eyvanları yıkılmıştı.
Goherşad camiinin kubbesi, Maksure eyvanı ve yine Doğu ve Batı eyvanları 1921 yılında bir kez daha temelli bir şekilde restore edildi.

Kutsal türbenin girişleri

Kutsal türbede yer alan tüm binaları şekillendirmek üzere bir takım giriş bölümleri tasarlanmış ve inşa edilmiştir.
Şirazi, Navvab Safevi ve Terbesi caddelerinde olmak üzere üç giriş bölümü toplam 70 bin metrekarelik bir alan üzerinde inşa edilmiştir.

Şirazi girişi:
Şirazi girişi, ziyaretçilerin Şirazi caddesinden kutsal türbeye girmeleri için 24625 metrekarelik bir alan üzerinde ve 25492 metrekarelik yüzölçümü ile kutsal türbenin Batı kanadında inşa edilmiştir.
Navvab Safevi girişi:
Bu giriş de ziyaretçilerin Navvab Safevi caddesinden kutsal türbeye girmeleri için 16164 metrekarelik bir alan üzerinde ve 16850 metrekarelik yüzölçümü ile kutsal türbenin Doğu kanadında inşa edilmiştir.
Tebersi girişi:
Bu giriş de ziyaretçilerin Tebersi caddesinden kutsal türbeye girmeleri için 26923 metrekarelik bir alan üzerinde ve 27715 metrekarelik yüzölçümü ile kutsal türbenin Kuzey kanadında inşa edilmiştir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile